Olayın özü, Güzel İzmir’imizde bulunan bazı camilerimizin ses yayın sistemlerine girilerek yerli ve yabancı müzik yayını yapılması.

Bu bana Dikiz Aynama bakmama vesile oldu. 

Baktığım hayatın dikiz aynasından, Hindistan’daki Hindu ve Müslümanlar’ın nasıl birbirlerine düşürüldüklerini hatırlıyorum. Baktığım zaman dikiz aynasından 1980 Askeri Darbesinden önceki döneminde Çorum ve Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen olayları hatırlıyorum. 

Önümüze konan yıllar önce yediğimiz pilavın aynısıdır. Yemez benim milletim…

Ülke insanının dini inançlarıyla oynanmaz, hangi dine mensup olursa olsun. Bunun kabul edilebilir bir yanı olmaz.

O zaman basit bir fikir yürütelim. 

Bu tür bir olayı, görüşü ne olursa olsun kimse sahiplenmez. Çünkü yapılan, insanlıkla alakası olan bir şey değil.

Peki, bunu “ben yaptım” diyen çıkacak mı; çıkmayacaktır! Ancak birbirlerini sevmeyen gruplar, bu çamuru karşısındakine atacaktır.

Bu tür bir davranış niçin yapılır. Bunun birkaç amacı vardır;

Bunlardan birincisi, ülkede gündem değiştirmek. Ülke insanı ve siyasilerin dikkatini bir yana çekerek diğer taraftan farklı durumların icrası daha sessiz ve sedasız yapılabilir.

İkincisi ise toplum mühendisliği adına yapılan bir faaliyettir. Muhafazakâr kesimi gaza getirecek, kin tohumları ekilecek bir mecra oluşturmaktır. 

Yapılan iş bir olta atma işidir. Kim bu oltaya gelecek. Ufak bir iş değildir. Bir meydan okumadır bunun adı.

Ne olursa olsun, sağduyunun galip geleceğine olan inancım tamdır.

Çok güçlü bir devletimiz var. Bunun adı da Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu devletin Milli İstihbarat Teşkilatı var; bu devletin Emniyet’i de var Jandarma’sı da var. 

Bu tür olayların faraziyeleri yapılmış olmalı. Yapılan fiilin adı elektronik harptir. 

Bu tür teknolojik imkânlara kimlerin sahip olduğunu ya da olabileceğini Türkiye Cumhuriyeti Devleti biliyor, ya da biliyor olmalıdır. 

Yoksa iktidarın muhalefeti suçlaması, devletin yetkili bütün makamlarının olayı şifahi olarak eleştirmek sadece halka oynamaktır. Yüce Türk Devleti, bu işi bir an önce ortaya çıkarıp, kamuoyunu bilgilendirmelidir -bence-.

Ayrıca bütün siyasi partiler ve STK’lar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidirler. 

Siyaset ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın asıl amacı halkına hizmet etmektir.

Güzel, alkışlanır; güzel, paylaşılır. 

Ülkeye faydası olmadığı gibi insanları kutuplaşmaya teşvik edecek bu tür bir olayı paylaşmak suça ortaklık etmektir.

Bu faaliyetin görünmeyen kahramanları bulunmalıdır. Zira görünmeyen düşmanlarla uğraşmak zordur; yabancılar adına çalışan ajanlar gibi, yabancılara hizmet eden teröristler gibi, korona gibi.

Yüz yıl önce, cephede önümüzde duramayıp diz çökmek zorunda kalanlar, taşeronlarla bizleri muhatap ediyorlar.

Bu gaza gelmez benim güzel ülkem.

Siyasilerin de buna dikkat etmeleri gerekiyor. 

Eğer siyasiler ve ülke yönetimindekiler, söylemlerine dikkat etmemeleri durumunda, benim aklıma başka soruları getirir. Onu da burada yazmak istemiyorum.

Yüzde doksanının Müslüman olduğu bir ülkede; ülkemizin ve dinimizin simgelerinden olan Camii Minarelerinden yerli ve yabancı müzik yayınının yapılabiliyor olması ne kadar aciz olduğumuzun belgesidir. Konu ile ilgili bütün birimlerin o günden beri hiç uyumadan çalışıyor olmaları gerekmektedir. 

Evet, yüzde doksanının Müslüman olduğu bir ülkede; bu provokatör bulunmalıdır ve arkasında hangi ülkenin elinin olduğu da ülkemin ana haberlerinde birinci haber olarak Türk halkına duyurulmalıdır.

Konunun siber güvenlik ayağı da incelenmelidir. Alınan sistemler, kaliteli ve güvenilir olmalıdır. 

Birileri para kazansın diye korumasız sistemlerin kullanılması birilerinin ağzının suyunu akıtır.

Ne zaman uyanacağız bu derin uykudan acaba!

Ülkemizin fiziki sınırları vardır ve bu sınırlarımızı Mehmetçiklerimiz korumaktadır. Hatta yetkisiz girişleri önlemek ve önceden tedbir almak için teknolojiden de istifade ederler. 

Yıllar öncesinde düşmanlarımız, fiziki sınırlarımızın dışında bulunuyorlardı. Ama şu anda düşmanlarımızı cebimizde ve elimizde taşıyoruz. Hatta düşmanımız işini rahat bir şekilde görsün diye bütün güncellemelerini ve bakımlarını da zamanında yapıyoruz. 

Bu şekilde ülkemiz casusların, ajanların ve düşmanların cirit attıkları bir alan haline gelmektedir.

Yurtdışı menşeli akıllı cihazların takibini devletin -Kişisel Verilerin Korunması Kanununu ihlal etmeden- yapması gerekmektedir. 

Akıllı cihaz” deyince bilgisayarlardan cep telefonlarına, sinyal kesicilerden ses yayın sistemlerine kadar hepsini kapsamalıdır. 

Başka ülkeler, bu konuda neler yapıyorlar?

Aslında devletin bu konu ile ilgili makamları da var. Hatta o makamlarda oturanlar da var. Ve dahası kâğıt üzerinde raporlar bile hazırlayabiliyorlar. 

Bir anımı sizlerle paylaşmak isterim yeri gelmişken. 

Dört-beş yıl önceydi. 

Bir Avrupa ülkesine gittim bir Türk şirketinin kurumsallaştırılması için. 

Çalışmaya başladım ve belli bir süre sonra ofise yeni güçlü bir bilgisayar ve yazıcı almak için şehrin büyük bir AVM’sine gittik patronla. 

Mağazada yok yok. Benim içim içimi yiyor. Hemen paramızı ödeyeceğiz ve cihazımızı aracımıza yükleyip ofise götürüp kuracağız. Ama öyle olmadı. 

Cihazı nerede ne amaçlı kullanacağımız gibi soruları da ihtiva eden bir form doldurttular. 

Sıkıntı yok!

Cihazımızı bize iki gün sonra verebileceklerini söylediler.

Ellerinde oldukları halde, cihazı bize vermediler ve biz de iki gün sonra gidip cihazımızı alıp ofisimize kurduk. 

İki gün içinde o cihaza ne tür bir işlem yaptılar ya da bizim iş yeri ile ilgili ne tür bir takım araştırmalar yaptılar bilmiyorum.

Türkiye’deki bir GSM operatörünün çekim gücünün Almanya, ABD ya da İngiltere’dekinden daha fazla olduğunu anlatan reklamları vardı televizyonlarda birkaç yıl öncesine kadar. 

Evet, haklıydı. Oradaki GSM operatörlerinin çekim gücünü artıracak paraları mı yoktu?

Yoksa…

Bu arada milli duygulara sahip olan siber güvenlik uzmanlarımız ne iş yapıyor?

Tırnaklarını yemekten başka bir iş yapmıyorlar. 

Onlar tehlikeyi biliyorlar, görüyorlar, bağırıyorlar ve çağırıyorlar ancak onların seslerini duyan hiçbir yetkili yok!

Ondan sonra birkaç camii hoparlöründen yapılan korsan yayını yakalamaktan aciziz. 

Acınacak halimiz var -bence-…

Yazılacak onca güzel konular varken, içimize atılan oltayı anlamaya çalışıyoruz.

Sizler bunu okuyorken, çok sevdiğimiz bir misafirimizi uğurlamanın burukluğunu da yaşıyoruz İslam Dünyası olarak. Ancak söz verdi bir yıl sonra tekrar misafirimiz olarak evimize, hanemize gelecek. 

Güle güle Şehr-i Ramazan, güle güle. 

Ramazan ayı boyunca hoşgörüyü hatırladık, nefsimize gam vurmayı öğrendik, sahip olduğumuz zenginliklerimizin farkına vardık, insan olmanın erdemine vardır.

Bu dünya hepimize yeter. 

Yeter ki, kim olduğumuzu bilelim. Nereden geldiğimizi ve nereye gidiyor olduğumuzu bilelim. Başka bir şeye gerek yok-bence…

Ramazan Bayramınızı kutluyor, sağlık ve esenlikler diliyorum. Rabbim tekrarını görmeyi nasip etsin İnşallah.

Düşünebilmek Güzeldir.

.

Seyfi Turan, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


sanalbasin.com üyesidir