02 Aralık 2019 Pazartesi 05:05
582 Okunma
Derin Dalga -Bölüm 1- Üniversiteler Kaynıyor! -Halil Emrah Macit yazdı...-

Kam Dağları’nın sarp ve dik yamaçlarıyla çevrili Karasancak Köyü’nde sadece gözyaşlarının konuştuğu bir matem sessizliğini yırtan tek çığlığın sahibiydi Derman. 

Daha doğar doğmaz toprağa verdiği anası, Nergiz hanımın sebebi olmuştu karla kapalı dağlık yollar.

Anasının onu doğurmak için son nefesine kadar tırnaklarını kan revan içerisindeki döşeğe geçirdiğini, ebenin çığlıklarını bastırmak için ağzına tıktığı tahta kaşığı dişlediğini, aşırı kan kaybından bilincinin kapandığını ve kurtarılamadığını ise yıllar sonra yaşlıların kırık dökük anlattıklarından öğrenecekti.

Cenaze yıkanıp tabutla mezarlığa taşınırken sesi kesilmişti çoktan Derman’ın. Önceden karı temizlenip yarılan soğuktan kaskatı kesilmiş toprağa verilen Nergiz hanım, hemen yanı başına gömüldü kocası Ethem beyin. Dualar arşa yükselmiş, kabir sırlanmıştı. 6 yıl süren ayrılığın sonunda birbirine kavuşmuştu âşıklar.

Yurtdışı görevinden izne gelip Nergiz hanımla sadece bir hafta geçirebilen Ethem beyi dönüş yolunda taşıyan özel uçak, yoğun sis, yağış, fırtına ve türbülans altında kuleyle temasını kaybettiğinde ana rahmine yeni düşmüştü Derman.

Kimi sırlanıp toprağa düşer, kimi de anne rahmine düşüp dünyevi hayata doğar. Dönüş hep onadır. Biri gelirken diğeri gider.

Ethem beyin bıraktığı noktadan devam edecek, o da teşkilatın gözbebeği olarak yurtdışı yolculuklarda kıtalararası beynelmilel dolaşacaktı hiç göremediği babası gibi yoldan gelip yola gidecekti.

Amcası Ali bey, kardeşinin vefat haberini alınca hiç kimseyle konuşmadı gün boyunca, boğazından tek lokma geçmedi. Yola çıkarken yaveri Özkan’ı arayıp “Gitti gülzârı cemâli pîri efradı iklimi cihan” diye bir iç geçirdi telefonda sadece.

Kardeşinin yegâne yadigârını velayetine geçirdi o hafta. Nüfustaki işlemler tamamlanınca, kayıtlardan kütüğü silinince İstanbul’a beraberinde getirdi kundaktaki yavrucağı.

Hiç evlenmemiş, Eyüp sırtlarındaki çiftlikte iki katlı cumbalı ahşap bir konakta tek başına yaşıyordu Ali bey.

Hoyrat ve hızlı geçen gençliğinden sonra yaş kemale erince kimsenin nazını çekmek istememiş. Hafta sonları Pierre Loti Tepesi’nde işlettiği kahvesinde oturur İstanbul’u izlerdi.

Tüm teşkilat trafiğini bu kahveden yönetirdi.

Ceketinin iç cebinden çıkardığı defterine dolma kalemiyle aldığı notları akşam evde temize çeker, merkeze haftalık olarak bildirirdi.

Öğütülmüş kahveye düşkündü. Pipo merakı vardı. Ara sıra ziyaretine gelen dost edindiği sevgilisi dışında kimseyle pek görüşmezdi.

Ali bey teşkilatın beyniydi.

Talimatları kesin yönergeler olarak işleniyordu.

Ortadoğu’nun tüm köprü kavşağı ülkelerindeki elemanlarıyla bu tepedeki kahvede görüşürdü tek tek!

Ellerini kavuşturur, arkasına yaslanır, sessiz, ağır ve dikkatlice dinlerdi.

Kahvesinden bir yudum ve sonra piposundan bir nefes alıp “anlıyorum gülüm” derdi. Karşısındaki kişinin konuşmalarını takip ederken hiçbir ayrıntıyı kaçırmazdı Ali bey.

Her şeyi aklında tutar, daha sonra not defterine geçirip temize çekerdi. Birinin onun karşısında konuşurken ondan herhangi bir şey saklaması neredeyse imkânsızdı.

Bilinç okumak, eylemleri öngörmek, dikkati ve üstün sezgi yeteneği onu teşkilatın beyni yapmıştı. Özellikle göz temasında, karşısındaki kişi üzerinde kurduğu etkisi ise manevi bir kudret, Allah vergisiydi.

Teşkilatta ne zaman bir aksaklık olsa derhal Ali bey, konağında huzurda ya da kahvesinde ziyaret ediliyor ve sorun çözülüyordu. Artık yeni doğasında yeni yuvasındaydı Derman.

“Babam” diye güven ve huzurla yavaş yavaş ellerinde büyüyordu amcası Ali beyin.

Devlet okullarına gönderilmedi Derman. Formalite icabı kaydı yaptırıldı sadece, devam ediliyor gösterildi fakat dışarıdan özel hocalarla bitirdi ilköğretim ve lise öğrenimini.

Üniversiteyi ise Kıbrıs’ta özel bir üniversitede okudu ve üniversite hayatı boyunca ağabeylik yapması için görevlendirilen Özkan eşlik etti ona Kıbrıs’ta.

Özkan Kıbrıs’ın yabancısı değildi, gençliğinde Gazimağusa Limanı’ndaki işçi örgütlenmelerini koordine etmiş, Rum çetelerine karşı halk mukavemetinin reisliğini yapmıştı yıllarca buradaki kamplarda, üslerde ve örgütlerde.

Osmanlı tarihi, Türk Siyasi Hayatı, Siyaset Psikolojisi ve Diplomasi Tarihi’ni Özkan’dan birebir yakinen öğrendi.

Yaz ve kış tatillerinde diğer Türkî cumhuriyetlere gidip oradaki koordinatörlüklerde diğer özel eğitimlerini de aldı. Ama ona öğretilemeyen ve kendi başına öğrenebildiği en önemli şey sessizliğin büyüsüydü ve yaşamı boyunca da her şeyini sessizliğine borçlu olacaktı Derman.

Üniversite öğrenimini bitirmeye yakın bir gece rüyasında ona armağan edilen bir manaydı bu: 

“Ey oğul; konuşurken güneş, susarken ay gibi ol…”

Gün geldi Payitaht'a geri dönüş yolculuğu başladığında amcasına eşlik etmek için o da tepeye yerleşti.

O da çiftlikteki konağın çatı katında yaşıyor ve amcası Ali bey gibi kahvede geçiriyordu günlerini.

Hafta sonları bazen ortadan kayboluyor hafta içi tekrar geri dönüyordu meskenine. Kimse bilmez etmez nereye gider gelirdi bu adam. Ali bey bir gün yine yokluğunu fark edince sessizce iç geçirdi tebessümle.

“Anlaşılan Özkan iyice kanına girmiş bizimkinin…” 

Artık tüm şartların olgunlaştığı günlerden bir gün teşkilatın ileri gelenlerinin de yurtdışı koordinatörlüklerden çıkıp gelerek katıldığı bir perşembe gecesi konakta kandil lambası altında yemin töreninde beylik silahı, sancak ve ad verildi genç Derman’a.

Adı, Besmele ile sessizce kulağına okundu. Artık lakabıyla adı sanı Derman Kılıç’tı. Dert nerdeyse Derman oraya giderdi. 

Ben Derman Kılıç. Ekmek ile tuz şahit olsun. Ay ile yıldız şahit olsun. Adımızı takan şahit olsun. Zülfikar'ı tutan şahit olsun. Toprakta yatan şahit olsun.

Göğsünden emdiğimiz vatan şahit olsun ki bundan böyle ben, dilim kilitli. Kalbim mühürlü. Türkiye'nin aklından geçeni. Devletin söylenmeyen dileği. Milletin bozulmayan yemini olacağım.

Son nefesime dek büyük Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet edecek. Vakıf olduğum sırrı canım pahasına koruyacağım.

Taşıdığım silah, baş eğdiğim bayrak ve inandığım Kur’an adına yeminime mutlak bir sadakatle bağlı kalacağıma namusum, şerefim ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim…"

Bir pazartesi akşamı canı sıkılmış buldu Ali beyi kahvede. Yanına gitti beklemeye başladı sessizce başı önde.

Ali bey, iyice yaşlanınca elini eteğini çekmişti Doğu’daki merkezlerden ve oralara atanan yeni ekip liderleri ve koordinatörler Ali beyin Ortadoğu’daki işlerine burnunu sokuyordu sürekli. Ali bey derdini açınca Derman kendine hâkim olamayarak “Bana bir kudret ihsan et de gidip tahtlarını başlarına yıkayım” diye ünledi amcasına.

Ali bey gülümsedi, hatta kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.

“Bak paşam” dedi. “Zulüm neye derler bilir misin?” ve ilave etti: “Zalim bir sultana karşı silaha sarılmak da zulümdür” diye buyurdu.

“Peki efendim” diye susup kendine çekildi Derman sessizce.

“Hiç öyle dökme suratını. Biz senin gönlüne kancayı taktık. Artık ne tarafa dönersen orası fetihtir inşallah. Bekle az hele sen” diye buyurdu ve uyumak için konağa gitti Ali bey.

Derman, Ali beye arkadan yetişen Özkan’a eliyle selam ettikten sonra Haliç’i seyre daldı. O esnada yanına gelen bir sokak köpeğinin başını okşadı ve masadaki yarım poğaçayı eliyle ağzına verdi.

“Bu da senin nasibinmiş” dedi içinden ve köpeği orada bırakarak çay almak için ocağa doğru adımlamaya başladı.

Eyüp sırtlarında ağaçlar arasındaki çiftlikteki bahçeli ve iki katlı cumbalı ahşap konağın kapısı çaldığında henüz sabah ezanı okunmuştu. Eli tetikte kulağı kirişte bekleyen Derman pencereden bahçe kapısını kontrol etti. Gelen manevi abisi Özkan’dı.

Bahçedeki sedir divanda oturup sıcak çay eşliğinde saatlerce Özkan’ı dinledi gün doğumuna yakın. Hükümet okullardaki durumdan, öğrenci hareketlerinden ve muhalefetin okullardaki ağırlığından rahatsızlarmış. Durumun kontrol altına alınması, eylemlerin kontrol altında kalması ve okulları yeniden örgütleme işini teşkilat almış ve içeri sokularak operasyonu yönetecek kişi de Derman'dı. Çünkü bu şehirde onu yakından tanıyan ve simasını bilen sadece iki yakın isim vardı.

Ali bey durumdan haberdar edilerek, Derman’a içinde talimatların ve ayrıntıların yer aldığı ilk beş yıllık görev muvafakatnamesi ve bir miktar da para elden teslim edildi.

Görevi alıp kabul eden Derman dosyayı hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan okuyup zihnine kazıdıktan sonra Özkan’ın gözü önünde tenekede yakarak Özkan’a bahçe kapısına kadar eşlik etti. Görev ve talimatlar alınmıştı.

Görev muvafakatnamesinde olası olağanüstü halde ve bombalama eylemi ile kitlesel katliam kararına teşkilat ‘töre’ şerhi düşmüştü. İlk uyarı yapılmıştı.

“İlli millet idin. İlin hani? Kağanlı millet idin. Kağanın hani?

Töresizliğin, disiplinsizliğin, bilgisizliğin yüzünden kanın su gibi aktı.

Kemiklerin dağ gibi yığıldı. Esir düştün. Mahvoldun.

Ey Türk budunu! Tokluğun kıymetini bilmedin.

Doydun, açlığı düşünmedin. Töreni unuttun.

Bilgisiz budun kandı, kandırıldı. Bilgisiz kağanların hükümdar oldu.

Türk milleti! Zayıflayarak, ölerek yürüdün. Uğursuz çaşıtlara aldandın.

Küçük, büyüğü bilmedi. Oğul, atasını bilmedi.

Fitneye düştün. Dağıldın.

Silahlılar geldi sürdü. Dağıttı. Mızraklılar geldi sürdü. Dağıttı.

Kutlu Ötüken’in milleti, gittin. İl tuttuğun ilini kaybettin.

Kağan yaptığın kağanını kaybettin. Türk beyleri Türk adını bıraktı.

Türk budunu Türk töresini bıraktı. Yağıya kul oldun.

Tanrı buyruğu tutulsun, Türk milleti var olsun, adı sanı yok olmasın diye, töre yeniden hâkim olsun diye, kut almış ataların uğraş verdi.

Ulu tanrı uğraşı gördü izin verdi. Kurtuldun.

On yedi alp idin. Dağa çıktın. Derlendin, toparlandın yetmiş alp oldun.

Tanrı kuvvet verdi, Alplerin kurt oldu. Doğuya gittin. Batıya gittin.

Yedi yüz alp oldun. Töreyi bırakmış milleti, kağansız, ilsiz kalmış milleti, esir düşmüş milleti, derledin topladın.

Tanrı izin verdi. Yeniden il kurdun. Gece uyumadın. Gündüz oturmadın. Düşman çok deyip korkmadın.

Tanrı bizledir dedin, ‘Tengri Biz Menen’ dedin savaştın.

Yüzü yere düşen milletin gözü göğe baktı. Başlıya baş eğdirdin. Dizliye diz çöktürdün. Aç milleti doyurdun. Az milleti çok kıldın.

Tanrı lütfetti, illiyi ilsiz kağanlıyı kağansız kıldın.

Doğu’da, gün doğusuna güneyde, gün ortasına batıda, gün batısına kuzeyde gece ortasına kadar onca millete nizam verdin baş oldun.

Tarih değişir fıtrat değişmez. Ordu değişir hedef değişmez üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir. Ey Türk! Titre ve özüne dön!”

.

Bölüm Sonu

Halil Emrah Macit, dikGAZETE.com

-devam edecek-

banner90
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir