Mitoloji"nin kısaltması olarak bilinen “mit” terimi, ülkemizde çok köklü ve stratejik bir kurumumuzun da kısaltması olarak kullanılmaktadır. 

Siyasetçilerin bile kendi bireysel işlerini destekleyip, etkin güç elde etmek isteyenlerin “Hadi falancaları da alsanıza, dokunsanıza...” diye gaza getirip kendi pisliklerini örtmek için sinir uçlarıyla oynanan liyakat sahibi yiğitlerin bu devletin taşıyıcı kolonları olduğunu bilmeyen yoktur. 

Devlet-ebed-müddet" ilkesine aykırı gelen talimat veya emirleri, hilal yönünde kullanma yeteneğindeki bu yiğitler, gerektiğinde, serden ve yârdan geçmesini de bilerek hep sırat köprüsünde gibi yaşarlar. 

Saygıyı, bireysel anlamda beslemez ve tamamen kamu yararına düşünürler. Hiçbir cemaat ya da cemiyetin çıkarlarını, devletin çıkarları üzerinde görmezler. 

Bir de “siyasetçi" adı altında, devleti için mücadele edenler vardır.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Türk gençliğinin iftiharla örnek aldığı örnek bir siyasetçi olarak milletimizin zihninde ve yüreğinde ayrı bir yere sahiptir. 

Her yerde olduğu gibi tercih ettikleri meslekleri, kendi çıkarına kullanmaya çalışan birileri hep vardır. 

Siyaseti bir kazanç kapısı olarak görenlerin yanında, namahremi öven, ar-namusu hiçe sayan ilginç ve karanlık düşüncelerin yansıması ile aydınlandığını sananlar da hep vardır.

Memleketin her yeri, yangın yerine döndüğü zamanlarda, sonra o yangınların müsebbipleri bulunduğunda, cezalandırmalarının önüne geçmek adına binbir kaos çıkarıp, akıl tutulması yaşatanların tek ilacı, imgesel ve alegorik bir halk hikâyesidir. 

Çünkü gerçek bir “mit" yoktur ki gerçekliği kanıtlanmış olsun. 

Mesela Herkül ya da Poseidon… 

Bu tip karakterler mittir ve mit, tamamen hayal ürünüdür.

Hollywood yapımı filmlerde görüldüğü üzere, hiç bir gerçekliği olmayan "süper kahramanlar ile milyarlarca dolar sürdürülebilir bir kazanç kapısı sağlanabiliyor. 

Yani iyi bir ‘mit'iniz varsa ve Hollywood’da tanıdıklarınız da varsa gerisi çok kolay olabilir.

Ancak olur da biz bir “MİT" dersek işler değişebilir. Çünkü bizim için "İmgesel ve alegorik bir halk hikayesi" denildiğinde imgenin bir gerçeğin yansıması olması gerekir.

Yani gözümüzle değil, kalbimizle görüp, yüreğimizle inanırız ama gözün gördüğü, kulağın duyduğuna inanıp inanmamak da insanın özgür iradesidir ve cahilleştirilmeye çalışılan halklarda, gözle görünen ve kulakla işitilene direkt inanma çok daha yaygındır. 

Bu yüzden, cahil olan (öğrenmeye açık olmayan) toplumlarda demokrasiler hiç bir şey ifade etmez. Üstelik “Şeriat" gibi terimlerin ön planda dillendirildiği, arka planda "Şeriati hiçe sayan yaşantıları" da "Hedefe giden yolda her şey mübahtır” ile bağlayanlara da ekranlarda çokça rastlayabilirsiniz. 

Bizim Seyit OnbaşıZenci Musa ve daha nice adsız kahramanlarımız vardır. 

Bu gerçeği büyük kuyruk acılarıyla yaşayan Türk düşmanları çok iyi bilmektedir. 

Maalesef içimizdeki bazen "Avrupalı entellektüeller” bazen “Selefi-Arap seviciler" bazen de veya lümpen tavırlarla, siyasi çevrelerde gelir elde etmek adına bulunan özünü kaybetmiş olan bazıları halen daha öğrenemedi. 

Parti içinde muhalefete düşüp, ülkeye dair fikirlerini bu partiler içerisinde dile getirip, “Devleti siyaset yönetiyor" diyecek kadar hadsiz ve yumuşak olanlara bir Türk genci olarak şunu hatırlatmak isterim; karşısında esas duruşunu dahi bozamayacağınız kadar korktuğunuz devletinizi sevmeyi öğrenin; öğrenin ve seve seve yapın ki işin başka türlüsü de devreye alınmasın.

Saçma sapan siyaset yapıp, sıkışınca “Mehmedim" diye bağıranlara, “Mehmedim"in ses vermesini beklemek, devletin renginin de aslına döndüğünü inkar etmekten başka bir şey değildir.

Uzun lafın kısası, bizim bir mitimiz olursa imgeleri de hakikatin yansıması olur. 

Devleti yönetenler sadece “siyasetçiler” değil, binlerce yıllık aklın devamlılığı olan Türk gençliği de “Devlet-ebed-müddet" ilkesine bağlı olanlarla devlet yönetimine destek verir.

Devletin yöneticileri, devletten rant elde etmek için değil, devletin kazanımlarını arttırmak üzere yaşarlar ve kızıl elmaya varıncaya kadar da nöbetleri devam eder.

Şimdi devlet yönettiğini sanan bazı sözde siyasetçilerin suçlarından dolayı yargı önüne çıkmadan önce, Türk gençliği ile kucaklaşmak isteyen olursa boşuna yorulmasın! Türk gençliği, yeni nesilleri sizlerin kucağında bırakmayıp, hak ettikleri bilgi bahçelerinden beslenip, hakikatin sonsuz ışığını bazen bir mum gibi, bazen de ay parçası gibi aydınlatmaları için “geliştirme" yapmakla meşgul.

Fitne-fücur teknolojileri için lütfen o ipi elinde tutanlardan destek isteyiniz! 

Türk gençliğinin hikayelerine “mitolojik diyenlerin, bu gençliğin beyninden beslenemediği için kepenkleri çoktan indi ama halen daha Yunan mitolojisindeki Truva atını izliyor ve bir türlü uyanmıyorlar işte…

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir