Allah’a iman ile insanın hayat serüveni arasında tarihsel bir bağ olduğundan Allah’ın varlığına iman etme veya inkâr etme insanlık tarihi boyunca konuşulan, tartışılan, savaşlara sebep olan bir olgudur.  

Allah’ın her şeyi yarattığı ve her şeye gücü yeteceği düşüncesi ile evrimsel teoriler tarih boyunca insanlığa yön sunuyor. 

Peygamberler, insanlığı İslam'a davet ederken aynı zamanda mevcut düzenin değişmesinden hoşnut olmayanlarla mücadele etmek zorunda kaldılar. 

İnsan, inancını belirlerken aileden, sosyal çevreden ve din anlatıcılarından etkilenir, onların vereceği bilgilere göre yolunu seçer.

Kasıtlı veya bilinçli yanlış aktarımlarla insanlığın din ekseninden koparılması, din ve Tanrı düşmanı olarak yetiştirilmesi, putlara yapılan ibadetin meşru gösterilmesi gibi insanın ruh haline zarar vermesi muhtemel bilgilerin aşılanması insanlığın Rabbi ile olan rabıtası için zararlıdır.

Burada işin püf noktası, dudaktan dökülenlerin kalpte ve kalıpta bir karşılığının olup olmamasıdır.

Teorik olarak bir inanca sahip olmak kolaydır. Peki insanlar, inancının hakkını verme noktasında herhangi bir gayret içinde midir?

İslam için konuyu ele alacak olursak; “Birileri çıkıp da ya inancının gereğini yerine getir ya da ‘Ben Müslümanım’ diyerek dinin avantajlarından yararlanmaya kalkma” derse, ona karşı takınılan tavır nasıl olmalıdır? 

Müslümanlığı ağzına alarak her türlü pis işte, dini kavramları kullananların kötü niyetleri karşısında din savunucularının (peygamberlerin, ilim ve din adamlarının) bu duruma sessiz kalması düşünülemez. 

Zaman, bu zıt kutupların birbiri ile mücadelesini ve bu yönüyle dinin anlaşılma, karartılma çabalarını ruhunda taşımış ve taşımaya devam ediyor. 

Her şeyden önce “Müslüman nedir?” bunun kavram ve anlam olarak tartışılması gerekiyor. 

Fakat bunu yaparken hangi ölçütlerin temel alınacağı konusunda ciddi kafa karışıklığı vardır. 

Uyanık ve zinde bir hayat yaşamak isteyenlerin, nasıl bir yol izlemesi gerektiği de tartışmaya açıktır. 

Kendine bir çıkış yolu arayan insanın, din ile tanışması bu meyanda olur.

Akide boyutunda meydana gelen bocalama ile hayatın akıntısına kapılarak hevasının girdabında boğulan insanın, dini arayışlar içine girdiği, gerekli görürse din değiştirdiği biliniyor. 

Bu olay, insanlar için düşünme ve tefekkür etme bağlamında yeni yollar açıp masal, hikâye ve hurafe gibi inanç yorumlarını ortaya çıkardı. 

İnsanlar, iman konusunda çeşitli yorumlar üretti ve insanlık yönünü, bu yorumlarla bulmaya çalışıyor. 

Düşünme ve algılama yoluyla inanç ihtiyacını gidermek için bazı imgeler önemsendi ve bu şekilde insanlar toplumsallaşma yolunda önemli adımlar attı / atmaya devam ediyor. 

Bireyin önem verdiği inanç sistemi, toplum tarafından karşılık buldukça, sisteme yeni eklemeler yapılmaya çalışılması yeni sorun alanları yaratmıştır. 

Birey, neden inanma ihtiyacı hissetmektedir? Tanrı’ya inanmayan bireyin, herhangi bir kaybı var mıdır?

İslam Dini’nin birey - toplum ilişkisi ile insanlığa sunduğu marjinal fayda nedir? 

Böyle bir marjinal fayda var mıdır? Peygamberler, içinde bulundukları toplumda önce neyi, niye değiştirmek istemişlerdir? 

Toplumun değişime karşı her zaman güçlü bir direnci olduğu biliniyor. Değişim, reform hareketleri her zaman sancılı olmuştur.

İslam, Âdem Peygamber’den Muhammed’e (sav) kadar sürekli bir değişim göstermiştir. Nuh Peygamber’in şeriatı ile Musa Peygamber’in şeriatı bilindiği kadarıyla aynı değildir.

Hazreti Peygamber’in tebliği ile sağlanan huşu ortamından önce o bölgede büyük sancıların yaşandığı ve kutsal sayılan Kâbe’ye kimin hükmedeceği meselesinin savaşlara kapı araladığı biliniyor. 

Kâbe, Mekke ahalisi için neden bu kadar önemli bir mekândı? 

Kapitalizm, son yüzyıl için kavramsal bir değer ifade etse de insanlığın iman - inkâr ekseninde en önemli belirleyici etkendir.

Güç ve makam kavgası sadece bu günün meselesi değildir. Şöhret sahibi bir insan, tarih boyunca hep gündemi belirlemiş, iman ve inanç noktasında insanlara yön vermiştir. 

İnsanın inanma ihtiyacı, topluma yön verenler için kullanılmaya müsait bir alan açıyorsa bu durumu lehlerine kullanmak isteyen uyanıklar inanç sistemini diledikleri gibi deforme edebilirler.

Rant ve sömürü aracı olan dinler, her türlü istismara açık hedef olduğundan İslam inancı, dönemsel olarak istismar edilen bu dini algıyı değiştirmek için günün şartlarına uygun öğretiler geliştirmiştir.

 Bu öğretilerle insanlar kul olmaya davet edilmiştir. Sürekli olarak bilgi kirliliği taarruzu altında yaşayan birinin eğri ile doğruyu hemen ayırt etmesi mümkün değildir.

İnsan, neyin yanlış ve neyin doğru olduğunu deneyerek, test ederek, gözlemleyerek anlamaya çalışır. 

Kendisine öğretilenlerin doğru veya yanlış olduğunu kavraması zaman alır.

.

Muhammed Işık, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @leyli_serd , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir