MOSKOVA

Konuya girmeden önce 2 olayı anlatmaya karar verdim...

İkinci Dünya Savaşı'nın dönüm noktası sayılan Stalingrad Çatışması’nın en kritik Ekim ayı..

Nazi birlikleri, sayı bakımından çok az olan Sovyet askerlerini Volga nehrine doğru sıkıştırmaya devam ediyordu. 

Fakat Naziler, ilerlemekte zorlanıyordu. 

Sovyet askerleri, son kurşunlarıyla, elindeki bıçak ve kazma kürekle çarpışırken, işte o sırada Volga nehrinin diğer kıyısından "Katyuşa" füzeleri saçılmaya başladı. 

Nazi birlikleri, bozguna uğratıldı.

Katyuşa”, Sovyet askerlerini yeniden umutlandırdı, ruhlandırdı.

İkinci olay…

1990'lı yıllarda Rus Kızıl Ordusu, İstanbul'daki konseri sırasında Rus heyetle muhabbet ederken, yaşlı bir Türk kadını sevinçle, "Evladım, konuklara sorar mısın; bugün ‘Katyuşa’ şarkısını da okuyacaklar mı? Çok seviyorum!" diyerek bana, bunu onlara sormamı rica etti. 

Ve… Sevginin ve umudun Katyuşası, geçtiğimiz günlerde Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Sibiha'yı çok rahatsız etti.

Elçi, kendi sosyal medya hesabında, "Alanya’daki Türk dostlarımızın yanıltıldığını düşünmek istiyorum. Alanya Belediyesinin provokatif eylemi desteklemesi milyonlarca Ukraynalıların duygularına saygısızlık göstergesidir. Gerçekten güzel Alanya’da Ukraynalı turist artık istenmiyor mu?" diye bir tepkisini ifade etti.

Şarkı, Nazi ordusunun Sovyet kuvvetlerine teslim olmasının 75. yıldönümü nedeniyle Alanya'da yapılan kutlamalar sırasında söylenmişti.

Ukrayna elçisinin bu sözlerine Türk, Rus ve hatta Ukraynalılar da kendi sosyal hesaplarından tepki göstererek, Katyuşa'nın uluslararası barış ve sevginin bir simgesi olduğunu önemle vurguladılar.

Bu tepkilere katılmamak mümkün değil. 

Öncelikle Katyuşa, 1938 yılında Matvey Blanter tarafından bestelenmiş ve sözleri de Mihail İsakovski tarafından yazılmış bir Rus halk şarkısıdır.

Bu şarkı, daha sonra savaş yıllarında Sovyet askerleri tarafından çok sevilince, Naziler’in korkulu rüyası olan ve Kızıl Ordu’nun kullandığı “BM-8”, “BM-13” ve “BM-31” füzelerine de ‘Katyuşa’ ismi verildi. 

Katyuşa” da “Yekaterina” isminin ‘sevimli’ anlamındaki küçültmesidir. Hepsi bu kadar!

Bugün Türkiye dahil, dünyanın yaklaşık her yerinde sevilen bir şarkı.

Türkiye halkı da Rus müziği başta olmak üzere genelde Slav müziğine her zaman, büyük ilgi ve sevgiyle yaklaşmakta.

Tarihe göz atalım: 1935 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bir dizi konser için ünlü Sovyet sanatçılarını Türkiye'ye davet etmişti. 

Heyette Dmitri Şostakoviç, David Oistrah, Asaf Messerer, Mariya Maksakova, Natalya Dudinskaya, Abram Makarov, Lev Oborin ve İvan Jadan gibi ünlü sanatçılar yer aldı. 

Yıllar sonra bale sanatçısı Messerer, Türkiye turnesi ile ilgili anılarını şöyle paylaşmıştı: 

"Türk bakanlar bizzat makam araçlarını bize tahsis etti… İstanbul'da Pera Palas Otelinde ağırlandık. Bizden hiçbir ücret de alınmadı… Türkiye'de 1,5 ay kaldık… 23 konser verdik. İstanbul'da 5, Ankara'da 15 ve İzmir'de 3 konser. Çok çalıştık ama mutluyduk. Salonlarda sanata olan saygıyı hissettik."

Hatta geçen yıl, Türkiye - Rusya Kültür Turizm Yılı kapsamında gerçekleştirilen Türk-Rus Klasik Müzik Festivali’nde Şef Vladimir Spivakov da “Sovyetler Birliği’nin dostu olan Atatürk, Dmitri Şostakoviç ve David Oistrakh’ı Türkiye’ye davet etmişti. Rusya’nın çok saygı duyduğu ve büyük vizyon sahibi Atatürk’ün başlattığı geleneği biz hala devam ettiriyoruz” diyerek duygularını paylaşmıştı.

Evet bugün de Türkiye halkı, Rus müziğini, sanatını seviyor ve değer veriyor. 

Bu sevgiyi koparmak da mümkün değil. Üstelik böylesi açıklamalarla. 

Girişteki iki olayı da tekrar hatırlatarak Katyuşa'yı şöyle özetliyorum; Katyuşa nefretin değil, Katyuşa sevginin, aynı zamanda da umudun şarkısıdır.

.

Fuad Safarov, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir