Korona” aşağı, “korona" yukarı derken, bir kaç hafta daha bu virüs belası gündemde kalacak gibi.

Birbirinden uzman kişilerin önlem olarak ifade ettiği hususların tamamı, insanların fazla yakınlaşmamaları, hijyene önem verilmesi, ellerin Türk gibi yıkanması ve kalabalık ortamlardan uzak durulması yönünde.

Telefon, tablet, bilgisayar gibi neredeyse “kuma” özelliği bulunan vazgeçilmez cihazlarımız için ne gibi önlemler alınmalı diye, bilişim ve iletişim STK’sı olmasak da bir iki tavsiyede bulunmakta fayda var...

Sadece telefonlar da değil elbette, kılıfların da çok iyi dezenfekte edilmesi gerekir. 

Normalde el yıkamak ya da kişisel mesafelerimizin 1-2 metre olduğunu bilerek saygı duyulmasını beklemek neredeyse hayal iken, şimdilerde toplum adeta bilinç düzeyi sıçraması yaşıyor.

Coronavirüs dünyayı trollüyor mu bilemeyiz ama dünyayı imana getiriyor ya da insanlar, corona virüs sayesinde farkındalığın fevkinde dersek yeridir. 

Koronavirüs yüzünden evden çalışma disiplinine geçen birçok insana rastlayabilirsiniz. 

İşin garip tarafı, sırf  sevdikleriyle beraber vakit geçirmek isteyenlerin “sokağa çıkma yasağı ilan edilsin” diyerek beklenti içinde olması ya da bir ses kaydının “askeriyeden biri yollamış” gibisinden “WhatsApp” üzerinden dolaşıma sokulup insanlarda panik havası oluşturup stokçuluğa yönlendirmeye çalışması ise çok acı.

Bir diğer acı durum ise Avrupa’da neredeyse tüm ülkelerin yaşlıları gözden çıkarma politikalarının ülkemizde de uygulamaya konulmasını bekleyenlerin durumu. 

Neyse ki devlet başkanımız kadim Türk devletinin ve inancımıza olan sadakatimizin bir göstergesi olarak yaşlıları koruma altına alan açıklamayı yaptı ve adeta mazlum milletleri esir almaya çalışan tüm virüsleri de bir cümleyle karantina altına aldı.

Camilerin ve özellikle Diyanet’in atıl kaldığı düşünülen bu salgın sürecinde cemaatle namaz kılmak da camilerde yasaklandı; gerekçe olarak elbette ki salgın önlemleri gösterildi. 

Bu vesile ile dijital dönüşümle, devlet ve millet de kaynaşmanın ötesinde dijital hizmet ve ürünlerin avantajlarından faydalanan bir topluma aniden evrildik diyebiliriz...

Yaşlı ve hastalara öncelik veren, taşıma parası almayan “iste gelsin, getir” gibi uygulamaları kullananların sayısında büyük artış gözlendi. 

Son günlerde devlet başkanları, tele konferans yöntemi ile toplantılar gerçekleştirdi.

Hal böyle olunca, devletlerin en üst kademesinden en alt seviyesine kadar dijitalleşen bu dünyada dijital namaz, cemaatle saf tutan dijital namaz uygulamaları veya platformları da pek yakında gündeme gelebilir mi diye düşünmekten İnsan kendini alı koyamıyor. 

Üstelik sevdiğiniz birinin herhangi bir yerde kıldırdığı namaza sistem üzerinden sanal gerçeklikle katılmayı kim istemez ki!..

Koronavirüs, “şer” olarak bilinen kötü bir durum olarak adlandırılıyor.

İnananların bildiği “her şerde bir hayır vardır” gibi bir yaklaşımın derinliğine inmeden günümüze baktığımızda, buşer” durumun ne gibi hayırlara vesile olacağını kimse bilemez elbette; ancak, bugüne dek okuduğu ve anlattığı Arapça duaların açıklamasını anında yapabilen sistemlerin, cemaati olmadığı halde maaş alan imamların anlık denetimini yaparak verimli çalışmalarını sağlayan performans değerlendirme yapabilen sistemlerin Diyanet tarafından desteklenmesini beklemenin ve istemenin belki de tam zamanı.

Hatta belki de Diyanet İşleri Başkanımız ve ilgili dairelerin uzman din işleri sorumluları, interaktif olarak ibadetler yaptırıp, şu anda toplu ibadetlerin, virüs nedeniyle kapandığı bu dönemde “evlerinden katılım sağlayabilen dijital topluluklarla” ibadete daha yeni bir yaklaşım da getirebilirler. 

Dijital tekniklerin ön plana çıktığı bu virüs sonrası, dışarı çıkmadan iş görebilmenin tek yolu yine dijitalden geçiyor. 

Milli Eğitim Bakanlığı “eba" platformu üzerinden öğrenci, öğretmen ve veliler için dijital eğitime ağırlık verdi; ancak yaşanan yoğunluk nedeniyle, sistemin yavaş olduğu da herkesin eleştiri getirdiği bir duruma döndü. 

Üstelik “eba" internet sayfasında “güvenli bağlantı” olmaması, “çerezler”in topladığı veriler ise çok ama çok üzücü. 

İstanbul Üniversitesi de dijitalleşen dünyaya zaten uzaktan eğitim (AKSİS ) platformu üzerinden başlamıştı ama kullanıcı deneyimi açısından çok da “başarılı ve güvenli bir dijital altyapısı var” diyemiyorduk. 

Belki de bu virüsten sonra herkes dijital eğitim platformlarının daha kullanılabilir bir seviyede olması için dijital olarak taleplerini arttırır.

Bu süreçte önde gelen herkes, çocukların evde geçirdikleri zamanı bol miktarda bilgi yüklenerek sürdürebilmeleri için önerilerde bulundu.

“https://services.tubitak.gov.tr/dergi” bağlantısını paylaşan sanayi bakanımız Mustafa Varank’ın paylaşımını görür-görmez sevinenlerden biri oldum diyebilirim. Ancak bağlantıya tıkladığımda içeriğe erişemedim. 

Maalesef halen daha erişim yok. 

TÜBİTAK’tan yapılan açıklamada “yaşanan yoğunluk nedeniyle erişimin olmadığı ve kısa süre içerisinde sorunun çözüleceği” bilgisi verildi ama ne zaman. 

Aslında eleştiri getirmek kolay ve zor olan çözüm üretmek. 

Daha da zor olanı, “devlete nasılsa kapak attım, çok önemli iş yapıyoruz” diyenlere en ufak bir tavsiyede bulunulduğunda kulak arkası edilmesi, maalesef halen daha önlenemiyor ki koskoca bakanın faydalı paylaşımı adeta trollenmiş oluyor. 

Şimdi, dijital süreç yönetimleri ve dijital denetim mekanizmaları devreye alınmayacaksa ne zaman bu işler rayına oturur sizce?

Miraç gecesi, “Burak” avına çıkıp müslümanlıktan bahsetmekle, sevdiğini iddia ettikleri nice kimselere “cennet kokulu” demekle veya işin ehline verilmesi gerektiği bilindiği halde işin ehillere verilmemesi ise daha nice dijital sorunların artmasına ya da verimsiz çalışmalarla, bilginin peşinde olanlara büyük zararlar verebiliyor.

Bu arada umalım da, FETÖ’nün bilişim altyapısı ile bezenen kamu kurumlarımız, coronovirüs nedeniyle daha ciddi zararların yaşanmasına vesile olmasın. 

FETÖ, şimdi ne alaka” dediğinizi duyar gibiyim…

Kimin FETÖ’cü olduğu belli olmayan bir dönemde, veri tabanlarına erişen birileri, belki de önceden belirlenen kişilerin karantinaya alınmasını sağlayıp, farklı planlarını uygulamaya koymaya çalışabilirler. 

Hiç kanser olmadığı halde, bilgisayar sistemlerindeki güvenlik zaafiyetinin önlenmemesinden ötürü nasıl aslında “negatif” olan sonuç “pozitif”e çevriliyor ve durup dururken kemoterapiye maruz kalıyorsa, “aynı yöntemle koronavirüs test sonuçları da manipüle edilebilir mi?” diye sormak hepimizin hakkı olsa gerek!

Şimdilik bilemeyiz ama devlet başkanımızın bu hususta yapılacak denetimlerde Türk gençliğinden başka güvenebileceği kim varsa lütfen artık bir adım öne çıksa ne iyi olur! 

Sonra ateş düştüğü yeri yakmasın da gerisi önemli değil...

Coronavirüs süreci nedeniyle evlerinden çıkmadan bilginin peşinde koşanlara “edX” eğitim platformunu tavsiye ederim. 

Harvard, “MIT” gibi daha birçok üniversitenin akademisyenleri tarafından verilen ÜCRETSİZ eğitimlere göz atmanın tam zamanı.

Yabancı dil öğrenmek isteyen çoluk-çocuk herkese “dualingo” uygulamasını telefona ya da tabletlerine indirmelerini önerebilirim.

Ayrıca, binlerce ücretsiz kitabı avucunuzun içine getiren “kindel”ı da 7’den 77’ye herkese tavsiye ederim.

Üstünsüz geçiş hakkı olduğunu sanıp yüreklere, zihinlere virüs tohumları atıp kaçanların ivedilikle karantinaya alınmalarını, iş bilen, işin ehli olan ve Allah’tan başka kimseye biat etmeyen asil Türk gençliğinin tez zamanda, dijital işgal altında bulunan tüm platformlarda sadece ve sadece bilgi ile ışık olup karanlık tüm sokakları aydınlatmalarını milletçe beklemekteyiz.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir