Bu sözler, ilk olarak HAVELSAN Genel Müdürü Ahmet Hamdi Atalay’a ait olsa da teknolojiden anlamadığı halde üst düzey yöneticilik yapanlardan bazılarının da, sorumluluklarının hakkını veremediklerini gösteren bir günah çıkarma metoduna dönüşmüş durumdadır. 

Yani, iş bilmez ama iş başına getirilmiş veya bakan yardımcılıkları yapanların, önlerine konan metinleri, ezberden okuduklarında ve sonrasında ağızlarına pelesenk olan bir ifade şeklidir. Gerçekten de eğer teknoloji size ait değilse, hiç kimse siber güvenlikten bahsedemez.

Bazen bu cümleler bazen de “WhatsApp’in yerlisi” veya “WhatsApp’a benzer özelliklerde bir platform üretilmeli” diye belli zamanlarda kamuoyunu bilgilendiren STK temsilcilerine de rastlayabiliyoruz. 

Geçtiğimiz günlerde “WhatsApp uygulamasına karşı yerli ve milli ürün önerisi” başlıklı bir haber dikGAZETE’de yayınlandı. 

Sitede her gün yayınlanan yüzlerce haber arasından neyse ki gözümüzden kaçmadı. 

Milli Güvenlik Kurulu’nda gündeme gelen yerli ve milli haberleşme uygulama çözümleri sonrasında, bana ulaşan biriyle yaşadığım diyalog aklıma geliverdi…

Beni arayan kişi, büyük bir heyecanla bu uygulamayı geliştirmek için destek ve bilgi talep etti. 

Kendisine; “İndirme platformları bize ait olmadıktan sonra yüzde 100 yerli ve güvenli dememiz mümkün değil ama aynalama mantığı ile bir şeyler yapılabilir olsa da popülizmden öteye pek bir şey çıkması mümkün değil” demiştim. 

Aslında bu güzel fikrin vücut bulması için çabalayabilirdik ama talebi getiren kişinin, özel ve kamu teşviklerinden faydalanırken aldığı “Özgün teknoloji geliştirme” başlığında hazır kodları, internetten “kopyala-yapıştırcı”lardan olduğu için destek vermek pek içimden gelmemişti.

Haberde şunlar kaydediliyordu;

Bilişim Teknolojileri ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Yavuz Sultan Selim Yüksel, WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarında yaşanan güvenlik açıkları nedeniyle yerli ve milli ürünlerin kullanılması gerektiğini belirterek, "Siber alandaki zaafiyetin farkında olan ülkeler, yerli ve milli yazılımlarını üretiyor. Çin'de bu yüzden wechat kullanılıyor." dedi. Yüksel, sosyal iletişim ağı WhatsApp'ın, İsrailli siber gözetim firması NSO Group'a, şirketin mesajlaşma hizmetini geniş kapsamlı casusluk için kullandığı gerekçesiyle açtığı dava ve mesajlaşma uygulamalarında yerli ürün kullanılmasının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu. Küresel seviyede kullanılan mesajlaşma uygulamalarında verilerin güvenliğine ilişkin zaafiyetin farkında olunması uyarısında bulunan Yüksel, "Verinin anahtarı kimdeyse bilginin sahibi de o olur." dedi.

Yavuz Sultan Selim Yüksel beye kamuyu bilgilendirdiği için teşekkür etmekte fayda var. 

Lakin, verdiği bilgiler tam anlamıyla gerçeği de yansıtmıyor.

Yani, “WeChat” uygulaması, bilindiği gibi “AppStore” ve “GooglePlay” platformları üzerinden kullanıcılar tarafından indirilebiliyor. 

Yani, sadece “WhatsApp” benzeri bir uygulama geliştirmek siber güvenliğimizi tam anlamıyla sağlamıyor. 

Sadece, üreticisi olduğunuz uygulamanın, yazılım mimarinizde belirlediğiniz ölçülerde, kimler tarafından kullanıldığını bilebilme ve yine kullanıcının uygulamanız tarafından izin verdiği donanımları kullanarak siber istihbarat yapmanıza olanak sağlar. 

Aslında şu anda yukarıdaki tavsiyeye göre geliştirilmiş sözüm ona “Yüzde 100 yerli” bir haberleşme uygulaması var.

Turkcell” tarafından geliştirilen “BİP” uygulamasından bahsediyorum. 

Bilenler bilir. 

Okurlarımız “WhatsApp” mi yoksa “BİP” mi kullanıyor diye merak ediyorum. 

Ama tahminim; 10 okurdan 9’unun “WhatsApp”i tercih ettiği yönünde. 

Milletimiz, devletine güvenmiyor değil ama gelen-giden hükümetlere güvenmediği çok açık.

Zaten devletimiz de bu alanda yüzde 100 güvenli ve yerli bir ürün çıkarabilmiş değil.

WhatsApp”ın “NSA” tarafından kullanılan ekranları olduğunu bilmeyen yoktur.

Ama, “Yav NSA bizi niye dinlesin ki?” diye küresel güç destekli yapılan esprilerde de görüldüğü üzere, “NSA’in işi-gücü yok da bizi mi dinleyecek ki? söylemi ile “Hükümet dinleyeceğine, ABD dinlesin!..” diyenlerin sayısı da pek azınmayacak bir seviyede diye de öngördüğümü ifade etmeliyim. 

Şayet, bu söylediklerimi çok yıpratıcı veya ütopik buluyorsanız, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı gibi, daha nice ilgili kurumun bakanından bakmayanına her kademenin neden “BİP” yerine “WhatsApp” kullandığını sayın ilgili Bakan ve bakanlık sevdasında olanların yanıtlaması için şuraya bırakıyorum

Normalde “WhatsApp” ve benzeri uygulamaların özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı personellerce kullanımına yasak getirilmişti. 

Haber şöyleydi;

Akıllı cep telefonları, polisler tarafından da bilgi ve belge paylaşımı açısından hızla tercih edilir hale geldi. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü akıllı telefonlarda kullanılan "WhatsApp, Viber, Tango, Line, Wechat, Skype" gibi anlık mesajlaşma uygulamalarının kullanımına ilişkin yasaklama getirdi.

81 il emniyet müdürlüğüne gönderilen genelgede, "Uygulamalar üzerinden gönderilen resim, mesaj, video, konum bilgisi vb. paylaşılan tüm bilgi dosyaları karşı tarafa ulaşmadan önce sunuculara yüklenerek kayıt edilmektedir. Bu uygulamaları kullanarak görevlere ilişkin bilgi, belge, resim, dosya ve konum bilgisi paylaşılmamalı" denildi.”

Pekala “WhatsApp” ve benzeri uygulamaların siber güvenlik zafiyetine sebep olan riskleri zaten belliydi ve bu yönde bir irade ile genelge yayınlandı ancak halen daha neredeyse tüm kamu kurumlarında “WhatsApp” veya benzer uygulamaların kullanımına rastlanabiliyor.

Bu yaman çelişki var olduğu ve hatta Devlet Başkanımız’ın partisi ile yaptığı görüşme esnasında “WhatsApp” grubu kurulum talimatı vermesi, bu tip genelgelerin havada kalan sözlerden ibaret olduğunun da ayrı ve üzücü başka bir göstergesidir…

Genelde “Peki Ne Yapmalı” diyerek eleştirilerime muhakkak çözüm önerileri getiririm lakin bu sefer “Ne yapmalı” kısmını boş bırakmak istiyorum. 

Şayet başta Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi olmak üzere “Dijital dönüşümün öncüsü… Sözcüsü ve geliştiricisi…” olma niyetinde olan, devletten maaş alıp bizim önerilerimizi sadece dillerine pelesenk edenlerin aldıkları maaşın hakkını vermeleri ya da alacakları maaşın hakkını verenlerin devletin dijital dönüşümünde yer almamaları gibi bir durum devam ederse, “Son savaş” oldukça çetin geçeceğe benziyor. 

Son Savaş” bildiğiniz gibi, birçokları için “3. Dünya Savaşı” olarak nitelendiriliyor.

Düşman ülkelerin “Five-Eyes” gibi dijital istihbarat ağları sayesinde, ülkesi için kritik öneme haiz işler yaparak devletin devamlılığını sağlayan bireyleri tespit etmeleri, yeni dünya düzeninde kitlesel savaşların yerini alan “Nokta atış operasyonlar”ın açık hedefi haline gelmemize sebebiyet veren güvenlik zafiyetlerini bilerek, bizleri yıpratmanın ötesinde, imha etmeyi hedeflediklerini artık fark etmeliyiz. 

Aksi halde, “Bizim mahallenin çocuğu okumuş, Külliye’de çalışıyor…” diye övünürken altımızdan kayıp giden ve üstelik oldukça kırılgan olan dijital dönüşüm halısını bırakın dokumayı, dokuyan çocukların kör olma riskleri daha da artacak.

Ben buradan ilgililere sormak istiyorum; “WhatsApp” kullanmak, “Siber güvenlik zaafiyeti” ise Devlet Başkanımız neden “WhatsApp” grubu kurulduğunu ilan ediyor? Yoksa bu tür açıklamalar, dış odaklara karşı bilemediğimiz mesajlar mı içeriyor ya da geri planda başka karşı planlamalar mı yapılıyor!..

Rusya'da 2019 yılının başında Devlet Başkanı Vladimir Putin'in talimatıyla başlayan dış dünyadan bağımsız bir internet ağı kurulmasına ilişkin hazırlıklar tamamlandı ve bu sistemin yasal altyapısını oluşturan yasa tasarısı da yürürlüğe girdi. 

RuNet” adı verilecek olan ve ABD hakimiyetinde olan global internet ağından bağımsız çalışacak bu yeni bağımsız internet modeli, Amerikan medyasında "Dijital Demir Perde" olarak nitelendirildi.

Umarım bir gün, ülkemizin devlet başkanı da “Dijital Asena Pençesi” isimli bir internet alt yapısı için talimat verir de bizler de bu popülist konuşmaları bırakıp, hakikat ile geliştirme yapan Türk gençlerinin yoluna ışık oluruz…

Herkese “Siber Güvenilir Günler” dilerim.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir