Evrensel Tabiî Hukuk ilkeleri, demokratik ve sosyal Hukuk Devleti’nin temelidir. 

Değilse o düzen Anayasa’da “Hukuk Devleti” olarak nitelendirilse bile Hukuk Devleti değildir. 

Gerçek kişilerden örnek verelim: Cılız, cesaretsiz, takatsiz bir insana babası “Arslan” adını koyduğu için o kişi arslan gibi güçlü olamaz.

Hukuk Devleti’nin temelinin adalet olması gereği “el-adlu esas-ul-mülk” düsturunda ifadesini bulur. 

Bu ilkenin, “adalet mal mülk sahibi olmakla gerçekleşir” şeklinde yorumlanıp İslam’ın hedef alınmasına dahi rastlamıştım. Buradaki “mülk”, “kamu gücü, egemenlik” anlamındadır. 

Anlamı şudur: Kamu gücü, adalet çerçevesini aşmayarak kullanılmalıdır. Aşılırsa meşru olmaktan çıkar, “kaba güç” olur ve kullanılması da zulme yol açar.

Eşitlik adaleti ilkesi, Hakkaniyet ilkesi ve Dürüstlük ilkesinin kaynağı nedir?

Madde olmasına imkan yoktur. 

Maddede şuur (bilinç) yoktur. 

Varlığını kabul eder de “Kainatın (evrenin) düzeni, maddenin özündeki bilinçten doğmuştur” dersek bilinçli madde görüşü, dili varmadığı için Allah’ın varlığını açıkça söyleyemeyip bir nev’i yanlış “Vahdet-i vücûd” görüşüyle Allah’a ad değiştirmek olur.

Bunu fark eden “maddeciler”, tesadüf görüşüne sarılıp mevhum bir ekran başına, mevhum bir maymun oturtup tuşlara bastırırlar ve “milyonlarca yıl tuşlara basılınca bir doğru cümle de çıkar” derler. 

Bu kadar mantıksız bir masalı da “bilimsel görüş bu, yersen!” deyu önümüze sürerler.

Müspet ilim kanunlarını koyan ezeli ve ebedi Varlık, madde değil Allah’tır. 

Madde, O’nun sonsuz kudret ve yaratma iradesinin ifade edilemez etkisiyle doğmuş bir görünümdür. 

İkinci bir ezeli ve ebedi varlık yoktur. 

Allah, tek Yaratıcı’dır. 

Madde ezelidir, suret veren kainatın ulu mimarıdır” demek doğru değildir. 

Mimar malzemeyi kendi yaratmaz. 

Allah, Yaratan; kainatın düzenini kuran (müspet ilim kanunlarını koyan), canlılara canlı değeri verip insana insanlık değeri ve cüz’î irade bağışlayan, evrensel ve değişmez, hukuk ve ahlakın ortak ilkelerini insanlara bildiren, insanı sevgi sınavına tabi tutandır (A’lâ Suresi, 87/1-3).

İnsana irade verildiği, ahlak robotu gibi yaratılmadığı için, bu ilkeler tebliğ edildikten sonra, düzeni sağlamak için bir merkezi iktidar ihtiyacını duymuş ve kamu gücünü bir yöneticiye vermesi, sadece anarşiden kurtulmak, onurunu ve hakkını korumak amacını gütmüştür. 

Yoksa Hukuk Devleti düzeninin temel ilkeleri bu sözleşmeden doğmuş değildir. 

Tabiî Hukuk’u ortak akla dayandırmak da Allah’ın var olduğunu söylemeye dili varmayanların boş bir varsayımıdır. 

Gönül ve akıl Allah’ın insana verdiği melekelerdir, Tabiî Hukuk’un temel ilkeleri sözleşmeden doğmaz. 

Doğduğunu söyleyenlerin gizli emelleri şudur: Kamu gücünü elinde tutana mutlak itaat vaad ve taahhüd edilmiştir. 

Şu halde bu Yönetici, sözleşmeden doğan haklardan, sözleşmeye uymadıkları iddiasıyla yönetilenleri yoksun kılabilir. 

Sözleşmeyi fesh edebilir veya hükümlerini askıya alabilir!

Oysa Kant’ın ifadesiyle “Ahlak’ın kategorik (kesin) emri”ni vermiş olan Allah’tır.

İnsan’a irade serbestisi verildiği için, yönetici; güç sarhoşluğuna, yağma hırsına kapılarak bu kuralları askıya alabilir. 

Yahut Fir’avun örneğinde olduğu gibi: “Allah Yaratıcıdır, Rabb olan da benim!” diyerek mutlak egemenlik iddiasında bulunabilir.

İnsanlık Tarihi sürekli böyle akmıştır: Temel ve evrensel kuralların tekrar tekrar tebliği, Tebliğci’nin ardından, gücü elinde tutanların çeşitli vasıtalarla yönetilenlere hak ve onurlarının unutturulması!

Sevgiyle!

.

Hüseyin Hatemi, Karar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir