- haberler son dakika

Karanbük Kışlağı ve Dündar Bey

(Tarihî Coğrafya Çalışması)

(Emir Çoban’ın 1314 yılındaki kışlağı ve Küçük Şeyh Hasan ile Eratna’nın 1343’de savaş yeri)

“(Emir Çoban), velhasıl o yıl Karanbükkışlak yaptı. 

Önceki devirlerden hiçbir devirde çağrılmaları ve huzura gelmeleri istenmemiş olan Uluborlu'dan (Borgulu) Felekeddin Dündar, Beyşehir'den (Gorgorum) Eşref oğullan, Karahisar-ı Devle'den Sahib Fahreddin'in torunları, Kütahya ve oranın kalelerinden Germiyan emirleri ve Alişir oğulları, Kastamonu'dan Süleyman Paşa (Candar oğlu) gibilerin hepsi birbiri arkasından Karanbük kışlağında hazır oldular. 

Bağlılık ve kulluk gösterdiler. 

İtaat edip boyun eğdiler. 

Ermeni Kralı Tekfur da Sis'ten (Çukurova) huzura geldi.

Hepsi meliklere yakışır hediye ve armağanlarla; altın işlemeli zırh ve takımlı şahane atlar; nefis silâhlar ve malları takdim eddiler. 

Şahane ilgi ve sevgiye muhatap olarak kıymetli hil'atlerle (teşrifât-i fâhir), Karanbük kışlak'ından gönül rahatlığıyla dönüş izni aldılar.

Uc tarafları emniyet ve güvenlik huzuruna kavuştu. Fakat Karaman oğulları itaat etme ve huzura gelme konusunda ihmalkâr davrandıkları için dünyanın yeniden canlılık kazandığı baharın ilk günlerinde, Konya tarafına saldırdı. 

Başkent (dârü'lmülk) Konya'yı Karaman oğullarının elinden ve yönetiminden kurtardı” (Aksarayî, 2000: 251-252).

Aksarayî’de bu şekilde zikredilen Karanbük, Uzunçarşılı’da aşağıdaki şekilde zikrediliyor:

Eratna’nın karşısında en büyük rakip Çobanîlerden Küçük Şeyh Hasan’ın Âzerbaycan hükümeti idi. Bu, Eratna’nın arka verdiği Büyük Şeyh Hasan’ı mağlûp etmiş, Âzerbaycan’a yerleşmiş ve kendisine tâbi olmayan Eratna’nın ülkesini Doğu Karahisar’ın Batı taraflarına kadar istilâ etmişti.

İşte bu Küçük Şeyh Hasan (Şeyh Hasan-ı sagîr), 744 H (1343 M) senesi ortalarında Sivas ile Erzincan arasında Kerenbük (26) ovasında (27) Eratna ile müdhiş bir harbe tutuşmuştur.

İbtida mağlûp olan Eratna kendisini toplayarak pek önemli bir galibiyet elde etmiştir. (28) 

Bu galebe ile Eratna, pek çok ganimet malı almış ve bunlar arasında Küçük Şeyh Hasan’ın hükümdar ilân ettiği Süleyman Han’ın bile emval ve eşyası ve haymegâhı elde edilmiştir. (29) 

Eratna, Küçük Şeyh Hasan’ı mağlûp edince onu takip etmedi; çünkü Küçük Şeyh Hasan’ın bu mağlûbiyetten meyus olmayacağını biliyordu; hatta evvelce Şeyh Hasan’ın eline geçen yerleri –Erzurum’dan Doğu Karahisar’a kadar- derhal geri almağa teşebbüs etmedi” (Uzunçarşılı, 1968: 169).

Uzunçarşılı, Karanbük’ün Sivas-Erzincan arasında bulunduğunu ifade etmekte, fakat aralarında 280 bin metre olan Sivas-Erzincan arasının neresinde bulunduğunu söylememektedir. 

Ancak Başel, Emir Eratna ile Şeyh Hasan arasında 1343 yılında yapılan savaşın Karayün’de vukû bulduğunu iddia etmiştir.

Karayoluyla Sivas’a 28 bin metre uzaklıkta bulunan Karayün, Erzincan-Divriği-Sivas yolu üzerinde ve su kaynakları bakımından zengin bir yerdedir.

Karayün adının, oradaki höyükten geldiği söyleniyor. 

Orada Mamuğa, Çermik, Yavı, Kızılca-kışla ve Tahtıkement (Kement altı?) gibi şayan-ı dikkat yerleşimler vardır. 

Karayün nahiyesi, Emir Çoban’ın kışlaması için uygun bir yerdir. 

Orada sıcak su (çermik) vardır. 

Karasu kıyısında ve bilhassa Karayün yakınında Karabük veya Karanbük adında bir mevkiin olabileceğini tahmin ediyorum. 

Malûm akarsu kıyılarındaki sık ağaçlık yerlere “bük” denilir.

Böyle yerler aynı zamanda akarsuyun büklüm yaptığı yerler olup, buralarda böğürtleñ bitkisi çok olur. 

Karabük - Safranbolulu Muhammed Emin Özçelik, böğürtleñ ve işe yaramaz çalılıklar için “bük” dediklerini söyledi.

Karabük adı da, böğürtleñ ile ilgiliymiş (bk. Karabük Belediyesi tarihi). 

Böğürtleñ yeşilken yeşil-bük, sonra kızıl-bük, olgunlaşıp kararınca da kara-bük denilebileceğini ifade etti ki, kendilerine müteşekkirim. 

Belki de Kara-öyük adı hatalı okumalar sonunda Karanbük ve Karayün’e dönüşmüştür.

Hacıali köyü üzerinden gelen Karasu’ya, Karayün’de, biri Akpınar, diğeri de Yavı üzerinden gelen iki çay daha karışmaktadır. Karayün halkının bugün için ‘İslim’ dediği suyun geçmişteki adı Karasu’dur. 

M. Fahrettin Başel, 1935 yılında yayınladığı Sivas Bülteni adlı bir kitapta savaşın Karayün nahiyesinde vukû bulduğunu iddia etmiştir. 

Başel, Suşehri ve Gölova ilçelerinde de çalışmış, kendi adıyla anılan bir köprü ile bir bina yaptırmış. 

Sivas Vali yardımcılığı yaptığı sanılıyor. Başel’i bana İlyas Ege, onu da Yüksel Çiftçi haber verdi.

M. Fahrettin Başel’in ifadeleri aynen şöyledir:

Demirtaş’ın idamından sonra Darende kalesinde saklanan oğlu Hasan Küçük burada Mısır Meliki tarafından zindana atılmış ve bu sırada Ebû Said’in ölümünü haber alır almaz zindandan kaçarak Sivas’ta kendisini Rum Eyaletleri sultanı ilân ettirmiş ve müteakiben Erdend (Derbend?) üzerine hücum eylemiş ise de Karayün‘de mağlup olmuştur. 

Bu mevkii bazı müverrihlerce ad yanlışlığıyla Kesenbük, Kıranbük diye yazılmış ve Koçhisar (Hafik) kazasında gösterilmiş ise de yaptığımız ince tetkikata dayanarak bu mevkiin “Karayün” adı ile Hafik kazasının Manuga (Mamuğa) nahiyesinde bulunan köy olduğu anlaşılmıştır (Başel, 1935: 21-22).

1530 tarih ve 387 Nu. M. V. Karaman ve Rûm Defteri II, s. 122, 510’de Sivas’ta Kara-öyük adında on haneli bir köy olup, Karayün adı yoktur. 

Kanaatimce Kara-öyük adı anlaşılabilir bir hata ile Karan-bük olmuştur.

Üstteki yazıdan daha sonra, 17-19 Eylül günleri Tokat’ta yapılacak İSHE 2021 Bilgitoyu’na nasıl gideceğimi araştırırken Ankara-Tokat karayolu üzerinde, Zile’ye tâbi Büyük-karayün köyüne rastladım. 

Sivas Karayün’den gayri bir Karayün daha görünce konuyu tekrar araştırdım. 2008 yılı Karayolları haritasında Sivas Karayün ve Zile yanındaki Karayünbeli adını gördüm. 

1933 tarihli köylerimiz kitabında Hafik-Karayün ile Zile Büyük-karayün ve Küçük-karayün vardı. 

1946’da güncellenmiş, 1947 baskılı 200 bin ölçekli eski bir haritanın Sivas Paftası Karayün (Mamuğa), Amasya Paftasında ise Aşağı-karayün (Büyük-karayün) ve Yukarı-karayün (Küçük-karayün) yazılmıştı. 

1530 tarih, 387 Nu. M. V. Karaman ve Rûm Defteri II, s. 122, 458’de Zile’ye tâbi Kara-öyük köyü var. 

Her iki Kara-öyük de s.122’de alt alta yazılıdır ve her iki yerleşimde de “höyük” vardır. 

Büyük-karayün höyüğü hakkındaki bilgiyi 29 Ağustos 2021 Pazar günü telefonla köyün muhtarı Gültekin Boral Bey’den aldım.

Buna göre Kara-öyük adının zamanla Kara-yün olduğu anlaşılıyor. 

Zile ile Sivas uzak sayılmazlar ve aynı kültüre sahip olmalılar. 

Özetle bu iki yerdeki “öyük” adı “yüñ” olmuştur. 

Biz dahi, Yalavaç-Hüyüklü kasabasının adını “yüklü” söyleriz ki, öyük veya üyük adını, bizim, “yük” olarak söylediğimiz anlaşılmaktadır.

Çankırı’nın 19-20 km doğu kuzeyinde, Yapraklı ilçesinin “Yüklü” adında bir köyü var. Köy adını bir höyükten alabilir dedim ve 26 Eylül akşamı köy muhtarı Şaban Usta’dan, eski köyün, bir höyük üzerinde oturduğunu anladım. Bu köy, Dâhiliye Vekâletinin 1933 yılı köylerimiz kitabında Çankırı-“Yüklü”, 1530 tarih 438 Nu. MVAD II, Ankara 1994, s. 129 ve 709’da, 50 haneli Kengırı kz. Öyüklü karyesi olarak kaydedilmiştir. Buradan “öyük” adının Çankırı’da, bizde olduğu gibi “yük”, Sivas ve Zile yöresinde ise “yüñ” telâffuz edildiği anlaşılmaktadır.

Yine tekrar edersek Kara-öyük adı, 14. Asır başlarında hatalı olarak Kara-bük ve hatta Kara (n)-bük şeklinde yazılmış veya okunmuştur. 

Aksarayî’nin zikrettiği Karan-bük ile Eratna savaşında zikredilen Kesen-bük veya Keren-bük adının doğrusu, Kara-öyük (Kara-yük) olup, bu yer bugün için Sivas-Karayün (Kara-yüñ) olmalıdır.

Aksarayî’den Menteşe, Aydın, Saruhan, Osman beylerin Karanbük’e gitmedikleri görülüyor. Çünkü o tarihte Menteşe, Aydın, Saruhan ve Osmanlı beylikleri henüz müstakil olmayıp, Hamid-oğlu Dündar Bey’e tâbidirler.

Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi 1, s. 88, Ankara, 1970 adlı makalesinde, “Dündar Bey (öl. 1324), olağanüstü başarı sağlayarak, Moğolların bölgedeki kuvvetlerine boyun eğmedi. Batı Anadolu Türk Beyliklerinden olan Menteşe, Aydın, Saruhan ve Osmanlı Beylikleri ona itaatlerini arz ettiler. Bu tâbi olma hâli, Dündar Bey’in şahsiyeti ve maiyetinde toplanan Türkmen birlikleriyle de alâkalıdır” der.

Hâlbuki bu tâbi olma hali asabiyetle ilgilidir. Çünkü bu beyler daha önce sırayla İlyas (Ales), onun babası Hamid beylere ve onun babası Mehmed Beye, yani 1262 yılında katledilen ve Şarkîkaraağaç’ta yatan Şeh Menteş’e tâbi idiler.”

M. Emin Özçelik, şayet Osman Gâzî müstakil olsaydı, devletin adı Âli Osman değil, Âli Ertuğrul olurdu der.

Hamid, Mesut ve Aydın adlarındaki üç kardeş Hamid, Menteşe ve Aydın-oğullarını, amca-oğulları Saruhan ise Saruhan-oğulları, yakınları Osman ise Osmanlı beyliklerini kurmuşlardı ki, henüz bu husus bilinmemektedir.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİN!.. Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.
Avatar
Mustafa Kahramanyol 2021-09-26 15:59:46

Ellerine sağlık. Atalarımız seni sevsin. Allah razı olsun.
Karanlıkları aydınlatıyorsun.

Avatar
Ramazan Topraklı 2021-09-28 04:39:07

Yılmaz Öztuna da: Devletler ve Hanedanlar, Türkiye (1074-1990), Türk Tarih Kurumu, Ankara 2005 adlı eseri s.99-100’de: Orhan Bey’in bağımsız olduğunu, Osman Bey’in ise bağımsız olmadığını söyler.

Avatar
Ramazan Topraklı 2021-09-29 08:05:32

Kopraman Hoca, öyük veya DLT’de üyük okunan ve (elif, ye, vav, kef) ile yazılan kelime, “eyük” de okunabilir der. Remsi’nin (Ramsay) Anadolu’nun Tarihî Coğrafyası, 1960 Mihri Pektaş çevirisinde “höyük” yazılan kelime, eserin aslında (1890 baskı) “eyuk” (eyük) yazılmıştır [s.30 Beşkarış Eyuk, s.46, 101, 133 Kara Eyuk Bazar, s.86 Şehr (Shahr) Eyuk, s.139 Gökçe (Geukche) Eyuk, s.239 Karaca (Karadja) Eyuk, s.457 Öküz Eyük].

Avatar
M. Emin Özçelik 2021-09-29 11:47:36

Osmanlı Türkçesinde (ك) kef harfi; Kâf-ı Arabî (k), Kâf-ı Farisî (g), Kâf-ı Nûnî/Kâf-ı Türkî (ñ= Türk'e mahsus olan bu ses genizden gelen bir n sesidir.), Kâf-ı Yâyî (y/ğ değnek/deynek) ve Kâf-ı Vâvî (v/ğ dövmek/döğmek) olmak üzere birden fazla sesi ifade etmektedir. Dolayısıyla kef harfi ile yazılan kelimeler farklı şekillerde (k,g,ğ,ñ,y,v) okunabilir ya da farklı seslerle (k,g,ğ,ñ,y,v) ifade edilen kelimeler tek bir harfle (ك) karşılanabilir. Bu yüzden pek tabi olarak (هويوك) höyük (eski Türkçede (اويوك-ايوك) öyük/üyük) anlamına gelen "يوك" kelimesi "yük, yüğ, yüñ" şeklinde okunabileceği gibi bu şekilde telaffuz edilen kelimeler de "يوك" şeklinde yazılır. Höyüğe Karayün'de "yuğ" (Ahmet Erol'un ifadesi) denildiği gibi Konya yöresinde de "yüğ" denilmektedir (TDK Derleme Sözlüğü). Ramazan Topraklı'nın ifade ve tespitlerinden de Sivas ve Tokat yöresinde "yüñ", Isparta ve Çankırı'da da "yük" denildiği görülmektedir...
Ramazan Hocamıza teşekkür eder, hayırlı çalışmalar dilerim...


sanalbasin.com üyesidir