1974, Almanya’dan dönmeye karar vermişim; tiyatroya da, 7 yıllık sözlüme de (kendi aramızda).

İzmir’e gittim, tam tarihi bulunabilir; Basmane’de otelden çıktım, köşedeki gazeteci bağırıyor:

- Yılmaz Güney yine adam vurmuş!.. (23 Eylül1974)

- Yine ha?

Topluma çok güvenme, toplumcu delikanlı!

Hatun, Ticaret Odası’nda çalışıyor.

Yeri biliyorum, çıkışta sürpriz yapacağım.

Tavsiye etmem!.

Sürprizin kime olacağı belli olmaz.

Bir arkadaşıyla çıktı, tam kendimi göstereceğim, taksi veya dolmuşa binip gittiler.

Evi de biliyorum, Hatay’da çok katlı bir apartman, üst katlardan birinde oturuyorlar, caddeye bakan balkonları da var.

-Ulvi Alacakaptan, ABDÜLCANBAZ, 1973 SÖKE. Macit Koper’e teşekkürlerle…-

Annesi beni tanır, bir yıl önce bir Fuar’da Abdülcanbaz oynarken vefat etmişti, kardeşi incecik kocaman mavi gözlü, su gibi bir çocuktu; kan kanseriydi, subay emeklisi baba, hırpalar dururdu çocuğu “güçlü değil” diye!

Evlerinde oturup tanışmışlığımız var.

Babanın yokluğunda elbet.

İki gün oldu, bir türlü gösteremiyorum kendimi.

Karar verdim; Baba’nın emlakçı bürosu var civarda.

Kendisi kadro darlığından emekli kurmay albay.

Kontrol ettim, ‘Vosvos’ emlakçinin önünde, dayandım kapılarına.

Kapıyı baba açmaz mi?.

Yani babalara geldik!

- Evet!

- Şey ben kızınızın arkadaşıyım da.Kendisiyle görüşmek istiyordum!..

- Geçin içeri.

Salona geçtik. Sağda solda işkence aletleri, yok gerek de yok, cenderedeyim.

Holden, bizim hatun geldi. 

Özür, daha bizim değil! 

Evlenelim” diyorum.

Hayır” diyor.

"Nasıl; etme-eyleme" diyorum.

Kız küçük, inadı dev.

Koridordan homurtular, itişmeler geliyor.

Kafes-koridordaki Arslan, demir parmaklıkları pençeliyor.

Sonunda karısı tutamadı, kayınpeder adayı, hışımla geldi:

- Kimsin sen ne istiyorsun?

- Efendim ben kızınızın arkadaşıyım, uzun zamandır tanışıyoruz, onunla evlenmek istiyorum.

-… … ...İyi ama bu yok geleneğimizde; öyle yekten gelip kıza talip olmak. Bir ana-baba büyük öne koyulur. Ancak böyle tek başınıza gelip, kızımı isteme cesaretiniz de hoşuma gitti.

Dikkat et okuyucu; “CESARET” diyor, “SIKAR YANİ” diyor!..

Devam etti:

- Tabii kızımın kararı önemli. Ne diyorsun kızım?

- Hayır, istemiyorum; HAYIR!

O zaman…” dedi baba, ellerini açtı, sokak kapısından yana!

Kapıya doğru “süzüldüm” denemez, süründüm.

Sonra, bir kaç ay sonra iyi bir kriz yönetimi ve Almanya’dan döndüm evlendik.

Sonu iyi gelmedi!

Zaman zaman, “kız sana bir iyilik etmiş, görsene resti; açsana kutunu” dediğim olmuştur ya!

Ancak yine de iyi etmişim.

1 Numara oğlum, gelinim ve iki torunum olmayacaktı.

Yakınmayı zaten sevmem, öfkem de söndü, ilk evliliğim hakkında yazmayacağım.

Başladığımızda o 17, ben 18 yaşındaydım. Bir ara kendisine de söyledim.

SEN BENİM EN BÜYÜK MACERAMSIN

-“HAYATTA OYNAMAM” adlı kitabımdan-

.

Ulvi Alacakaptan, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır.


sanalbasin.com üyesidir