Türkiye, Rusya ile birlikte Suriye’de kalıcı barışın tesis edilmesi için büyük çaba sarf ediyor. 

Türkiye’nin Suriye’de kalıcı bir barış düzeninin kurulmasında, demokratik bir anayasa yapılarak adil bir seçim sonucunda halkın çoğunluğunu temsil eden bir hükümetin kurulmasında çaba sarfetmesinin sayısız yararları vardır. 

Bunun böyle olması Suriye’nin bölünmesini engelleyecek, batılı güçlerin ülke topraklarını boşaltmasını temin edecektir.

Suriye’de rejim kuvvetlerinin gücü tükenmiştir. 

Yeterli taarruz gücü yoktur. 

İranlı milislerin karadan desteği Rusya’nın havadan desteği olmazsa rejim Hama-Humus bölgesi dâhil, Suriye’nin yarısında kontrolü 15 günde yitirir. 

Putin, Esad’ın zavallı durumunu bildiği için yaptığı resmi görüşmelerde Esad’ı “koğuş nöbetçi onbaşısı” gibi bir adım gerisinde dolaştırmaktadır. 

Hani bir sloganımız var ya “varlığım varlığına armağan olsun” onun gibi bir şey! 

Putin diyor ki: Ben varsam sen varsın, ben yoksam sen hiçsin! Sakın önüme geçme, soytarılık yapıp, kendini devlet başkanı zannetme! 

Evet, Suriye sahasındaki gerçek durum bu: 

Rus özel kuvvet desteği, teknolojisi olmazsa İranlı milisler en çok 2 ay dayanır, onlar da kısa zamanda tükenir. 

Rejim, 3 ay içinde Ankara’nın kapılarına ricacı üstüne ricacı yollar. 

Bundan sonra Suriye’de yeni anayasa, barışın tesisi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması yolunda kalıcı adımlar atılabilir.

Buna mani olan nedir? 

Rusya’nın desteği ve iç savaşın kangren haline gelmiş olması!

Rusya’nın desteği olmazsa rejimin Ankara’nın şartlarına uymaktan başka çaresi kalmaz. 

Yani şunu demek istiyorum; Türkiye Esat ile görüşmeyecek, Esat ile barışmayacak; Esat Türkiye ile görüşecek Esat Türkiye ile barışacak! 

İşin doğrusu bu… 

Siyasi ortamın bu yönde değişmesini engelleyen ne? Rusya’nın Esad’a verdiği askeri destek…

Bu durumda Türkiye’nin, Rusya ile dostluğu bozmadan bilek güreşi yapması lazımdır.

Rusya’yı yanına çekmesi için yapacağı bir şeyler olmalıdır.  Yeni bir stratejik çıkış yolu bulmalıdır.

Geçtiğimiz yıl içinde İsrail, Suriye hava sahasını defalarca ihlal etti. 

Hizbullah’a ait olduğunu söylediği mevzileri defalarca vurdu.

İran milisleri, Kudüs Ordusu gibi paramiliter güçlerin İsrail hudutlarından 300 Km uzakta olmaları şartını ileri sürdü, defalarca İran’a ait karargâhları bombaladı. 

Hatta bir defasında Suriye hava savunma füzelerinden korunmak için Rus nakliye uçağını siper eden İsrail F-16’sı, Rus uçağının düşürülmesine sebep oldu. 

İsrail defalarca Suriye hava sahasını nasıl deleceğini, hava savunma sistemlerini etkisiz hale getireceğinin testini yaptı. 

Bu harekâtlarda büyük başarılar elde etti. 

İsrail’e kim ne yapabildi? 

Rusya düşen uçağının tazminatını alabildi mi? 

ABD, Kasım Süleymani’yi, vurdu İran ne yapabildi? 

Vuranın vurduğu elinde kalıyor! 

Yeni dünya düzeninin gerçeği bu oldu.

Ben defalarca yazdım, çağrıldığım televizyon kanallarında ve verdiğim konferanslarda söylüyorum. 

- Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’yi hedef alıyor mu

Alıyor! 

- Türkiye bölünecekler listesinde mi? 

Listesinde! 

- PKK-PYD gibi bölücü unsurları bütün batılı güçler destekliyor mu? 

Destekliyor! 

- Peki; beklemenin, pasif hareket etmenin faydası ne?

Planı yırtıp suratlarına çarpmazsanız BOP’tan vazgeçerler mi?

Diyelim ki İdlip bölgesinde harekât yapacak Suriyeli gençlerden oluşan 4 komando tugayı kurdunuz. 

Bunlara taktik akın, pusu, tahrip, tanksavar ve uçaksavar eğitimi verdiniz, alçak irtifa hava savunma füzeleri ve tanksavar füzeleriyle donattınız. 

Rejim, her gün ağır kayıplar vermeye başladıktan sonra İdlip’e taarruz edebilir mi? 

Bizce rejim güçlerinin Türk Gözlem İstasyonlarını aşarak İdlip içlerine girmesine müsaade edilmemelidir. 

Gözlem noktaları, alay seviyesinde güçlendirilerek sınırın geçilmesine müsaade etmemelidir. 

İdlip kaybedilirse Türkiye’nin Afrin, Carablus, El Bab ve Barış Pınarı bölgesinden çıkartılması gündeme gelecektir. 

Buralardan çıkılmasını istemiyorsak İdlip ne pahasına olursa olsun elde tutulmalıdır.

Şimdi şöyle bir faraziye üzerinden durum muhakemesi yapalım:

Rusya, Türkiye’den vaz geçebilir mi? 

Senelik ticaret hacminin 40 milyar dolara yaklaştığı, mevcut boru hatlarıyla Rusya’nın doğal gazının güvenli yollarla Avrupa’ya aktarıldığı en önemli ortak kimdir? 

Türk-Rus 200 bin evliliğin olduğu 300-400 bin müşterek çocuğumuz olan akrabamız Ruslarla bu yüzyılda düşman olmanın bir anlamı kalmış mıdır? 

Bunu her iki taraf da biliyor! 

Bu şartlarda Rusya-Türkiye ile Suriye için bir çatışmayı göze alabilir mi? 

Böyle bir çatışmayı, Rusya kazansa bile kazancın stratejik değeri olabilir mi?

Şimdi şöyle bir şey yaptığımızı düşünelim: 

Tıpkı İsrail’in yaptığı gibi İdlip, Halep, Hama ve Humus bölgesindeki İran ve rejim mevzilerini her türlü elektronik aygıtı kullanarak körelterek, insanlı insansız bütün hava gücümüzle vurduğumuzu rejim güçlerinin taarruz gücünü tamamen kırdığımızı varsayalım. 

Bize kim ne yapabilir? 

Kim ne diyebilir? 

Rejimin kendi halkına gücü yetmiyor, ülkede istikrarı ve adaletli bir düzen sağlayamıyor, bir şey yapamaz, mukabelede bulunamaz. 

İran’ın Kasım Süleymani hadisesinde gördük ki mukabele gücü yok, Rusya’nın Suriye’de kara gücü yok… 

Kim ne yapacak? 

Herkes apışıp kalacak. 

Putin biraz kızar gibi olacak! 

Ona şunu diyeceğiz:

Arkadaşım sana kaç defa söyledik, şu rejim saldırılarını durdur, durdur, durdur. Biz konuştuk silahlar iki gün sustu. 3. gün tekrar ateşkesi bozdular. Çoluk çocuğu sivil halkı bombaladılar, bu kışta kıyamette günah değil mi? 

Ateşkesi muhalifler değil rejim bozdu. Biz size rica etmekten bıktık usandık, artık kapını çalmaktan hicap duyuyoruz. 

Bu adam senin sözünü dinlemediği anlaşılıyor, biz böyle dinletiriz, bizim bunu önlemeye gücümüz var, ancak gerekli nezaketi göstermekten kaçınmadık! Hafife alınmaktan bıktık.”

SONUÇ: 

Putin, Erdoğan’a daha çok saygı duyacak, AB liderleri Erdoğan’dan randevu almak için kuyruğa girecek, ateşkes kalıcı hale gelecek, Esad, Türkiye ile barışmak için Türkiye’ye gelecek, Libya meselesine daha büyük moralle ağırlık vermek imkânı doğacaktır.

Bizce kapsamlı bir hava harekâtı ile Halep-İdlip-Hama-Humus çevresindeki rejim güçleri imha edilmelidir. 

Başka türlü Suriye’de kalıcı bir ateşkes temin edilemez.

Ateşkes şu şartlarda mümkündür:

1-Galip devletin düşmanını teslim alması,

2-Rakibin teslim olması, 

3-İki tarafın yenişememesi…  

Burada bu şartların tamamı Esad’ın lehine olduğu için kalıcı ateşkes temin edilemez. 

Gücü kırılır ve zayıflatılırsa kalıcı ateşkese razı olur. 

Suriye iç savaşı biter. 

Türkiye ve Rusya, Suriye’de yeni siyasi düzeni birlikte kurarlar.

Bizce huruç şart!

.

Suat Gün, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Ömer B. 2020-01-22 01:01:56

Suat beyden böyle strateji belirleyen ve işi bildiğini belli eden yazıların devamınıda bekıeriz herzaman


sanalbasin.com üyesidir