HEKİMOĞLU - YATIRIMCIOĞLU 1. Raund.

DONGGGG!

Güncel konuları deştikçe aklıma “Hekimoğlu” dizisi geliyor.

10 milyon dolarcık bir bağış yaptı diye hekimlere, tedavilere kadar müdahale etmeye başlıyor.

Hastane yöneticisi ise göz yumuyor. Gerekçesi "Para çok büyük, buna ihtiyacımız var."

Bu dizi bir uyarlama.

Bunlarda gerçekte de yapılanlar anlatılır aslında.

YOLDAN SAPMIŞLARA DİK DURMA HAKKIMIZ ANAYASAYLA SABİT.

Bu haberleri, satılmış medyada duyamazsınız.

Elin milletini, konu ihanetin ihtimali bile olunca, bütçe fazlası filan kandırmıyor.

Aslına bakılırsa halkına; "Al parayı otur evinde çıkarsan mislini alırım" diyebilen ülkelerde, ilgili yaptırımların da fazlasıyla sert olduğu görülüyor.

Başka ülkelerdeki durumlara da bakınca memleketteki ekonomik duruma neredeyse şükrediyor hale de geldim az biraz. Aksi takdirde olabilecekleri düşünemedim bile...

Bizim basın ve kendini bilirkişi sayanlar da Merkel'i uzaktan çok beğeniyorlar her nedense. Pespaye hallerini bile...

Bir törende de Alman milli marşı çalıyorken inanılmaz bir şekilde zangır zangır titremişti. Hula-hop örtüldü. Tıpkı Hillary'nın sürekli dengesini kaybetmesi ve düşmesi gibi de... İlginç...

Almanya komple ayaklanmış durumda. 

Merkel ve tayfası 'dış mihraklar’ın kuklası olmakla ve vatana millete ihanetle suçlanıyor.

Bildirildiğine göre 170'den fazla şehirde protestolar, basın toplantıları, sivil toplum örgütleri oluşumları ve bildirgeleri söz konusu.

Artarak çoğalacak gibi.

Alınan önlemlerin sağlıkla hiçbir ilgisi olmadığı, faşist diktanın derhal durdurulması gerektiği konuşuluyor.

Avusturyalı'dan ağzı yanan Polonyalı'yı üfleyerek yiyor. Seceresi dahi sorgulanır halde: "Hayırdır, başımızda bir Polonyalı'nın ne işi var?!"

Adolf'un kızı veya yeğeni olduğu iddia ediliyor hatta. Bazıları adını bu soyisimle anıyor. Görsellerde “Angela H.” olarak arama yapınca, Adolf'un bir kız çocuğu ile fotoğrafı çıkıyor. Şaşırtıcı bir şekilde çenesine, saç modeline kadar, Angela bunun 1-1 büyütülmüşü sanki. Dikkatle bakınca Adolf'un kendisine ve annesine de çok benziyor.

İlginç...

Burada, okların hedefi tekelci derin çetenin "kontrollü muhalefet" ve başka ülkelerdeki yönetimleri içeriden ele geçirmek için yüzyıllardır sistematik olarak yediği haltlara da derinden bakmak lazım tabi…

Oralar karışık, geçelim.

Konumuz çakma salgın ve uyduruk kaydırık 'önlemleri'.

Almanya'da AYDINLANMA İÇİN HEKİMLER hareketi 7 Mayıs’ta bir basın toplantısı düzenledi.

"BİZ MUHALEFETİZ, BİZSİZ OLMAZ!"

Gerçek muhalefetin bilinçli bir halk olduğu vurgusuyla.

Bakıyoruz ki aslında hiçbir yerde gerçek bir demokrasi veya siyasi muhalefet filan da yokmuş çünkü. 

Üzerine de “ne kadar yerlerse artık” diye “yavaşça ısıtılan kurbağa” muamelesi.

Hani şu meşhur deney var: Kurbağayı sıcak suya atınca sıçrayıp çıkıyor. Suyu yavaş yavaş ısıtılınca, sıçrayıp çıkmak aklına gelmiyor.

Halk her yerde halk aynı söylemde. ÖZGÜRLÜK.

ÖZGÜRLÜK YOKSA HİÇBİR ŞEYİN DEĞERİ YOK!

ABD, İngiltere, Avustralya, Hollanda, Almanya, İspanya, İtalya her yerde halk sokaklarda.

Burada haberlerde gösterdiler mi bunları?

Bizim çete uşakları, halen yüzyılın "rakam oyunları”nda.

Birisi de Gates'in “okumaya özendirici kahraman” rolündeki bir fotoğrafını paylaşmış.

En üstte duran mavi kitap "İstatistikle nasıl yalan söylenir" konulu. Gözüne soka soka "Sana yalan söylüyorum!..” mesajı.

Paylaşan da bunu ve altındaki diğer kitapların içeriklerini her nasılsa görmüyor ama...

İşte konu bundan ibaret.

Koca koca insanlar, konuştuğu saçmalıkları ağzı açık dinliyor. Bu kişi ne bir hekim, ne bilim insanı, ne seçilmiş kişi. Tek vasfı duygusallığı.

Sırf kitap okumayla da oluyormuş gibi bir algı yönetimi. 

Bunlardan başkası, kütüphaneler devirseler de olmuyor, bir bunlar sırf okumayla kıvırıyor işleri ya ilgili eğitim, ustalarla deneyim, diploma, sertifika sorulmuyormuş.

Okuma hallerinin bile gösteriş olduğundan eminim neredeyse.

Sahi iddia ediyorum hatta, insan sağlığı hakkında bundan çok daha ileri düzeyde ilmim. 

Yine 'duygusal' sebeplerle, 'duygusal' 'bilmişler' bir halt sanılıyor.

Kimdir nedir bakmadan, öne sürülenleri ve ortaya çıkarılanı hemen alkışlamaya eğilimli.

Alt metinleri hep öğretilmiş: Şakşakçı biatçı ezik zihniyet. Kurban rolleri bağımlılığı. 

Felaket seviciliği.

Kurtarıcı rolleri...

Kaldı ki, bu sevimsiz de bir kukla sadece. 

Böyle kritik durumlarda danışıklı dövüşlere ve çakma 'kurtarıcılara' da uyanık olmak lazım. 

Dikkatle incelenmesi gereken konu Gates Vakfı’nın yaptığı uçuk bağışlar. Sitelerinde bulunabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü başı çekiyor. Bunun mevcut yöneticisi de bir hekim değil, kriminal geçmişi olan karanlık ilginç bir tip.

2017 yılında "Meet the most powerful doctor of the world”, "Dünyanın en güçlü hekimiyle tanışın" gibi kinayeli bir başlıkla haber yapanların ciddi ciddi bir bildiği de varmış herhalde. 

Gelinen son noktada, bağışların yaptırımıyla Dünya Sağlık Örgütü’nü, ilgili enstitüler ve eğitim kurumlarının parmağında oynattığı bildiriliyor.

Önemli örgütler, enstitüler, üniversiteler, öncü medya kuruluşları ve de Fauci dikkat çekici.

Uluslararası örgütlerin insanlık yararına çalışan tarafsız kurumlar olduğu sanılır. Bu da algı yönetimleri sonucu.

"Biz çalıp biz oynatırız" misali, devletleri kontrol altında tutmak için kurulmuş uyduruk, özel, araştırılırsa yüksek derece kriminal kuruluşlar hepsi. 

Sadece biri; BM'yi Bosna'dan bil, ötesine oradan pay biç...

İşte bunları, haftalardır arkadaşlarından, sosyallikten, doğadan uzak izole ve ekran bağımlısı yapılmaya çalışılan yeni nesil duymayacak. 

Bu bilgiler, şu sıralar internette gördüğümüz karartmalar gibi basitçe silinecek ve bambaşka bir imaj sunulacak.

Zira artık bunları onlara anlatabilecek büyükler de izole. 

Genç yaşta. Hayatının en verimli çağlarında gördüğü muamele insanlık dışı. 

Hayattan bezdirmeye yönelik bu da. 

Önünde sonunda "Böyle yaşamaktansa..." dedirtecek. 

Bu uygulamaların sağlıkla hiçbir ilgisi yok!

Hatta sağlığa yüksek derece zararlı.

Korku, ümitsizlik, bezginlik hasta olmayacak olanı hasta eder.

Sağlıklı insanların karantinaya alındığı, hem de bu kadar uzun nerede görülmüş?!

Bu hekimler de bu uygulamaların sağlığa zararlarının sözde tehlikeli virüsten çok fazla olacağını söylüyorlar.

İnsan haklarına da.

"Önceki haklarımıza dönmekten bahsetmiyoruz artık, hatta daha fazlasını istiyoruz."

Hekimler, alınan önlemleri “Fırsatçılık" ve sağlıkla ilgisi olmayan abartma olarak görüyorlar:

"Bunların araştırılmış bir virüsü baskılamakla hiçbir ilgisi yok. Elimizde bunun salgın olduğuna dair bir kontrol grubu, araştırma da yok. Testler kesin olmadığı gibi, bir virüs değil, çeşitli sebeplerle oluşabilecek bir beden tepkisi buluyor.

İyi haber, gerçek bulgular bunu sadece mevsimsel bir gribe işaret ediyor. Kötü haber; Hepimizin panik hali yaşaması.

Koronapaniği bir illüzyon sahtekarlık hilesi.

Haberler yalan yönlendirilmiş algı yönetimi.

Artık hepimizin anlaması gerekiyor ki dünya çapında mafyöz bir suçun tam ortasındayız.

Kanıt olarak adı geçen profesör ve hekimlerin incelemelerine bakılabilir.

 Otopsiye izin verilmiyordu itiraz ettik, geri adım atıldı.

Ve dayatılan aşılar konusunda ciddi bir uyarı yapmak istiyorum. 

Bu aşıları reddesin. 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından Kenya'da yürütülen bir proje kapsamında yapılan aşılarda kısırlaştırıcı etken madde bulundu. Bu gizlenmişti ve örneklerden sadece biri...."

Hekim, önceki salgın masallarında gerçekleşmiş kriminal olayları, asılsız çıkan kurgulamaları da anlatıyor.

"Mesele aşı karşıtı olup olmamak değil, kaynağının kim olduğu ve içeriği. Dünya nüfusunu azaltma niyetlerini açıkça ifade eden, anıtlara yazdırmış birilerinin aşılarını reddedeceğiz."

İçimden şu çeviri geldi:

AŞI KONUSUNUN YERLİ ve MİLLİ OLMASI ELZEMDİR. O da ancak gerekiyorsa ve tercih ediliyorsa yapılır. Herkesin aşılanmaya zorlanması bilimdışı saçmalık.

"Tedavisi imkansız" gibi saçma algı yönetimleriyle hiç tedavi ve önlem seçeneklerine bakılmıyorken, sürekli aşı konuşulması da ilginç.

Testlerin kesinliği yok” derken, kesin rakamlar ve bulgular üzerine konuşulması da.

"Bizi, nam salmış 120 saygıdeğer bilim insanın 'komplo teorisyeni' olarak etiketlenmesi rahatsız ediyor.

Bizi, aşı tek çözüm gibi sunuluyorken, bağışık sistemini güçlendirmekten hiç bahsedilmemesi rahatsız ediyor.

Geçmişteki bazı girişimleri felaketle sonuçlandığı kanıtlarıyla bilinen Gates'in ana haberde tek çözümün aşı olduğunu söyleyebilmesi bizi rahatsız ediyor.

Yeterince araştırılmamış, üzerinde çalışılmamış aşıların sağlığa oldukça olumsuz etkileri de biliniyorken, bazı meslektaşlarımızın bu söylemlere katılması bizi rahatsız ediyor. 

Alerji en hafifi.

Domuz gribiyle ilgili öngörüleri de gerçekdışı çıkanların, bizleri korku ve panik ortamına sürüklemeleri rahatsız ediyor.

Sokağa çıkma yasağı açıklandığında Robert Koch enstitüsü tarafından bildirilen istatistiğin 1'in altında olması, kriterlerin ve öne çıkarılanların sürekli değiştirilmesi ve sonunda ölü sayıcılığına dönüşmesi bizi rahatsız ediyor.

Bizi, içişleri bakanlığının sadece en kötü senaryoları dile getirerek şok üretme politikası rahatsız ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü gibi, özel kişiler tarafından finanse edilen özel kurumların devletlere, bilime ne yapacağını yapmayacağını söyleyebilmesi bizi rahatsız ediyor.

Bizi, halkın korku veya direniş ayarlarına çatlayarak bölünmüşlüğü rahatsız ediyor."

Bir kere okumaya saygıları olsa, gerçek bilim insanlarını konuştururlardı.

Maske konusuna gelince, hiçbir yararı olmadığı gibi bunun da psikolojik baskı olduğunu düşünenlerdenim.

Alerjik astım sebebiyle dışarıda istesem de maskesiz dolaşamadığım bir dönem oldu. 

Hayat sevincim soğrulmuş gibiydi. 

Alerjiyi hafifleten ve geçiren de bu değildi. Aksine kullandığım zamanlar verdiğim nefesi geri aldığım için daha fazla tıkanıyordum. 

İstanbul'da astım vakaları tavan yapınca, ortalığı virüs gibi sarmış tetikleyici Kanada kavaklarının kesilmesiyle bitti. 

Bunları zamanında birine kakalamışlar, diğerleri de sessiz sedasız kesti. Benim gibi doğrudan etkilenenler haricinde ise kimsecikler duymadı bunları...

Burada şu da ortaya çıkıyor ki O iklimde O insanlara tetikleyici olmayabilen ağaç, burayı kırıp geçiriyor.

Her yere herkese tek doğru” diye de bir şey yok.

Aşı taraftarı veya karşıtı değilim. Herkese uygulamalar konusunda düşünüyorum sadece:

Herkesin kusurlu yaratıldığı” varsayımı sonucu, “herkes için tek bir doğru” olduğu inancıyla, “herkese aynı ilacı vermek” mi bilimsel?!

Bizi okullarda sıralara dizip aşı yaptılar.

Ailemize soruyoruz;

"Bilmem gerekliymiş.”

- Nereden biliyorsunuz?!

"Zararlı olsa yaparlar mı canım.”

Bu mu bilimsel?

Bu mu bilinçli aile?

Eskiden "Zararlı olsa yapmazlardı, satmazlardı" inancı ise güncelimizde, yapılan her şeyi ama her şeyi sorgulama - araştırma zorunluluğuna dönüştü. 

Bizim nesil, “yapılıyorsa, satılıyorsa dikkat!” modeline evrildi. Hiç istemeye istemeye hem de. 

Seksenlerin 'suskun' gençleri bir de bunlar.

Bir taraflara taraf olmayınca, yan etki olarak objektif gözlem şahlanmış haliyle...

Bu maskeler, virüsten korumadığı gibi, sürekli kullanma halindeki zararlarını da isteyen araştırır.

Sosyal mesafe kuralları” da son derece yersiz, tutarsız ve planlı bir psikolojik yaptırım.

Öte yandan; Uzun vadeli ilaç kullanımı ve yapılmış aşılarla etkileşimden ise hiç bahsedilmiyor.

Son dönemlerde ABD'de çocuk, yetişkin demeden çok yüksek oranda antidepresan kullanımının teşvik edilmesi çok tartışılıyordu.

Bizde de bir hekim, ağır geçirenlerin uzun vadeli ilaç kullanımına bağlı düşük kolestrol seviyesinden muzdarip kişiler olduğunu iddia etti. Konuşulmadan tartışılmadan araya kaynadı gitti.

Okumaksa da; Güya kütüphaneler devirmiş nice insan, servis edilen istatistiki bilgileri hiç sorgulamadan, önüne ardına bakmadan hap gibi yutuyorsa, korku satıyorsa, haberi televizyon kanallarının ideoloji anıtı gazetelerin gösterdikleri sanmaya devam ediyorsa, boşuna okumuş o kadar veya ücretli eleman.

Artık görünen köy kılavuz istemiyor.

Okumaya, bilgilenmeye açık olsalar, sosyal medyada hiç olmadığı kadar büyük baskılama yapmayı bırakırlardı.

Özellikle ilginç olan: “Beşci”nin salgınla ilgisi olduğunun söylenmesi yasaklandı hatta?!

Diktatörlere bak! O karar veriyor yani hangi bilginin, kimin neyin doğru yanlış olduğuna. Sana bunu dikte ediyor bir de. Aklını kendinin kullanamayacağına da kanaat getirmiş.

Ve yetmez ama evet, bunları savunanlar, yine yapıyorsunuz yapacağınızı.

Bu işlerde gerçekten samimi olan her türlü çözüme açık olur ve tartışılmasına konuşulmasına izin verir.

HERKESİN HEMFİKİR OLDUĞU BİR YERDE, ZERRE İLERLEME GÖRÜLEMEZ!

Samimiyetin kırıntısı ve gerçeklerden bahsedilemeyeceğini buradan da anla, zira bu platformlar da hep aynı çeteye bağlanıyor.

Konu basit ve net aslında.

Ärzte für Aufklärung” aramasıyla websayfaları hemen çıkıyor. 'Pressekonferenz' veya 'Interview' seçeneklerine tıklanarak basın toplantısı ve röportaja ulaşılabilir.

"DİKTAYA DİRENME HAKKIMIZ ANAYASANIN 20. MADDESİNDE":

(1) Federal Almanya Cumhuriyeti, demokratik ve sosyal bir federal devlettir.

(2) Bütün devlet otoriteleri halktan gelir. Seçim ve oylamalarda ve özel mevzuat, yürütme yetkisi ve içtihat organları tarafından kullanılır.

(3) Mevzuat anayasal düzene tabidir, yürütme yetkisi ve içtihat hukuku kanuna ve hukuka tabidir.

(4) Tüm Almanlar, başka bir çarenin mümkün olmaması halinde bu emri ortadan kaldırmayı taahhüt eden herkese direnme hakkına sahiptir.

Hep bir ağızdan Anayasa’nın 20. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak; Dayatılan her türlü yasaya ve uygulanması ısrarına bu gösterilerek itiraz ve red hakları bulunduğu ifade ediliyor. 

Danimarka'da yasa çıkmış. Devlet evine gelip test yapabiliyor ve çocuğunu alıp götürebiliyormuş. Buna benzer yaptırımların Almanya'da sökmeyeceğini haykırıyorlar: ÖZGÜRLÜK!

Bir şükür de buraya gelsin!

İlginç yaptırımlar, çip koşullu işe almalar ilk olarak devletine çok güvenen, yüksek refah düzeyindeki ülkelere geldi. Bu durum, insanı zihnen uyuşturuyor da galiba...

O kadarını bilemem de; bizde böyle bir dayatma söz konusu olursa kan çıkar! Aklı başında hiç kimse bunu öneremez dahi. “Ateşi var” diye çocukları alacakmış-mış!

Bilimsel araştırmalara konu olmuş Romanya yetimhanelerini de hatırlayalım. 

Sadece temel ihtiyaçları karşılanmış çocuklar, ileri yaşlara kadar sevgisiz, ilgisiz bırakılmış. 

Kimsenin dokunmadığı konuşmadığı çocukların zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak gelişim gösterememesi araştırmalara konu olmuş. Hatta bu özel belirtilere yeni tanımlamalar bulmak durumda kalmışlar...

Bu çocukları evlatlık edinen ABD'li ailelerin yaşadıkları zorluklara dair çok belgesel bulunabilir. 

Çocuk, ne kadar büyük alındıysa işleri o kadar zorlaşmış. Bazıları da ileri yaşlarda gelişim bozukluğu gösteren çocukları bilerek almış. Bu aileler, o zamanki zihniyetle yanlış teşhislerle karşılaşmışlar, kurumlardan yardım alamamışlar ve en sonunda bir dayanışma birliği kurmuşlar. 

Çocukların ilk yıllarda mahrum kaldıkları sevgi, sonradan kolay telafi edilmiyor gibi de görünüyor.

Almanya ve protestoların çoğaldığı ülkeler özetle: "Kimseye insanlık haklarına dokunma, evlatlarımıza şüpheli müdahale, herkese zorunlu aşı, bu kriminal işbirlikleri ve ilgisiz, insanın bütünsel sağlığına son derece zararlı yaptırımları için oy vermedik" diyor. 

Bütün dünyadan gelen protesto gösterilerinin içeriği aynı:

"Buna hakkınız yok, bunların sözde salgınla sağlıkla da ilgisi yok, zararı çok!"

Peki bu süreç nasıl gelişti?

Basından doğru haberleri almadıklarını bilen kişiler, dünya çapında sosyal platformlarda belirli etiketlerle halkların haber teyit örgütlenmelerini yaptılar.

Başı çeken ülkelerden benzer mesajlar gelmeye başladı.

Hekimlere ne yapacakları yapmayacakları düşünecekleri düşünmeyecekleri dayatılıyor.

Sağlık kurumları, teşhis başına ücret alıyor. İki katını da ‘kayıp’ durumunda. Bu haber çok düşündürücü...

Hekimler, asıl Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenilmeyen testlerlerle de her pozitife dayattığı tedavi ve ekipmanın 'öldürücü' olduğunu söylüyor.

Bir görevli, hastanede ambalajı açılmamış 'kıt' olduğu söylenen ekipmanı gösteriyor. Bir depo dolusu. Ve bunları kullanmalarına izin verilmediğini..

Bir hemşire ağlayarak uygulanan yaptırımların ölümlere sebep olduğunu ifade ediyor.

Başka bir görüntüde hasta değil, sarhoş olarak götürüldüğü iddia edilen bir evsizin, sonradan zamanlama da uymayacak şekilde “salgından öldü” şeklinde raporlanması tartışılıyor.

BaĞzı olaylarda, polis üniformasıyla dolaşan, hepsinin gerçekten de polis olduğuna inanmadığım gibi, bu astronot kılıklıların hepsinin de sağlık görevlisi olmadığı aşikar...

Sayısız kişi, yakınlarına yazılan raporlarının ilgisiz ve yanlış olduğunu paylaştı. 

Salgından kaybedildi” diye haberi dolaşanlar, bazı memurlar: "Hey yaşıyorum, bu da nereden çıktı?!" diye haykırdı.

ABD'de ölüm vakalarının Afro-Amerikalılar, evsizler, göçmenler olmasının altında yatanın soykırım ve organ mafyası olduğu iddia ediliyor.

Yıllardır "Lütfen çocuk yapın, yakında size bakacak bir genç nesil kalmayacak" diye yalvardıkları Avrupa'da yaşlılar, ABD'de farklı etnik kökenlerdeki yoğunluk da hep tesadüf tabi.

İtalya'dan bir bildirim, bu bağlamda çok düşündürücü ve araştırılası: Yaşlı yakınlarının öldüğü söyleniyor. Görmekte ısrar ediyorlar ve morgda kadının halen yaşadığı fark ediliyor.

ABD'de tepesi atan Jason Howland adında sıradan bir vatandaş, 'boş hastaneler' ve 'hastanenizi filme çekin' etiketleriyle hastanelerin boş olduğuna dair görüntüler paylaşmaya başlıyor ve her yerden benzer görüntüler gelmeye başlıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün paylaştığı fotoğraflardaki ‘hastalar'ın cansız manken olduğu bulgulanıyor.

Farklı ülkeler.. kurumlar…” gibi gösterilenlerin aynı görüntüler olduğu ortaya çıkıyor.

Toplu defin törenleri gibi felaket fotoğraflarının yıllar önceki bambaşka olaylara ait olduğu bulgulanıyor.

Genç yaşta salgından kaybedildiği iddia edilen bir kişinin, her ülkede aynı fotoğraf ve farklı isimlerle sunulduğu görülüyor.

Almanya'da sözde salgına dik duran, maske takmayı reddeden muhalif bir avukat, polis zoruyla psikiyatri kliniği olduğu iddia edilen bir yere götürülüyor ve burada ilk günler hücrede tutulduktan sonra 'karantina' uygulaması bahanesiyle kilit altında tutulmaya başlanıyor.

Diplomalı bilim insanı Tanzanya devlet başkanının çıkışı.

Alternatifçi Madagaskar devlet başkanın bitkisel tedavi önermesi. Ülkede hiç ölümlü vaka olmaması sebebiyle dikkat çekmesi. Bu yöntemi baskılaması için rüşvet iddiası...

Derken derken, insanlar patlıyor!

Ardından İtalya meclisindeki çıkış ve henüz birinci raund sonu....

Ha!

Bunların çoğu da bilim insanı, siyasetçi, aklı başında okumuş sorgulayan, soran insanlar derken de soruluyor:

Hepsi doğru mu?!

Bilemeyiz.

Kesin olan şu ki; Asıl bunların ve halktan kişilerin bildirimlerinin hepsi birden yanlış ve yalan olamaz.

Bireysel kanallar için kontrol noktan buysa; Bağış kabul eden bireysel yayımcıları değil, bağış da toplamazken eli kolu uzunları sorgula önce...

Biz yalanı, kayırmayı, örtmeyi öncü medya kuruluşlarından öğrendik, insanlardan değil.

Abisi yapsa asla affetmeyeceği konuları, biat ettikleri yapınca alkışlayanları da.

Dünyaya, insana her türlü müdahale et. Sonra da çevreden, insandan korumak için ilginç yaptırımlar icat et.

Misal; kendi yediğin haltları örtbas etmek için “Küresel ısınma” diye bir tanım icat et. 

Bir kesim, dünya sana gıcıklığından kendi kendine ısınıyormuş sansın. 

Kalanlar da: "Bunların suçlusu hep insanlar işte!..” deyip, suçu senin-benim üzerime atsın. Çakma 'kurtarıcılar' da saman altından iş görsün. 

Hadi ya?!

Ben yapmadım kardeşim. 

Sen yaptın ve sonuçlarını bana yıkmaya çalışıyorsun.

YIKIL KARŞIMDAN!

Son olarak; buraya aslında çok ilgili bir not daha düşelim: 

Yüzyılda bir, her yüzyıl dönümü akabinde yapılanları da gördün mü?

YÜZYIL DÖNGÜLERİNİN NERESİNDESİN?

Uzakta buğulu sesli kadın bir 'savaş' şarkısındaki sözleri mırıldanıyor:

"Unsre beiden Schatten sahen wie einer aus

Dass wir so lieb uns hatten

Das sah man gleich daraus

Und alle Leute sollen es sehen

Wenn wir bei der Laterne stehen"

"İkimizin gölgesi tek görünüyordu.

Birbirimizi sevdiğimiz oradan hemen belliydi 

Ve herkes görmeli

Biz O Fenerin altında durduğumuzda..."

Bütün dünya bir olmuş: “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” diye bağırıyormuş-muş…

Olsun. 

Bizim de MİLLET! meclisimizin duvarında yazıyor bir kerem.

MİLLET!vekilleri her gün görüyor.

MİLLET görmese bilmese, bunu yaşamasa da olurmuş.

Bu gaz bize bir yüzyıl daha yeter mi dersin?!

Öyle ya da böyle, durumumuz bir defa daha her açıdan çok değişik.

Değişikiz bir çok değişik.

Değişik, öngörülemez, her bireyi bir başka kendi şahsına münhasır, çılgın bir toplum!

Kendisi bunun pek farkında olmasa da, bu özellikleri başkalarının üniversitelerinde okutulur. 

"Yaptırımların neticeleri öngörülemez tek toplum."

Bu iyi mi kötü mü, halen geçerli mi onu da bilemeyiz.

Tarihten okutmalarından bildiğim; 

Hey değişik!

Yüzyıl dönümlerine çok dikkat et.

Okuyamazsan tarih olur ve fakat okuyabilirsen;

TARİH YAZARSIN.

.

Sümeyya Demirel, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir