İran - ABD ilişkileri, son dönemde yaşanan gelişmeler sonrasında adeta alev aldı. 

İran, Washington’a karşı açık silahlı bir çatışmaya girmek yerine, misilleme ile cevap vermeyi tercih etti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesine yanıt olarak İran, 7-8 Ocak gecesi, içerisinde ABD askerlerinin de bulunduğu Irak’ın Anbar eyaletinde bulunan Ayn el-Esad ve Kuzey Irak’taki Erbil üslerini balistik füzelerle vurdu.

İran, bu eylemleriyle İran Silahlı Kuvvetleri’nin yeteneklerini açıkça herkese göstermiş oldu. 

Ayn el-Esad Hava Üssü’nün altyapısı, bu füzeler sonrası hasar gördü. 

Resmi Amerikan kaynaklarına göre, üslerde bulunan ABD askeri personelinin hiçbiri yaralanmadı. 

İran’ın bu füze saldırısı, hepimizi şaşırtsa da Irak hükümetini haberdar etmesi kimseyi şaşırtmadı. 

Bombardımanın arifesinde, İran yanlısı Iraklı milis gücü “Haşdi Şabi”, halka açık bir yayında, güvenlik güçlerinin üslere 1 km’den fazla yaklaşmaması konusunda uyarılarda bulundu. 

Açıkçası, İranlılar sivil kayıplardan kaçınmak adına yaklaşan bombardımanı gizlemediler.

Yaşanan gelişmeler, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun hem halkına hem de dünyaya, İran’ın Washington’a karşı ne gibi önlemler alabileceğini göstermek açısından önemliydi. 

Retorik militanlığına rağmen, İran liderliği, sürekli olarak ABD’nin saldırgan eylemlerine yanıt vereceğini vurgulamaktadır. 

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, 8 Ocak’ta Ayn el-Esad üssüne düzenlenen füze saldırısının, İran Silahlı Kuvvetleri’nin yeteneklerinin yalnızca küçük bir parçası olduğunu ve ABD saldırgan eylemlerine devam ederse daha sert bir tepki vereceklerini kaydetti.

General Süleymani’yi yok eden Washington, İran’a başka seçenek bırakmadı. 

Tahran, geçtiğimiz yıllarda Suriye ve Irak’ta DAEŞ teröristlerine karşı aldığı zaferlerle ve İran’ın bölgedeki etkisinin artmasını sağlayan eylemleriyle kahramanlaşan Süleymani’nin ölümüne engel olamadı.

Ancak yeterince karşılık verdiğini de düşünemeyiz.

Ayrıca İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, 3 Ocak tarihli açıklamasında DAEŞ, El Nusra, El Kaide ve diğer terör gruplarına karşı savaşan Süleymani’nin cinayetini “Uluslararası terörizm eylemi” olarak nitelendirdi. 

İran Dış İşleri Bakanlığı, Tahran’da bulunan İsviçre Büyükelçiliği aracılığıyla Washington’a ilettiği notada; “Washington’un hareketinin devlet terörizminin bariz bir örneği olduğunu ve ABD rejiminin tüm sonuçlardan sorumlu olduğunu” söyledi.

İran İslami Şura Meclisi’nin karar aldığı yeni yasa gereğince; Tüm Pentagon çalışanları, ABD ordusu ve Süleymani’nin ölümüne karışan herkes “terörist” olarak belirlendi. 

Bu durum, İran’ın bundan böyle uygun yöntemlerin uygulanacağı mücadelede ABD ordusuna terörist olarak davranacağı anlamına geliyor.

İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney yayınladığı özel mesajında; “İran’ın suçlulardan ciddi bir şekilde intikam alacağına” dair söz verdi. 

Milli liderlerinin bu gibi ifadeleri, neredeyse bir eylem göstergesidir. 

Hamaney’in şahsi durumunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. 

Süleymani, Hamaney’i manevi babası olarak görüyordu.

Aralarındaki ilişki çok yakındı.

Tüm İranlılar, Hamaney’in Süleymani’nin cenazesinde gözyaşlarını saklamadığını gördü ve bu görüntülerin ardından intikam yemini ettiler.

Yine de İran yönetimi, oldukça zor bir durumda. 

Bir yandan halkın öfkesi, onları İran’ın meşhur bir resmi askeri temsilcisine Washington tarafından düzenlenen operasyona yanıt vermeye mecbur kılıyor. 

Öte yandan Tahran, ABD’nin İran tarafından tehdit edilmesi sonucu vereceği tepki derecesinin de farkında. 

Bu konulara vakıf olmayanlar bile, ABD’nin Lousiana’dan Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia Adası’na getirdiği nükleer silah taşıyabilen altı adet B-52 bombardıman uçağını neden getirdiğini açıkça anlayabilir. 

Bu nedenle İran, çatışmanın daha da tırmanmasını istemiyor. Fakat işlenen suç, cevapsız kalmayacaktır.

Peki, karşı önlemler neler olabilir? 

İran tarafından doğrudan gelen silahlı yanıtların devam etmeyeceğini görüyoruz. 

Ancak İran dostu güçlerin, özellikle Irak, Lübnan ve Yemen’deki Direniş Ekseni (Mihvar-ı Mukavamah), intikam eylemleri olabilir.

Washington’un Batı Asya’daki tüm silahlı kuvvetlerini bölgeden çekmesini sağlamak ve Basra Körfezi kıyısındaki devletlerin katılımıyla kolektif bir güvenlik sistemi kurma amacıyla bölgesel güçleri birleştirme çabası; Tahran’ın planladığı “ana darbe” konusunda bizleri aydınlatıyor. Tahran’a göre bu, Washington’a karşı bir misilleme olacak. 

Bu hususta Hamaney’in ve İran Meclisi yetkililerinin açıklamalarında sinyaller verildi.

İran’ın en etkili siyasetçilerinden, İran eski Dış İşleri Bakanı ve Hamaney’in mevcut uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Vilayeti, açıklamalarında; “ABD ve müttefikleri Orta Doğu’yu terk etmezlerse; İran onlara başka bir Vietnam daha yaşatacak!” dedi.

Bu durumda şöyle bir paradoksla karşılaşıyoruz: İran’ın umutları asla karşılıksız değil. Bunu iyice düşünmemiz gerek. Kendiniz karar verin.

Süleymani’nin öldürülmesi, uluslararası normların ve BM Şartı’nın ağır bir ihlalidir. 

Bir bütün olarak dünya toplumunda ve özellikle Ortadoğu’da Washington’un kredibilitesini artırmamış aksine azaltmıştır.

Şii ümmetinin temsilcileri olan İran ve Irak’ın iki ulusal kahramanı olan Süleymani ve El-Mühendis’i aynı anda yok eden Washington, sadece iki komşu ülke arasında daha da büyük bir uzlaşmaya katkıda bulundu. 

İranlılar ve Iraklılar, geçmişten gelen husumetlere hala sahip idilerse bu ölümler onları ortadan kaldırdı. 

Ortadoğu’daki Şiiler, eskiye göre daha konsolide hale geldiler.

Bu birlikteliği cenaze törenlerinde izledik. İran ve Irak, ulusal kahramanlarının naaşlarını Şiiler için kutsal kentler olan Necef, Kerbela, Kum ve Meşhed gibi yerlere taşıdılar.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Süleymani’nin cenaze töreni sırasında onun için “İslam’ın son büyük savaşçısı” olarak bahsederken; “Yüce İran milleti ve bölgedeki diğer tüm bağımsız devletler, suçlu olan ABD’den intikamını alacaktır” dedi.

İran’ın Irak’taki, ABD üssüne düzenlediği füze saldırısından sonra İran yanlısı Asayib el-Hak’ın lideri Kayis Kazali, Irak’ın El-Mühendis’in intikamını alma zamanının geldiğini açıkladı ve ekledi:

“Iraklılar cesurdur ve cevapları İran’dan daha zayıf olmayacaktır. Buna söz veriyoruz.”

Tüm dünya; yalnızca İran’ın değil, aynı zamanda Irak, Lübnan, Suriye, Pakistan, Afganistan, Cezayir ve hatta Hindistan’daki Müslümanlar’ın, Süleymani’ye nasıl veda ettiğini izledi. Ruhani’nin 8 Ocak tarihli kabine toplantısında açıklamasının ardından Irak Meclisi, aynı Ruhani’nin dediği gibi ABD askeri birliklerinin ülke topraklarından çekilmesini öngören kararı aldı.

Böylece bölge halklarının her zamankinden daha birlik halinde olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Daha sonra ABD Başkanı Trump, İran’da bulunan 52 farklı hedefi vurabileceğini belirten açıklamalarda bulundu. 

Ancak bu tehdidinden daha sonra vazgeçti.

Zaten bu dönemde, İran’ın BM Daimi Temsilcisi Macid Ravançi, BM Genel Sekreteri Guterres’e verdiği mektupta İran’ın uluslararası hukuk uyarınca kendini savunma hakkının olduğunu ve İran aleyhine gelişecek her türlü durumda gerekli ve orantılı önlemleri alacaklarını vurguluyordu.

.

Dimitri Kherson, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir