Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik

Ömür Çelikdönmez
Ömür Çelikdönmez
Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik
07-02-2026

Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik

Brüksel, savunma stratejisini yeniden gözden geçirirken Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Türkiye’ye daha görünür ve işlevsel bir rol vermeyi tartışmaya açmış durumda. Bugüne kadar Ankara’nın AB üyeliğini engellemek için ipe un seren, bin dereden su getiren Avrupa Birliği, yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından adeta bir “stratejik aydınlanma” yaşayarak Türkiye seçeneğini yeniden güncellemek zorunda kalmıştır.

Bu yön değişikliğinin arkasında birden fazla neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa Birliği’ni Ukrayna savaşı bağlamında Kiev ile Moskova arasında varılacak bir anlaşmaya karşı çıkmamaya zorlayan yaklaşımıdır. Washington’un Avrupa güvenliğini ikincil plana iten bu tutumu, AB’yi kendi askerî ve stratejik kapasitesini sorgulamaya sevk etmiştir. Trump yönetiminin Grönland’ı açıkça ABD’nin yeni bir eyaleti hâline getirme yönündeki söylemleri ise Avrupa açısından transatlantik ilişkilerin artık mutlak bir güvenlik şemsiyesi sunmadığını gözler önüne sermiştir.

Diğer önemli bir etken ise Avrupa Birliği’nin, savaş sonrası Ukrayna’nın güvenliği ve istikrarı konusunda Türkiye’yi kilit bir ortak olarak görmeye başlamasıdır. Karadeniz dengeleri, NATO içindeki askerî ağırlığı, sahadaki operasyonel tecrübesi ve diplomatik arabuluculuk kapasitesiyle Türkiye; AB açısından artık “göz ardı edilebilir bir aday” değil, Avrupa güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir aktör olarak konumlanmaktadır.

Türkiye kilit ve güçlü ülke…

Türkiye; iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomik istikrar gibi alanlarda Avrupa Birliği’nin vazgeçilmez ve kilit stratejik ortaklarından biridir. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) coğrafyasında sahip olduğu tarihsel derinlik, jeopolitik konum ve çok boyutlu diplomatik kapasite sayesinde Türkiye, yalnızca bir bölge ülkesi değil; denge kuran, yön veren ve sahayı şekillendiren etkili bir jeopolitik aktördür.

Bununla birlikte Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle geliştirdiği kurumsal, ekonomik, kültürel ve güvenlik temelli ilişkiler; Ankara’yı Doğu ile Batı arasında stratejik bir bağlayıcıya dönüştürmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında derinleşen iş birliği, Türkiye’nin Avrasya’daki nüfuz alanını genişletirken; enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden Türkiye’nin jeostratejik ağırlığını artırmaktadır.

Türkiye’nin son yıllarda hızla gelişen yerli ve millî savunma sanayii ise bu stratejik kapasitenin askerî ayağını oluşturmaktadır. İnsansız hava araçları, hava savunma sistemleri, deniz platformları ve elektronik harp kabiliyetleriyle desteklenen Türk Silahlı Kuvvetleri; yüksek operasyonel tecrübesi, caydırıcılığı ve çok cepheli harekât yeteneğiyle yalnızca NATO içinde değil, yakın coğrafyada da belirleyici bir güç konumundadır. Bu askerî kapasite, Türkiye’nin diplomatik etkisini sahada somut sonuçlara dönüştürebilen nadir ülkelerden biri olmasını sağlamaktadır.

AB’nin Türkiye perspektifi neden değişti?

Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı köklü biçimde değişmiştir. Bu değişim, diplomatik bir yumuşama ya da geçici bir siyasi manevra değil; enerji güvenliği, askerî kapasite ve jeopolitik zorunlulukların dayattığı bir gerçekliğin sonucudur. Brüksel, uzun süre mesafeli durduğu Ankara’yı artık Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutamayacağını kabul etmektedir.

Savaş, Avrupa’nın enerji alanındaki zayıflıklarını açık biçimde ortaya koymuştur. Rus gazına olan bağımlılık, Kuzey Akım hatlarının devre dışı kalmasıyla ciddi bir kriz yaratmış; LNG ithalatı ise pahalı, sınırlı ve ABD’ye bağımlı bir çözüm olarak kalmıştır. Yenilenebilir enerji hedefleri kısa vadede arz güvenliğini sağlayamamış, Avrupa’yı enerji açısından kırılgan bir konuma sürüklemiştir. Bu koşullarda enerji, teknik bir mesele olmaktan çıkmış ve doğrudan güvenlik meselesine dönüşmüştür.

Türkiye bu noktada Avrupa için vazgeçilmez bir konumdadır. Hazar havzası, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Rusya kaynaklı enerjinin Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin coğrafi ve siyasi konumu alternatifsizdir. TANAP, TürkAkım ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi hatlar, Türkiye’yi enerji üreten değil ama enerji akışını yöneten bir ülke haline getirmiştir. Kriz dönemlerinde bu tür bir kontrol gücü, tedarik miktarından çok daha stratejik bir anlam taşımaktadır.

Karadeniz ve Boğazlar üzerindeki denetim de Avrupa’nın enerji güvenliği açısından kritik önemdedir. Karadeniz’den çıkan petrol ve diğer enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşması Türkiye’nin kontrol ettiği geçiş yollarına bağlıdır. Montrö Sözleşmesi çerçevesinde sağlanan bu denetim, yalnızca askerî geçişleri değil, enerji taşımacılığının güvenliğini ve sürekliliğini de etkilemektedir. Ukrayna savaşı sonrası Karadeniz’in güvenliği konusu, bu nedenle Avrupa için Türkiye’siz düşünülemez hale gelmiştir.

Enerji boyutunun yanında Türkiye’nin askerî gücü de Brüksel’in stratejik hesaplarında belirleyici bir yere oturmuştur. NATO’nun en büyük kara ordularından birine sahip olan Türkiye, sahada hareket kabiliyeti, operasyon tecrübesi ve savunma sanayii altyapısıyla öne çıkmaktadır. Ukrayna’ya barış gücü gönderme ihtimali, Ankara’yı yalnızca diplomatik değil, fiilî bir güvenlik aktörü haline getirmektedir. Enerji hatlarının, limanların ve kritik altyapıların korunması, askerî güç olmadan sürdürülebilir değildir ve Avrupa bunu net biçimde görmektedir.

Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası da Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Yıkılan enerji altyapısının onarılması, iletim hatlarının güvenliğinin sağlanması ve ülkenin Avrupa enerji sistemine entegre edilmesi, Türkiye’nin lojistik, mühendislik ve askerî kapasitesi olmadan zor görünmektedir. Bu durum, Ankara’yı sürecin kenarında duran bir ülke değil, doğrudan uygulayıcı ve dengeleyici bir aktör haline getirmektedir.

Bu tablo, Avrupa Birliği’nin uzun süre öne çıkardığı “demokratik gerileme” eleştirilerinin neden geri plana itildiğini de açıklamaktadır. Enerji arzı, askerî güvenlik ve jeopolitik denge söz konusu olduğunda normatif söylemler ikinci plana düşmektedir. Bu, Avrupa açısından bir çelişki değil; kriz dönemlerine özgü sert bir gerçekçiliktir.

Sonuç olarak Avrupa’nın Türkiye’ye yönelimi bir tercih değil, zorunluluktur. Enerji akışının güvenliği, Karadeniz ve Ukrayna merkezli yeni güvenlik düzeni ve askerî caydırıcılığın sahada karşılık bulması Türkiye olmadan mümkün değildir. Brüksel, stratejisini gözden geçirirken idealist söylemlerden çok gerçeklere bakmakta ve bu nedenle rotasını yeniden Ankara’ya çevirmektedir.

Türkiye AB açısından vazgeçilmez bir aktör…

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, geçtiğimiz Cuma günü Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bir araya geldi. Görüşmelerin ana gündem maddesini Gümrük Birliği’nin modernizasyonu oluştururken, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz hattı üzerinden yürütülecek bağlantısallık projelerinde daha yakın iş birliği yapma kararı aldığı görüldü. Bölgesel çatışmaların yoğunlaştığı, güvenlik kaygılarının öne çıktığı bir dönemde gerçekleşen bu ziyaret, Kos’unTürkiye-AB ilişkilerinde yeni bir bakış açısına ihtiyaç var” mesajıyla dikkat çekti.

Brüksel’den Ankara’ya yapılan bu temas, Avrupa Birliği’ninMade in Europe” stratejisi kapsamında sanayi üretimini güçlendirmeye çalıştığı; ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomiden güvenliğe uzanan politikalarının alışılmış iş yapma biçimlerini zorladığı ve Avrupa başkentlerinde stratejik belirsizlik yarattığı kritik bir döneme denk geldi. Bu bağlamda Ankara ziyareti, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Avrupa’nın değişen küresel güç dengelerine verdiği bir yanıt olarak da okunuyor.

Türkiye, 1987’den bu yana Avrupa Birliği’ne aday ülke konumunda bulunuyor; resmi adaylık statüsü ise 1999 yılında tanındı. Ancak Türkiye’nin Birliğe entegrasyonu fikri, yıllar içinde coğrafi, tarihsel, jeopolitik ve kültürel tartışmaları da beraberinde getirdi. Otuz yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreci, Brüksel ile Ankara arasındaki ilişkinin ne denli karmaşık ve çok katmanlı olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda Avrupa-Türkiye hattındaki diplomatik fay hatlarını da görünür kıldı.

Bugün gelinen noktada ise Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomi gibi alanlarda Avrupa Birliği’nin kilit stratejik ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde sahip olduğu jeopolitik konum, kriz yönetimi kapasitesi ve diplomatik ağırlık, Türkiye’yi AB açısından vazgeçilmez bir aktör hâline getiriyor.

Bunun yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı gücü, Boğazlar üzerindeki stratejik kontrolü ve Ukrayna’ya barış gücü gönderme iradesi, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki jeopolitik değerini daha da artırıyor.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

омюр челикдёнмез, Дикгазете

Seçilmiş Kaynakça

https://x.com/i/status/2019800814932447695

https://www.bbc.com/turkce/articles/c8rmr5d7mgvo

https://www.eeas.europa.eu/turkey/european-union-and-turkey_en?s=230

https://www.dw.com/tr/ab-komiseri-ankarada-gümrük-birliği-tarttışıldı/a-75845661

https://www.cidob.org/publicaciones/turkey-and-european-union-difficult-critical-relationship

https://www.touteleurope.eu/l-ue-dans-le-monde/adhesion-de-la-turquie-a-l-union-europeenne-ou-en-est-on/

Ömür Çelikdönmez
Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez kimdir?

1965 Nazilli / Aydın doğumlu. İlk orta ve liseyi Isparta’da bitirdi. Isparta Gazeteciler Cemiyeti üyesi olarak, çeşitli gazetelerin (Türkiye, Milli Gazete, Antalya Ekspres vs) Isparta muhabirliğini yaptı. 

Isparta’da neşredilen mahalli gazetelerde haber, yazı ve şiirleri yayımlandı. (Gülkent, Demokrat Isparta, Senirkent Postası vs.) 1984-1985’te Erzurum Atatürk Üniversitesinde Felsefe öğrenimi gördü. 

1985-1993 arası İzmir Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünde okudu ve mezun oldu. 

Isparta’da bir siyasi partinin basın müşavirliğini üstlendi ve parti bülteni (Arkadaş) yayınladı. 

Arkadaş FM radyosunun editörlüğünü yürüttü. 

12 Eylül 1994’te Tunceli iline felsefe öğretmeni olarak atandı. Tunceli’de görev yaptığı iki yılda ‘Gökkuşağı’ isimli kültür sanat edebiyat dergisini yayınladı. Ayrıca ‘Dört Mevsim Tunceli’ konulu fotoğraf sergisi açtı. 

Millî Gazete ve Yeni Şafak’ta yazıları yayınlandı. 

Öze Dönüş, İmza, Rind, Paye, Büşra, Palandöken, Avaz, Teos, Açılım, Vizyon, Mor Taka, İktibas, Teneffüs, Cem, Yeşilay, Türk Yurdu, Senirkent Yükseliş, İzmir merkezli Yurtta Uyanış, Zonguldak'ta yayınlanan Zonkişot ve Yörünge gibi dergilerde yazı ve şiirleri neşredildi. 

1991’de İzmir’de yayınlanan Taşra dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. 

Yine İzmir’de yayımlanan Harman ve Açılım dergilerinin yayın kurulunda yer aldı. Ezcümle Dergisinin sanat danışmanlığını ve yayın yönetmenliğini üstlendi.

‘Milli Sinema’ ile ilgili bir makalesi, TÜRSAK 93 Sinema Yıllığı’na alıntılandı. 

İlk şiir kitabı ‘Mavi Düş’, İzmir’de Teos yayınlarından 1995’te çıktı. 1996-2002 arası Zonguldak İli Devrek İlçesinde görev yaptı. 

Devrek Lisesi ve Devrek İmam Hatip Lisesi’nde felsefe grubu derslerine girdi. 

2000 yılında Devrek Tarihi kitabı, Devrek Ticaret ve Sanayi Odası’nca yayımlandı. 

Devrek Tarihi kitabı, lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında kaynak gösterildi, atıfta bulunuldu. 

1996-2002 arası Devrek ve Zonguldak’ta yayınlanan Devrek Vizyon, Teneffüs, Devrek Genç Görüş, Eğerci’nin Sesi, Kuvayı Milliyeciler dergilerinde ayrıca Yeni Devrek, Devrek Eksen, Devrek Turizm Gazetesi, Devrek Paragraf ve Devrek Postası gazetelerinde bölge tarihine yönelik araştırmaları yayınlandı.

Zonguldak'ta yayın yapan yerel TV kanalında “ Tarihimize Yolculuk” başlıklı programı hazırladı ve sundu. 

2002’de 18. Uluslararası Baston ve Kültür Festivali Tanıtım Rehberi’ni hazırlayan ekipte yer aldı. 

Sempozyum ve Bienallere katıldı, bildiriler sundu. 

Eğitim iş kolunda faaliyet gösteren Türk Kamusen'e bağlı Türk Eğitim-sen sendikasının ilçe temsilcisiydi. 

Devrek’te görev yaptığı yıllarda bölge kültürüne ve tarihine katkıları nedeniyle Devrek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce ‘Teşekkür’, İlçe Kaymakamı tarafından ‘Takdir’ belgesi ile ödüllendirildi. 

2003 Ocak’ta Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine atandı. 

Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın Basın Müşavirliğini yaptı. 

2011’de Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünde görevlendirildi. 

2009’da ‘Efsane Doktor Sadettin Sarı Murat’ kitabı, yine aynı yıl ‘Baston Tarihi / Devrek'ten Bastonla Tarihe Bakış’ kitabı yayımlandı. ‘Baston Tarihi Devrek'ten Bastonla Tarihe Bakış’ kitabın, yasal olmayan şekilde telif ücreti ödenmeden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca ‘Bastonlar’ başlığı ile korsan baskısı yapıldı. haberşanlıurfa, akdenizhaber, haberakdeniz.com.tr, www.ahval.net, haberzonguldak2, haber10, timeturk, fikrikadim, kafkassam, dikGAZETE.com ve MHP Erzurum eski Milletvekili Rıza Müftüoğlu'nun sahibi ve genel yayın yönetmeni olduğu Türk Meclisi internet sitesinde, jeopolitik ve jeostrateji konularında yüzlerce makalesi yayınlandı. 

2013-2018 arası Resmi Gazete’nin basıldığı Başbakanlık Basımevi’nde Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri kadrosuyla çalıştı. 

Isparta ili tarihi ve kültürüne yönelik araştırmalar yapan, ilmi toplantı ve geziler düzenleyen Hamideli Derneği’nin genel sekreterliğini üstlendi.

Halen, dikGAZETE.com haber sitesinde araştırma/analiz yazılarını sürdürmektedir.

.

dikGAZETE.com

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?