Bilindiği gibi “Dijital Dönüşüm” son yılların en revaçta olan konuların başında geliyor.  Ayrıca “Dijital Dönüşüm” başlığının önemine ülkemizin en yüksek mercii olan T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından da büyük önem atfedilmektedir.

Atfedilen bu önemin en belirgin göstergesi ise “Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı”nın faaliyete başlamış olmasıdır.

“Dijital Dönüşüm nedir? Ne değildir?” sorularının karşılığı ise şu şekilde ifade edilmektedir:

“Hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânlar ve değişen toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda, organizasyonların daha etkin, verimli hizmet vermek ve faydalanıcı memnuniyeti sağlamak üzere insan, iş süreçleri ve teknoloji unsurlarında gerçekleştirdiği bütüncül dönüşümdür. 

Dijital dönüşümü birkaç teknolojiye indirgemek mümkün değildir ancak, web 2.0, mobil, genişbant internet, bulut bilişim, dijital medya, büyük veri, yapay zeka, artırılmış gerçeklik, nesnelerin interneti ve 3B yazıcıların çığır açan etkisi yeni bir dönem başlatmıştır.” 

Öte yandan yine aynı internet sayfasında, dijital dönüşüm sürecinin kolay olmadığına ayrıca şu ifadelerle vurgu yapılmaktadır:                   

“Dijital dönüşüm, yeni koşullara ve beklentilere uyum sağlamayı ve çevikliği gerektirdiğinden, en başarılı organizasyonlar dahi dönüşümünü tam olarak tamamlamakta zorluk çekmektedir. Dijital dönüşüm süreci kolay değildir:

- Tek ve hazır paket çözümü bulunmamaktadır.

- Çözümün ne olduğu hakkında net bir cevap bulunmamaktadır.

- Teknoloji hızlı bir şekilde değişmektedir ancak alışkanlıkları değiştirmek oldukça zordur.

- Dijital dönüşüm çok farklı unsurları (insan, süreç ve teknoloji) birlikte dönüştürmeyi ve yönetmeyi gerektirmektedir.

- İş ve işlemler beklememektedir.

- Dijital dönüşüm süreklidir.

- Dijital dönüşüm geçmiş, bugün ve geleceği aynı anda düşünmeyi gerektirmektedir.

- Dijital dönüşümü hızlandırmak, yönlendirmek ve yönetebilmek için organizasyonlar olgunlaşabilir.

- Sürdürülebilir kılmak için dijital dönüşüm sistematik ve bütüncül olarak ele alınmalıdır.

Yukarıdaki, yerinde tespit ve bilgilendirmelerin tamamına katıldığımı ve tüm vatandaşların bu konularda bilgi sahibi olmalarının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Birçok küçük, orta ve büyük ölçekli firmanın da zamanın dijital dönüşümüne ayak uyduranlarının çok daha başarılı olduğunu kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz. 

Eminim, mahallede bulunan bakkalınızın barkod tabancası ile bir ekran üzerinden müşterilerine daha hızlı hizmet verdiğine ya da veresiye defterini, bilgisayar ortamında aktardığına tanıklık etmişsinizdir. İşte bu tip teknolojiler ile dijitalleşen bakkallar ile kara kaplı defterleri kullanan bakkalların geldiği durum da hepimizin malumu.

Evet, bu süreçler özellikle geçiş aşamasında hakikaten büyük zorluklar içermekte ve adeta insanın sinirlerini yıpratacak seviyede zihinsel odaklanma gerektirir. 

Başkanlığın sayfasında belirtilen “Dijital dönüşümün tek ve hazır paket çözümü bulunmamaktadır ifadesine ufak bir şerh düşmekte fayda görüyorum.

Nedir bu şerh?

Dijital dönüşümün farkında olan en az bir aile bireyi olduğunu varsaysak bile kâfi. 

Örneğin her ailenin evinde televizyon, internet, akıllı telefon gibi dijital iletişim araçları bulunmaktadır. Ancak kullanılan “akıllı” diyebileceğimiz tüm cihazların elektronik ürünleri de devletin ilgili organlarınca onaylanıp sonra satışa sunulmakta ama dijital anlamda yapılan yayınların yetki olarak denetim hakları bulunsa bile teknik anlamda denetimlerin ya da dijital dünyanın zararlarına karşı bir yeteneğin/çözümün devlette bulunmaması oldukça tehlikeli bir durum değil mi!

Yani, RTÜK’ün “Sosyal medya denetimi” var ama zeka yoksunu /art niyet barındıran dijital içeriklerin bulunduğu platformlarda “Devlet yetkisinin bir hükmü” bulunmuyor. 

Şimdi birileri çıkıp da “Arkadaş sen devlete yeteneksiz mi diyorsun?” gibi bir soru sorsa hakkıdır. 

Cevabım hazır; öncelikle devlet dedim Türk Devleti demedim. Türk devletinin nelere kadir olduğunu dijital dünyayı inşa eden yabancı devletler de çok iyi bilmektedir. 

Ancak, sevgili Emin Yadiragov’un hazırladığı Siber Uzay ve Din isimli akademik çalışmaya göz atanlar, tam olarak ne demek istediğimi anlayabilirler.

Kısaca, anarşinin serbestçe bulunabildiği bir alan olan siber uzay, toplumların ya da milletlerin örf, adet, anane, töre gibi kavramlarını hiçe sayan oyun, dizi, film ve hatta ders içerikleri sayesinde tek bir devlet anlayışını egemen kılmaya çalışmaktadırlar. 

Aksini iddia eden varsa lütfen bana da en zor anlayan birine anlatır gibi anlatsın lütfen…

Tanımlamalar yapılırken dikkatimi çeken bir diğer husus; her bir dijital dönüşüm sürecinin durumsal tespiti yapılıyor ancak, bu durum tespiti karşısında somut ifadelerle çözüm hakkında yol, yöntem veya fikir belirtilmiyor. 

Örneğin;

- Tek ve hazır paket çözümü bulunmamaktadır. 

Bütünleşik dijital dönüşüm ürünlerini içeren paketler ile çok farklı unsurları (insan, süreç ve teknoloji) birlikte dönüştürmeyi ve yönetmeyi sağlayacak ürün ve hizmetler” için tüm dijital ürün ve hizmet üreticileriyle bir zirve yapılır. (Bu zirvede ve hemen ardından düzenli olarak haftalık çalıştaylar ile 6 ayda bir dijital dönüşüm zirveleri düzenlenir. İlk 6 ayda somut icraat yapmayan katılımcılar -STK, firma vb.- belli yaptırım ve yönlendirmelere tabi tutulabilir. Yani bu sayede havanda su döven zirvelerin, para ve şöhret kaynağı olarak görülmesinin önüne geçilir.)

- Çözümün ne olduğu hakkında net bir cevap bulunmamaktadır. (Çözümün ne olduğunun net cevabı Türk gençliğinde olduğu için Türk gençliğine kulak verilmelidir.)

- Teknoloji hızlı bir şekilde değişmektedir ancak alışkanlıkları değiştirmek oldukça zordur. (Alışkanlıkların değişimine her şeyden evvel nöronların varlığını bilenlerin nöronları doğru kodlamaya çalışanların yaptığı gibi kendimizi dev aynasında görmeyip ve cüce de sanmadan düşünerek değiştirebiliriz.)

Tabi tüm bunları gerçekleştirebilmek için Dijital dönüşümün hakkını verenlere de bir göz atmak lazım. 

Bu bağlamda, sadece “Siyasi bir parti liderinin damadı” diye inanılmaz haksız tepkilere maruz kalan genç ve dinamik bir geliştirici olan Selçuk Bayraktar, son dönemlerde imkânlarını, havanda su dövmek yerine, havuzda eğlenen çocukların kahkahalarından elektrik üretenlere benzeterek yapılan çalışmaların önemine dikkat çekmekte fayda var.

Kullanıcı olmak yerine geliştirici olmayı tercih etmek, yatlarda toplantılar yapıp, makam araçlarıyla gezenlerin aldığı hazza benzetilebilir. 

Örneğin bir garajda çalışan gençlerin geldikleri durum ortada ve kendi ülkelerine büyük avantajlar sağlayabiliyorlar. Sonra da ister yatta güneşlenirler isterse Nevada çöllerinde parti yapsınlar.

Ülkemizde birçok marka, marka olabilmek bilinirliğini artırmak ve büyümek için dijital dönüşüme tabi tuttukları firmaları ile her zaman rakiplerine nazaran öne geçtiler bir adım önde bulundular

Aynı şekilde kamu tarafında da teknolojiyi en iyi kullananlar hep bir adım önde oldular. 

Dijital dönüşüm sadece makineler üzerinde değil, aynı zamanda insanlar üzerinde de ciddi bir dijital dönüşüme sebep olmaktadır. 

Dijital dünyanın olmazsa olmazı haline gelen sosyal mecralarda (facebook, twitter, whatsapp vb) denetimsizlik veya “Her topalın bir kör alıcısı vardır” misali üretilen saçma sapan içerikleri izleyen çocukların ve yetişkinlerin, tutarsız ve anlamsız davranışlarına eminim sizler de tanık oluyorsunuzdur.

Yani, dijitalleşen sadece makineler değil! 

Ya da insanlar için ister “sanallaşıyor” deyin isterseniz “dijitalleşiyor” deyin, neticede gördük ki “haydi çocuklarımız dijitalleşsin” diye tabletler devlet eliyle dağıtıldı ve “o tabletleri kullanan hangi çocuk çok büyük başarılara imza attı?” diye sorsak, bize Fatih Projesi’nin sorumluları çıkıp ne cevap verir; bu sorunun cevabını beklersek çok şey mi istemiş oluruz!

Veya sürekli “Gençler bizim geleceğimiz” diye ön planda bulunan kelli-felli adamların hiçbir teknik bilgisi olmaksızın teknolojiler üzerine yaptıkları konuşmaların hangisine itibar edebiliriz! 

Metroda, trafikte, otobüste ve hatta çocuklarına yemek yedirmek için emzik niyetine kullanılan akıllı telefon ve tabletler karşısında boynunu bükmeyen insan kaldı mı acaba!..

Bu türden soruları çoğaltabiliriz elbette ama işimiz soru sormak değil! 

Havanda su döven Realitede çözüm konusunda pek çok eksiği olanRTÜK” gibi kurumların, sosyal mecralarda elde ettikleri yetkinin uygulanabilir bir teknik altyapısının olmayışına ve bu tip konularda yabancı teknolojilerle, yabancı teknolojileri denetlemeye çalışanların, üç kuruş uğruna ve biraz da egoları nedeniyle sanallaşan, dijitalleşen nesillerin, Çanakkale’den sonra kaybettiğimiz en fazla kitleyi oluşturmasına engel olmak için ne yapabiliriz acaba?

Aslında yapılacak işler sırası ile belli ama…

Aması şu; kendimize ait literatürümüzü yazmadığımız müddetçe, global dünyanın teknolojilerinin dijital köleleri olarak ahlak, bilim, eğitim, muhabbet gibi daha nice güzel konuyu da sulandırmaya maalesef devam edeceğiz. 

Bu bağlamda, tüm kurumların Türk gençliğine kulak vererek dijitalleşme stratejilerini belirlemesi en doğru yaklaşım olacaktır.

Yoksa “dijitalleşeceğiz” derken, ülkenin tüm değerleriyle birlikte yozlaşan ve asimile olan deyim yerindeyse mankurtlaşan yeni dijital bir nesil olacak ve Truva Atı misali, bile bile içerden kalelerimiz zapt edilmeye devam edecek.

Fatih’in gemileri karadan yürüttüğü zaman diliminden, Fatih’in ismi ile sevecen görünümlü teknolojilerin, yeni nesillerin dijital köleye dönüşmesi için çabalayan ve şuursuzca kendini "iş yapıyorum" sananların zaman dilimine hoş geldiniz.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir