Günümüz siyaset arenasında İktidar olana kadar çok güzel kelamlar edilirken, iktidar olduktan sonra her şey değişiyor.

"Gücü ele geçirene kadar!.." dersek daha doğru olacaktır. Sonrasında saraylara, lükse ve saltanata kanıp kendilerini “Üst sınıf” olarak görmeye başlıyorlar iktidar iddiasında olanlar. 

Bunun adına "Sonradan Görmelik" denir.

Bundan dolayı o İki yüzlü olduklarını saklayanlar hep ikaz edildi; "İslâm'ı siyasi hırslarınıza malzeme yapmayın; kullanmayın!" diye. Sonuçta kendilerini İslam adına referans gibi gösterip iktidara yürüyenlerin gerçek ahlakları ortaya çıkınca, toplum bu sahte davranışlardan ve (haşa) İslam’dan da uzaklaşma noktasına geldi. 

Her kim İslam’ı anlatıyor ve kendisini "Bilir kişi" olarak ortaya koyuyorsa bilin ki o, şahsi menfaati peşinde koşuyor. 

İslâm, yaşanarak örnek olundukça yayılan ve kabul gören bir hukuk çemberidir.

Toplum psikolojisini bilenlerimiz çoktur diye düşünüyorum.

Toplumu dinamik tutan, psikolojik yönelimidir, lakin toplum, sürü psikolojisi kimliğine büründürülür ise tehlikenin boyutunu kimse kestiremez. Hele bir de bunun üzerine kin ve nefret sosu dökülürse, ortada ne din kalır ne de toplum.  

Tıpkı Ortadoğu’da yaşanan kafa kesmeler ve para için ruhunu satmış asalaklar gibi çoğalır ve kendi kendimizi yok ederiz. 

Artık, gerçekçi olmalı ve ayaklarımızın yere basması gerekmektedir. 

Derin ve köklü tecrübeye sahip Türklüğün bilgi birikimini tasfiye edip, yerine "yağmacı arap zihniyeti" ikame edilir ve bu şekilde hayal kurarak devlet yönetmeye kalkılırsa ulaşılacak sonuç, hüsrandır ve iflastır.

Neden mi?

Artık gün geçmiyor ki ulusu oluşturan dinamiklerin teker teker yok olduğunu duymayalım veya bu konular hakkında çıkan haberler olmasın.

Küçük yaşta çocukların taciz edildiğinden tutun da, suç işleyenin ön kapıdan girip arka kapıdan serbest bırakıldığı, yalan söylemenin ve hırsızlığın olağan karşılandığı, iflasa uğramış zihin dünyalarına sahip bireylerin saçma sapan kışkırtıcı açıklamalarını duymayalım veya yaptıklarına şahitlik etmeyelim.

Hele bir de geçmişten dem vurup, bizim değerlerimize hakaret edenler var ki sormayın!

Soygun düzeni” olarak kurdukları (haşa) İSLÂM’ı kullanarak Türk’e, Türklüğe, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e hakaret edip, sinirlerin gerilmesini hedef alırlar, bir de “Osmanlıcı” olduklarını bastıra bastıra söylerler ki, birileri de Osmanlı’ya hakarette bulunsun ve ortalık karışsın isterler. 

Bunlar kabul edilecek gibi değildir…

Sebebine gelince;

1-) Türkler, daha Hz. Muhammed (sav) dünyayı teşrif etmeden önce devlet kurmuş ve tek olan yaratana (Tanrı) hizmet ederek sistemler kurmuşlardır.

2-) Türkler, İslam ile (tek olan yaratana iman) 7. Veya 9. yüzyılda tanışmadılar; bu tarih çok çok daha öncelere dayanır, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir.

3-) Köksüz ve omurgasız zihin dünyasına sahip olanlar Gazi paşama dil uzatır, fakat Sultan Fatih Mehmet Han'ın İstanbul’u feth ettiğinde ilan ettiği “Krallığın”ın arka planını bilmezler ve konuyu kavramadan Atatürk'e dahi dil uzatırlar.

Aslında  esaslı bir soru sormanın zamanı da geldi diye düşünmekteyim; çünkü sürekli olarak birileri kasıtlı şekilde bu konuyu kaşımaktalar.

Aslında "Soru" değil de bir anı olarak paylaşmayı daha uygun buluyorum, şöyle ki;

Geçenlerde eski bir arkadaşımı ziyaret ettiğimde tesadüfen oraya gelen ve SELÇUKLU (imp.) Devleti’ni savunan birisi, Osmanlı'ya bastı küfürü, bastı hakareti. 

Neden böyle konuşuyorsun” diye sorduğumda, "Osmanlı olmasaydı, Selçuklu yıkılmazdı!.." dediğini duyunca nasıl davranacağımı şaşırdım; çünkü adamın zihin dünyası, kendi özüne düşman!

Kanaatimce konuyu çözenler çözdü ve empatiyi kurdu.

Cumhuriyet’e küfür etmenin, tarih boyunca birbirinin devamı olan tüm devletlerimize küfür etmek anlamına geldiği bilgisini bilince taşıyabilirsek en doğrusu olacaktır. Ondan sonra, bize ait olana her kim küfür veya hakaret ederse ve tabir yerindeyse "dili kopartılacak"tır.

Öyleyse, önceki devletlerimize ve büyüklerimize ve dahi bugünde Gazi Paşam’a ve Cumhuriyetimize dil uzatan “kripto” omurgasızların seslerini kesmeleri gerekmektedir.

Bu kadim millete ve geleneği olan kadim devletlerinin tümüne her kim dil uzatma omurgasızlığını gösterirse gerekli cevabını almalı ve alacaktır da.

Millet (ulus) Efendi olandır. 

Geçici süre için teslim edilen koltuğa her kim oturursa da “hizmetli” pozisyonundadır. Hiçbir kimse kendisini bu ulusun efendisi veya sahibi olarak görme gafletine düşmemelidir. Sadece onun bir parçası olmaktan gurur duyulabilir ancak.

Son olarak, Millet (ulus) emreder, talimat verir, hizmetliler yerine getirirler. Sistem budur ve böyle kalmalıdır. 

Ulusa hizmet etmek isteyenlerin dikkatine sunarım.

Ortak ve üstün akıl yapısını kurgulamadan hizmete talip olmak, ulusa ulaşamamak demektir.

Bu minvalde;

ön yargıların algıları kapatması, üretilmesi gereken sorunların çözümünde başlıca engeldir. 

İnsanlar, ön yargılarını kendilerinden farklı olanlar ile tanışarak ve kaynaşarak aşabilirler. Sorunların önünde oluşan engeller bu şekilde kolayca aşılabilir.

Sonuç olarak; hem geçmişimize, hem bu günümüze düşmanca tutumlara sahip nesillerin oluşmaması için üzerinde durulması gereken en acil konumuz budur.

Unutmayalım; bugün ekilen kin, nefret veya düşmanlık tohumlarının bedelini, uzun yıllar sonra yaşananları efsaneleştiren nesiller ya ödeyecektir veya birilerine ödetecektir.

LÜTFEN; COĞRAFYAMIZDA NEFRET SUÇU İŞLEYENLERİ ACİLEN UYARALIM.

.

Ali Karani, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @KARANIAli , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir