Korku salan devletten, gönül kazanan devlete geçiş, dünya devleti olmanın yol taşlarını döşer…

Dünyada söz sahibi olmak istiyorsan, dünyayı bünyende barındırmak zorundasın” diyerek sözlerimize başlayalım…

Devlet” denilen aygıt (mekanizma) temsiliyetini yaptığı milletin (şiar’ın) yegane savunma aracı ve aynı zamanda koruma kalkanıdır. 

Alınan kararlar ve uygulamalar neticesinde Devletler, itibar kazandıkları gibi itibarlarını da zaman zaman kaybetme durumunda kalabilirler.

Dünya üzerinde yaşanılan savaşlardan arta kalan yıkımların kalıntıları, toplumların hafızalarını da çalkantılı şekile sokmuştur” dersek yanılmayız.

Böylelikle, kendi toplumundan (hafızasından) kopmuş şekilde ve kendi bildiğini okurcasına planlamalar yaparak uygulayan devlet aygıtının, zamanla ait olduğu milletin rotasından ayrılarak ters düşmesi bile kaçınılmaz olabilmektedir.

Bu ters düşme durumu, zamanla yabancılaşma ve reddedişlere yerini bıraktığı durum itibari ile devlette yıkılış ve yok olma süreci, dönüşü olmayan şekilde tetiklenmiş ve harekete geçmiş demek anlamına gelmektedir.

Dünyanın tarih sahnesi, başından sonuna kadar incelenirse, pek çoklarının iddiası “Cihan devleti” olmak olsa da cihan devleti olabilenine rastlamak mümkün değildir.

Nedenine gelirsek;

Sistemler (devlet aygıtı), insanlık tarihi boyunca uygulanan tüm yönetimler ve işleyişin, korkulardan beslenme tarzını terk edemediği gibi, kolay yöntem olan korkulardan beslenerek hayatta kalma serüveni içerisinde devamlılıklarını garanti altına alma yolunu tercih etmiş olduklarını söylemek, taşı gediğine oturtmak anlamına gelecektir.

Nedir bu korkulardan beslenerek hayatta kalma ve kendi devamlılığını garanti altına alma saplantısı!

Bilinen en kolay yönlendirme şekli olan, korkuları ve şüpheleri tetikleyerek toplumu istenilen yola kanalize edebilme kolaylığıdır. 

Bu tercih, sistemin hantallaşmasını, akıl üretilememesini ve dahi tembelleşerek asalaklaşmayı tetiklemekle birlikte, sistemin yani devlet mekanizmasının ömrünün kısalmasını da belirlemektedir.

Uygulaması kolay ve maliyeti düşük olan ve tam bir kısır döngü olan korkulardan beslenme şekli, zamanla ardışık negatif (şiddet şiddeti doğurur) beslenmeler ile birlikte şiddetin çekim merkezi olunmasını da kaçınılmaz kılmaktadır.

Şiddete bulaşan ve şiddetten beslenen sistem, kısa zamanda yüksek ivmeye ulaşabiliyor olsa da, orta ve uzun vadede hazin son ve yıkım anlamına gelmektedir.

İşte bundan dolayıdır ki;

Korku salan devletten, Gönül kazanan devlete dönüşmek elzemdir ve sistemin hem teoride hemde pratikte (sahada) uzun bir ömüre sahip olması buna bağlıdır.

Har alanda “Uzun ömür”e sahip, kesintisiz bir devlet sistemi, bir dünya devleti olma fırsatını yakalayabilir mi!..

Yani kısacası “Cihan’a hizmetkâr” olunabilinir mi?

Hüküm ederken, zulüm etmek şeklinde değil de insanlık adına hizmet etmek için ise…

Evet olunabilinir!..

Şayet doğru kodlamalar ile birlikte, doğru adımlar atılır ise insanlığa dayatılan kurtarıcı lider (Tanrı Kral) dayatmasından sıyrılarak, AKIL’ın önü açılması ile birlikte doğrular etrafında buluşturulan insanlığın kendi rotasını çizmesi, karanlıkların yırtılarak aydınlıkların yakalanabileceği gerçeği hepimizi SARSMALIDIR...

Son temsiliyet merkezi olan Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllara dayanan geçmişi ve tecrübe birikimini, 21. yüzyılda ciddi bir sıçrama ile birlikte daha ileri safhalara taşımak mecburiyetindedir.

Kadim Türk Akıl ve Düşünce Sistematiği”nin kesintisiz şekilde emin ellerde devam ettirilmesi bir yana, fiziki olarak (sahada ve gönül coğrafyalarımızda) gerçek hayatta da karşılığını bulan sıçramalar yapması artık bir zorunluluktur. 

İnsanlığa armağan edilmesi gereken bu ön açıcı miras, maalesef yok edilmek istenmekle birlikte, aynı zamanda içinin de boşaltılarak etkisizleştirilmesi de hedeflenmektedir.

İnsanlığı kurtaracak olan yegâne gerçek, yine insanlığın ta kendisidir” diyerek;

Tanrı Kral… Kurtarıcı… Mehdi-Mesih…” gibi kavramların, insanlığı umutlar sarmalına sıkıştırarak uyuşturmayı hedeflediğini ve direnç katsayısının düşürülerek zaafa uğratılması anlamına geldiğini insanlık olarak bilmek  durumundayız.

Gerçekçi olmak ve hayatı doğru açıdan okumak, bugün hiç olmadığı kadar ihtiyacımız olan şeydir.

Batı İttifakı, şiddet ve kaos eksenli  kurguladığı dünya düzeninde sıkışıp kalmıştır. 

Bu şiddet ve kaos sarmalına kendisini hapis ettiği için bir çıkış yolu da bulamamaktadır.

Şayet insanlığın ihtiyaç duyduğu ön açıcı akıl, yine insanlığın hizmetine sunulmadığı taktirde, tıkanıp kalan (Batı İttifakı) sistem, ya kendisini imha etmek zorunda kalacak, ya da daha büyük kaoslar ile dünyayı yakacaktır.

Her şeyin bir sonu olduğu gibi, “Güneş Batmayan” devletlerin de bir sonunun olduğunu artık insanlık görmüş ve şahit olmuştur.

Bundan dolayı hayatımız pahasına sahip çıkmak zorunda olduğumuz; 

Türk’ün Ordusu, mecbur bırakıldığı için Anadolu topraklarının dışına taşarak (Suriye, Iraq, Afrika, Balkanlar, Orta Asya, vb.)  huzuru ve barışı tesis etmek adına yaptığı her hamlenin, anlatmaya çalıştığımız bu konsept üzerine kurgulanıyor olduğu gözlerden kaçmamalıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurgulanan dünya, şiddet ve kaoslar üzerinden fırsatların, kazançlara dönüştürülmesi teorisine dayandırılmakta idi… 

Yani kısacası; SÖMÜRÜ DÜZENİ İDİ…

Bugün; 

İnsanlığın hizmetinde olduğunu her şart ve ortamda haykıran “Kadim Türk akıl ve Düşünce Sistematiği”, bir dünya devleti olma yolundaki hamlesini, “Gönülleri kazanmak” adına, yeniden kurulması zorunlu olan yeni dünya düzenine kadim mührünü vurmuştur.

İnsanlığın hak ve adalet arayışı içerisinde olduğu her coğrafyada, insanlığın hizmetinde olduğunu deklare etmiştir.

İnsanlığa hayırlar getire…

.

Ali Karani, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir