YILLARDIR ARARIM, NİHAYET BULDUM!..

TİYATROMUZ DUAYENLERİNDEN Eğitim sekreterliği ve icra kurulu üyeliği yaptığım “TİYATRO SANATÇILARI DERNEĞİ”nde başkanım; MERHUM ALİ TAYGUN’dan Konservatuvar sınavlarına girecek adaylar için…

-5 Eyl 2008-

#1

Ali Taygun, Konservatuvar sınavlarına girecek adaylar için, sınav öncesi ve sınava hazırlıklarıyla ilgili önemli ipuçları veriyor. 

Tiyatro bölümleri olan okullar da liste olarak sunuluyor. 

Tiyatro Dergisi'nin Ağustos sayısında yer alan yazıyı, konservatuvara girecek tüm adayların yararlanabilmesi için, dergi bölümünün dışında burada da yayımlıyoruz.

Vazgeçin!

ÖSS’den 160+ puan aldınız. 

Hayal ettiğiniz okullara kabul edilecek kadar puanınız yok.

“İlle bir üniversiteye gireceğim, şunların yetenek sınavlarına takılayım, bir ihtimal?..” demeyin, vaktinizi boşa harcamış olursunuz.

Tiyatroculuğu, sahneyi meslek edinmek istiyorsunuz. 

Size de tavsiyem yol yakınken vazgeçmeniz.

Bir, bu meslekte diplomanız pek bir işe yaramaz. 

İlk görüşmeleri yapmanıza yardımcı olur, o kadar. 

Ödenekli tiyatroların kadrolarına alınmanız için asgari şarttır, ama yeterli değildir. 

Yandaki listeye bir bakın. Alınan talebenin yarısı mezun olsa, siz okulu bitirdiğinizde bu kurumların kapısını 178 kişi ile birlikte çalacaksınız. 

Size gelinceye kadar mezun olmuş bunun üç katı aday var diyelim; 500 kişi! 

Bu sizin işsiz kalma ihtimalinizin çok yüksek olduğunu gösterir.

İki,

bir pundunu bulup bir yere kapılandınız diyelim. 

Ölene ya da emekli olana kadar ömrünüz bir yarış içinde geçecek.

Kimsenin kimseyi pek sevmediği, hatta bir çok kişinin birbirinin kuyusunu kazdığı bir ortamda yaşayacaksınız. 

Bu ortamda hak, adalet diye bir şey yok. 

Torpili olan, özel ilişkileri sağlam birileri sizi sollayıp gidecek. İnsanlar layık olmadıkları makamlara getirilecekler. 

Size yeteneğiniz ölçüsünde değil, kendi hesaplarına göre rol verecekler. 

Yaptığınız güzel işlerden kimsenin haberi olmayacak. 

Çok çabuk unutulacaklar. 

Unutulmamak için yerli yersiz kendinizi methetmek zorunda kalacak, bazen kendinizden tiksineceksiniz.

Üç,

günün birinde otuzlarınızı aşacaksınız... 

Evleneceksiniz, çocuklarınız olacak. 

Onlara bakmanız gerekecek. 

Geliriniz yeterli olmayacak. 

Tiyatro dışında işlere gireceksiniz. 

Okulda edindiğiniz bütün o idealist düşüncelerden yavaş yavaş uzaklaşacaksınız. 

Kendinize şaşacak, “aman bana bu oyunda rol vermeyin, bir dizi yakaladık sonunda,” dediğiniz gün belki de ne dediğinizin farkına varıp bugünlerde verdiğiniz karardan pişman olacaksınız.

Yol yakınken dönün! 

Aklı başında insanların mesleklerini deneyin.

Okullara başvurmadan önce iyice bir düşünün. 

Kendinizi tartın. “Her şeye razıyım. Ben sahneye çıkmazsam yaşayamam,” diyorsanız ve bu gerçekten doğruysa bu yazıyı okumaya devam edin. 

Unutmayın: 

Çok büyük ihtimalle pişman olacaksınız!

Kararlısınız

Sizi ne yazık, ikna edemedim. 

Pekâlâ. 

Hangi okul? 

Elbette birtakım pratik hesaplarınız vardır. 

Onları bir kenara bırakalım. 

Eğer amacınız sahneye çıkmak, iyi bir oyuncu olmak ise… (Amacınız oyunculuk değilse; yazmak, sahneye koymak gibi alanlarda çalışmak istiyorsanız başka bir alanda öğrenim görün. Bu kararı erteleyin. Bu ülkede oyunculuk dışında tiyatro eğitimi görebileceğiniz bir kurum varsa kağıt üzerinde var. Zaten bu saydığım mesleklere başlamak için yaşınız çok küçük.)

Oyunculuk tahsil etmek istiyorsunuz. 

Bir kere şunu bilin: 

Kimse kimseye oyunculuğu, sanatı öğretemez. 

Sanatın eğitimi olur, öğrenimi olmaz. 

Okullarda işin zenaat tarafını iyi kötü kapabilirsiniz, ama sanat tarafı tehlikeli...

Hocanın kim olduğunu söyle... 

Bir sanat okulunu değerlendirirken en önemli kıstas hocanın kim olduğudur. 

Şöyle ki, bilim alanında orta karar bir hoca, iyi bir program, iyi kitaplar varsa talebe kendini yetiştirebilir. 

Esas olan yazılı metinlerdir. 

Bunlara ulaşabiliyorsanız, hele bir de diliniz varsa çok başarılı olabilirsiniz. 

Sanat öyle değil. 

‘Oyunculuğu öğreten’ bir kitap yazılmadı. 

Böyle bir şey yok. 

Olamaz da... 

Sanat hocayla çalışılır. 

Güzel/Çirkin onun gözündedir. 

Gözü sağlam değilse yandınız. 

Biraz daha açıklayalım...

Sanatçı adayının düşmanları…

İki düşmanı var sanat eğitimi gören oyuncu adayının. 

Bunlardan birincisi sahneyi yaşamamış -ya da denemiş, başaramamış- hocalardır. 

Bir rolün nasıl hazırlandığını bizzat tecrübe etmemiş, sahne üzerindeki o adrenalin sarhoşluğunu tanımayan, seyirci karşısında elini, ayağını nereye koyacağına şaşırmamış v.b... biri -cilt cilt kitap da okusa, Grotowski’yi, Suzuki’yi, bilmem kimi hatmetmiş bile olsa- sizin daha iyi oyuncu olmanıza yardım edemez. 

Size, yaratıcı olmanın yolunu açamaz. 

Kendisine okulda belletileni size belletir, o kadar.

Bir de bunun tam zıddı var. 

Başarılı bir oyuncudur ama sahnede rolü nasıl çıkardığını size aktaramaz. 

Bu meseleyi pek düşünmemiştir. 

Usta-çırak ilişkisine inanır. 

Bunda da ‘benim gibi yap’ metodunu kullanır. 

Okulu bitirdiğinizde onun kötü bir taklidi olursunuz.

Öbür düşman tiyatroyu akademik bir alan kabul eden hocalardır.

Bunlar adlarının önündeki akademik unvanları pek severler.

Amaçları üniversitede yükselmek, unvanlarını çoğaltmaktır. 

Bir sanat eserinin nasıl yaratıldığı hakkında fikirleri yoktur. 

Olmuş bitmiş, tamamlanmış sanat eserlerine bakıp hüküm vermeye bayılırlar. 

Bu hükümler de genellikle başkalarının hükümleridir. 

Antik tiyatroların, ikibin sene önce onlar araştırma yapsın diye inşa edildiklerine inanan, buralara kendileri dışında kimsenin girmesine razı olmayan arkeologlar gibidirler. 

Hiçbir şeyi beğenmezler, en iyisini onlar bilir. 

Akılları hayatı yeniden yaratmakta değil metinlere dipnot yazmaktadır. 

Canınızı çıkarırlar ve hayata atıldığınızda, vaktinizi nasıl boşa harcadıklarını idrak edersiniz, ama çok geçtir.

Okulu tanıyın…

Bu durumda okul seçerken mutlaka yapmanız gereken okulun sitesine girip, varsa, hocaların listesine bakmak; hocaları bilenlerden soruşturmak olmalı. 

Bölüm başkanı kim? 

Kadrolu hocalar kim? 

Konuk hocalar kim? 

Derslere geliyorlar mı? 

Pratikten gelen kaç hoca var? 

Yabancı ülkede eğitim görmüş hoca var mı? 

Yabancı hoca var mı? (Zorunlu olarak daha iyi olduklarından değil, öğrenciye saygılarından...) 

Genç hocalar aynı okul mezunları mı? (Mezun olduğu okulda ders veren genç hoca sınanmamış, kendini okul dışında kanıtlamamıştır. Bu yüzden pek makbul değildir.) 

Üniversitenin sanata, tiyatroya bakış açısı nasıl? 

Bölüm laf olsun diye mi açılmış, yoksa iddialı mı? 

Kısacası okul politikası sanatçı yetiştirmek mi, memur yetiştirmek mi? 

Lafa mı bakıyorlar, işe mi? 

Neye daha çok önem veriyorlar? 

Esas meseleleri sanat üzerine fikir yürütmek mi, eser üretmek mi?

Ders saatleri pratik ile teori arasında nasıl paylaştırılmış? 

Bu sorulara sizi rahatlatacak cevaplar veremiyorlarsa boş yere hayatınızı ısraf etmeyin. 

Sonunda diplomalı işsiz ya da ‘hoca’ olursunuz. 

Üstelik ukalalığınızdan yanınıza yanaşılmaz, meyhanede bile dost bulamazsınız. 

Ömrünüz barlarda onu bunu çekiştirerek geçer gider.

Görgü…

Okul seçiminde ikinci unsur okulun nerede olduğu. 

Şu açık bir gerçek ki, oyunculuk eğitiminde hocadan sonra en önemli unsur görgüdür. 

Bir öğrenci yüzün üstünde oyun seyretmeden mezun olmamalı.

İyi, kötü; sanat yapmaya çalışan, para kazanmaya çalışan; komedi, dram... her tür oyunu mümkünse defalarca seyretmeli oyuncu adayı. 

Unutmayın, kötü eserden öğrenecekleriniz iyi eserden öğreneceklerinizden çoktur! 

Üniversitenin olduğu yerde tiyatro seyredilebiliyor mu? 

Yakında böyle bir merkez var mı?.. 

Ayda yılda bir topluluk geliyorsa turne yapmaya, işiniz çok zor olacak, bilin. 

(Bu arada, yurtta kalacaksanız, son dönüş saatini öğrenin. İstanbul’un göbeğinde de olsanız saat 23’de kapıları kapanan bir yurt, oyun seyretme olanağınızı ortadan kaldırır.)

Parça seçimi…

Okulu seçtiniz... 

Sınava gireceksiniz... 

Genellikle iki parça isterler. 

Biri klasik biri modern. 

Biri komedi biri dram. 

Bir de şiir. 

Birinci işiniz bu parçaları seçmek. 

Ne yapacaksınız?

İlk akla gelen harcıalem birtakım kitaplarda veya internet sitelerinde bulunan ‘sınav parçaları’ndan birkaç tanesini seçmek olacaktır. 

Ama bu iyi bir fikir değil! 

Unutmayın, sizinle beraber sınava girecek yüzlerce kişi de bunu yapacak. 

Sonunda sınav heyeti, bu parçaları onlarca kere seyredecek, ister istemez bıkacak, sıkılacak. 

Ayrıca tek bir kişi o parçayı sizden iyi yaparsa fırsatı kaçıracaksınız.

Üstüne üstlük, bunları hocalar da konsevatuvardayken ya hazırlamış ya seyretmişlerdir. 

Sizi kendileriyle kıyaslayacak, bir ihtimal, küçümseyeceklerdir.

En önemlisi, bu tür yayınlarda seçilen parçaların çoğu dram tarihinin en iyi oyunlarının başrollerinden alıntılardır. 

Yani mesleklerinin doruklarındaki oyuncular için yazılmışlar, bunlar tarafından sunulmuşlardır. 

Daha da kısası, çok zordurlar. 

Altından kalkamamanız, başarısız olmanız olasıdır. 

Söz gelimi, Çehov’unben bir martıyım” tiradı, Shakespeare’inHamlet’inden, ‘Macbeth’inden tiradlar, Lancelot Gobo... asla el sürülmemesi gereken parçalardır. 

Bir kere bunların tercümeleri iyi değildir. 

Sonra, heyette yer alan herkesin kafasında bunların nasıl yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. 

Uzak durun bunlardan. 

Danışmak elbette iyidir. 

Görüş alın. 

Ancak “falanca girerken filanca parçayı yaptı, girdi; sen de yap” gibi önerilere kapılmayın. 

Hele hele, “o parçayı severler” gibi öneriler gelirse derhal kulak ardı edin. 

Bilen birine sormak’ pek yararlı olmayabilir. 

Bilen’ ne kadar biliyordur? 

Sizi biliyor mudur? 

Önereceği parçanın iyi olması yetmez. Size yakışacak mıdır?

Kendiniz karar verin.

En iyisi ne yapacağınıza kendiniz karar vermektir. 

Gördüğünüz, okuduğunuz eserlerden, bildiğiniz oyunlardan bir parça seçin. 

İlle de tirad olması gerekmez. 

İkili bir sahnede esas karakteri seçersiniz, onun art arda gelen replikleri birbirine bağlanarak pekâlâ bir parça oluşturulabilir. 

Zaten bunun uzun olması da gerekmez. 

Çoğu zaman iki-üç dakikanın sonunda heyet sizi durduracaktır.

Üstelik boşluğa bakarak büyük laflar etmek yerine karşınızda hayal ettiğiniz biriyle tartışmak çok daha etkili olacaktır. 

Yerli eserleri tercih edin. 

Orijinal dilde konuşmak, göreceksiniz, size çok daha kolay gelecektir. 

Kendi yazdığınız, veya toparladığınız bir metni de deneyebilirsiniz. 

Heyete sempatik gelebilir. (Ne var ki bunda kepaze olma ihtimali de var.) 

Riske girecek kadar kendinize güveniyorsanız parçalardan biri böyle hazırlanabilir.

Kendinize uyan bir karakter seçin. 

Heyetin en dikkat ettiği noktalardan biri sahnede sahici olup olmadığınızdır. 

İnanıp inandırmayı başarabiliyor musunuz? 

Onlar buna bakar. 

Sizden uzak birini seçerseniz karikatürleşme ihtimaliniz büyük olur.

Sakın taklit yapmayın! 

Yani sahnede birini taklit etmeyin. 

Gülebilirler ama üçüncü cümlede teşekkür edip kapıdışarı edilebilirsiniz. 

Oyunculukla taklitçilik arasında hiç bir ilişki yoktur.

Parçalarınız farklı olsun. 

Değişik karakterler oynayabileceğinizi gösterin onlara. 

Yalnız komedi ve dram değil; tempoları farklı, duygu yoğunlukları farklı sahneler seçin. 

Parça içinde de karakteriniz değişsin. 

Onun bir tavırdan başka tavıra geçişini gösterin. 

En önemlisi, marifetiniz varsa bunu belirtecek bir parça olsun seçtiğiniz. 

Şarkı söyleyebiliyorsanız, dans biliyorsanız bunları hissettirmek iyidir. 

Ancak ‘kör parmağım gözüne’ olmasın!

B

-Oyuncu Adaylarına İpuçları... Ali Taygun-

#2

Şiir...

Yukarıda belirtilenler, şiir için de geçerlidir. 

Harcıalem şiirler seçmeyin. 

Önemli olan şiirin güzel olması değil, sizin onu hakkıyla söylemenizdir. 

Öte yandan bir düşünün, Fuzuli’nin ‘Su Kasidesi’ni aruz bilgisiyle, kelimeleri doğru telaffuz ederek ve mana oyunlarını dinleyiciye güzel aktararak okumanız ne etkili olur! 

Buna karşılık yapacağınız tek bir hata bile başınızı belaya sokacaktır.

Sınanan oyunculuk yeteneğidir

Özetle, parça seçerken parçanın edebî değerine, yazarın adına, kendi dünya görüşünüze uygunluğuna filan bakmayın. 

Bu bir dramaturji dersi sınavı değil. 

Sizi heyete en iyi takdim edecek ‘aracı’ bulun ve böylece ‘yatırım yapılmaya değer’ olduğunuzu onlara kanıtlayın. 

Unutmayın heyette herkes yarın, “O bizim okuldandır. Daha giriş sınavında sezmiştim ne yetenekli olduğunu..” diyebilmek ister.

Girdiğiniz bir ‘oyunuculuk yeteneği’ sınavıdır, bilgi veya kültür sınavı değil.

Nasıl çalışmalı?

Parçaları seçtiniz... 

Nasıl çalışacaksınız? 

Okuyun

Bütün oyunu üç beş kere okuyun. 

Parçanızı yirmi otuz kere... 

Anlayın. 

Kim bu? 

Ne diyor? 

En önemlisi: “Maksadı ne?” 

Ben bu adamın yerinde olsam nasıl davranırdım?” 

Bunları sorun kendinize. 

Aranılan sizin sahici, doğal olmanızdır. 

Olmaya ki ‘müsamere tavrı’na giresiniz! 

Okulda arkadaş, hatta öğretmenlerinizin sizi beğendiği bir sunuş burada geçerli olmayabilir. 

Sakin, inandırıcı olun çalışırken. 

Bağırıp çağırmayın. 

Duyulacak ama rahatsız etmeyecek gürlükte konuşun. 

Kelimelerin, harflerin birbirinden ayırd edilebilmesine dikkat edin ancak TRT spikerleri gibi ruhsuz söylemeyin sözlerinizi. 

Aynen karşınızda biri varmış gibi düşünün. 

Çalışırken kendinize, sizi bu parçada ilk kez dinleyecek birilerini bulun ve muhatap karşınızdaki, karakter sizmişsiniz gibi onunla konuşun. 

Onu ikna edin. 

Sakın ayna karşısında çalışmayın! 

Kötü oyunculuğun şartı kendini dinlemektir. 

Kendinize değil karşınızdakine yoğunlaşsın dikkatiniz. 

Kendinizi değil onu seyredin. 

Onun gözlerinde göreceksiniz başarınızı.

Çalıştırıcı lazım mı?

‘Biri’ ile çalışmak iyidir. 

Çalıştırılmak tehlikeli. 

Çok iyi bir hoca ile çalıştınız. 

Sizi hazırladı. 

Diyelim sınavda başarılı oldunuz. 

Sonra ne olacak?

Bu sınav aynı zamanda sizin içindir. 

Gerçekten, ömrünüzü adayacağınız bu yola girmeniz doğru mu olacak? 

Siz bu sınavlarda bunu göreceksiniz. 

Birkaç okulun sınavına girerseniz anlaşılır. 

Birinde dinlemediler diyelim. 

Öbüründe torpili olan kazandı. 

Ne yani, onca hoca işbirliği yapıp, sizin hayal ettiğiniz kariyeri sabote etmeye mi çalışıyor? 

Sınavın önemi burada. 

Olmayacaksa şimdiden anlayın, başka alana kayın. 

Çok iyi bir hocanın size ‘makyaj yapması’ gerçeği değiştirmez.

Onun için samimi olun. 

Olduğunuz gibi görünün.

Kötü bir ‘çalıştırıcı’ ise, tam tersine, sizin gerçek yeteneğinizi bastırır. Aman dikkatli olun. 

Hele hele kurs türü yerlerde bütün katılanları aynı parça ile çalıştıranlardan kaçının. 

Heyet bunu kopya çekmek gibi değerlendirebilir. 

Onlar sizi değerlendiriyor, çalıştırıcının reji yeteneğini değil!

Ezber…

Başlarda kuru ezber yapmayın. 

Parçayı oynaya oynaya kendiliğinden ezberleyeceksiniz, merak etmeyin. 

Sonraları, herşey yerli yerine oturduğunda aklınızdan, otobüste, dolmuşta, tuvalette filan parçayı sessiz geçin.

Arkadaşlarınıza oynayın parçanızı. 

Onlara ne yapmanız gerektiğini sormayın.

Etkilenip etkilenmediklerine dikkat edin yeter. 

Dikkatleri dağılıyor mu? 

Size kapılıyorlar mı? 

Bunlara bakın.

Amacınız ne?

Son olarak, aman şuna dikkat edin. 

Bu bir oyunculuk sınavı, rejisörlük sınavı değil! 

Bir tiyatro dahisi olduğunuzu vehmetmeyin. 

Doğru tiyatronun nasıl yapılacağını gösterecek vaktiniz olacak ileride. 

Dekorlarla, kostümlerle, bir çuval dolusu aksesuvarla çalışmayın.

Derin yorumlar’dan uzak durun. 

Heyet oyuncu arıyor, Türk tiyatrosunu kurtaracak alimi değil.

Rolü yaratmak için ıvır zıvıra ihtiyacınız yok. 

Kendiniz olun yeter.

Sınavda nasıl davranmalı?

Hazırlandınız. 

Sınav günü geldi. 

Nasıl davranmalı? 

Kendinizi sınav heyeti üyelerinin yerine koyun. 

Bu insanlar 200-400 kişi arasından yetenekli olduklarına inandıkları on-on beş kişiyi seçecekler. 

İki-üç gün sabahtan akşama kimi ‘umutsuz vaka’ adayların parçalarını seyredecekler. 

Bunu yaparken adil olmaya çalışacaklar. 

Bir düşünün… 

Siz onların yerinde olsanız nasıl karar verirdiniz?

İlk yapacakları siz salona girip sahneye çıkarken size bakmaktır. 

İlk intiba bu meslekte çok önemlidir. 

Ünlü hoca Stella Adler’in tabiriyle oyunculuk bir ‘çap’ meselesidir.

Kimi insan vardır, yüz kişilik bir kalabalığın doldurduğu bir odaya girer girmez dikkatinizi çeker, gözünüzü ondan zor ayırırsınız. 

Kimi vardır beş yıl birlikte çalışmışsınızdır, sokakta hatırlamaz, tanımazsınız. 

Bu doğuştan bir özelliktir. 

Kişilik meselesidir. 

Sonradan zor kazanılır.

Hocalar önce adayda bu özellik var mı, ona bakarlar. 

Bunun için yapabileceğiniz bir şey yok. 

Ancak bu sizde yoksa boş yere bu mesleğe heveslenmeyin derim ben. 

Öte yandan bu aşamada ne yapmamanız gerektiğini söyleyebilirim.

Kılık kıyafet…

Kılığınıza dikkat edin. 

Çok uçuk giyinmeyin. 

Saçınız başınız (sakalınız bıyığınız) düzgün olsun. 

Kızlar saçlarını yüzlerini kapatmayacak gibi yapsınlar. Eğer makyaj yapacaklarsa bu hafif olsun. 

Baştan aşağı siyah, hırpani olmasınlar. Ama pavyon dilberleri gibi süslenmesinler de… 

Her türlü abartıdan kaçının. 

Kalın tabanlı spor ayakkabı, aşırı yüksek topuklu giymeyin. 

İdeali hafif, rahat papuçtur. 

Kızlarda kısa orta topuk olabilir. (Parçaların ikisinde de yalın ayak oynamayı salık vermem.)

Sakin olun. 

Asla bilgiçlik taslamayın. 

Size birşey sorarlarsa iki müsamerede oynadım diye hayatlarını sahnede geçirmiş bu insanlara tiyatroyu öğretmeye kalkışmayın.

Komik olmaya da çalışmayın. 

Yerinde bir espri lehinizde olabilir ama sululuk, kaybetmenin garantisidir.

Rolünüzü oynarken heyetten birileriyle uzun süre göz kontaktı kurmayın. 

Ara sıra hocaya bakmak iyidir ama gözünüzü birine dikmeniz onları rahatsız eder.

Kızlar, çok hafif fingirdeyin ama asla erkek hocalarla flört etmeyin.

Onlar yemez, kadın hocalar ise hemen yaftayı yapıştırır, sizi almazlar!

Parçaya başlarken ‘konsantre olmak’ için süre istemeyin. 

Bir oyunda sahneye çıktığınızda ne yapacaksınız? 

Repliğiniz verildiğinde, “Sayın seyirciler, ben hazır değilim biraz bekleyin” mi diyeceksiniz? 

Herkes ‘artizlik’ yapabilir. 

Adayı olduğunuz profesyonellik, şıp diye başlayabilmeyi gerektirir.

Asla, asla, asla heyet beklerken ‘dekor’unuzu, ‘kostümünüzü’ hazırlamak için zaman kaybetmeyin. 

Heyeti aleyhinize çevirirsiniz. 

Zaten bunlara hiç lüzum yoktur.

Unutursam!

Teklediniz, unuttunuz. 

Olabilir. 

Heyetten herkesin başına gelmiştir bu. 

Hemen yıkılmayın. 

Ağlamaya, salonu terk etmeye lüzum yok. 

Biraz ilerden devam edin. 

İnanın, teklemenizi, unutmanızı normal karşılayacaklardır. Ama dağılmanız onları kötü etkileyecektir.

Asla özür dilemeyin. 

Yapamadım, çalışamadım, kötü oldu, pardon” gibi laflar hiçbir işe yaramaz. 

Hoca, kendine güvenen adam ister karşısında!

Büyük ihtimalle parçanızı bitirtmeyeceklerdir. 

Size tanıyacakları süre üç dakika civarında olacaktır. 

Hazırlarken bunu dikkate alın. 

Bütün numaralarınızı sona saklamayın. 

Kuvvetli bir başlangıç etkili olur. 

Yalnız bunu abartmayın. 

Unutmayın, heyeti sokaktan toplamadılar. 

Sizin aklınıza gelen her ‘süper numara’ onların da bir zamanlar akıllarına gelmiştir, birilerinden görmüşlerdir.

Kesmeleri, beğenmedikleri anlamına gelmez. 

Hele iki aşamalı sınavların ilk aşamasında kaba eleme yaparken yeterli olduğunuzu hissederlerse vakit kaybetmemek için hemen kesebilirler. 

Moralinizi bozmayın. 

Hemen ikinci parçanıza geçin.

Mülâkat tipi soru sorarlarsa... 

Kısa, net cevaplar verin. 

Tekrar ediliyor ama fayda var. 

Ukalaları kimse sevmez, istemez. 

Malûmat-füruşluk yapmayın. Öte yandan sempatik olacağım diye uğraşmayın da…

Onlar ne arıyor? 

Azimli, sebatkâr, ciddi, çalışkan, ahlaklı, yetenekli gençler. 

Öyle olduğunuzu hissettirin. (Söylemeyin, hissettirin!) 

Yarın, mezun olunca sizinle aynı sahneyi paylaşmak istesinler.

Sonsöz 

Aklınızı başınıza alın. 

Doktorluk, papazlık gibi yirmi dört saatte yirmi dört saat çalışılacak bir meslek önünüzdeki. 

Bunu gerçekten istiyor musunuz? 

Her şeyi bu uğurda feda edecek kadar... 

Öyleyse, bir heves değilse sizinki, buna inanıyorsanız, kendinize güvenecek, onları etkileyeceksiniz.

Heyet, kaliteli malzeme arıyor. 

Onları sanatçı olarak beğenirsiniz, beğenmezsiniz başka. 

Ama her biri bu işe baş koymuş insanlar. 

Onlarla aranızda bu duygu ortaklığını kurarsanız sizi sevecek, isteyeceklerdir. 

Sizin sahnede ‘yurdunuzda’ olduğunuzu görsünler yeter.

Kendinize güvenin, gerisini de inandığınız her neyse ona bırakın. 

Rasgele!..

Ali Taygun

.

Ulvi Alacakaptan, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


sanalbasin.com üyesidir