Her canlının ve mensup olduğu topluluğun değerleri vardır. 

Bu değerler yazılı ve yazılı olmayan objelerdir. 

Bu değerlerdir toplumları ayakta tutan. 

Aslında bu değerlere sıkı sıkıya sarılmamız gerekir. 

Geleceğimizi buna göre dizayn etme mecburiyetimiz vardır. 

Aslında bu yazıyı yazıyorken de neleri kaybettiğimizin farkında bile değiliz.

Değerler aslında kökümüzdür, özümüzdür.

Bunları unutmak bir gün kendimize ait olan her türlü örf ve âdeti kaybetmek olarak karşımıza çıkacaktır.

Allah insanları anne ve babalarının üstün yanlarından yaratmıştır.

Eğer böyle olmasaydı, bizler şu anda bilişim çağında değil hala yontma taş devrinde yaşıyor olacaktık. 

Yeni nesiller ile ebeveynlerinin arasındaki bağların kopmaması sahip olduğumuz değerlerimizin muhafazası ile mümkün olacaktır.

Ancak sahip olduğumuz zenginliğimizi elimizden almak için büyük bir çaba içerisinde olan yabancı ve onların işbirlikçiliğini bilerek ya da bilmeyerek yapan yerli devlet kontrolü ya da dışında çalışan organizasyonlar vardır. 

Uzmanlık alanım değil ancak, siber güvenlik sadece sahip olduğumuz bilgilerin korunması konusu değil, aynı zamanda sahip olduğumuz manevi değerlerimizin korunması hususunda da çalışma içerisinde olmalıdır diye düşünüyorum. 

Hepimizin evinde en az bir adet televizyon bulunmaktadır, akıllı telefon ve dijital medya ayrı bir konu zaten. 

Bu ekranlarda yapılmak istenen nedir? 

Bedava peynirin sadece fare tuzağında olmadığını bilmemiz gerekir.

Okullarda Türkçe ya da Edebiyat dersinde okuduğumuz bir metnin ya da şiirin Ana Duygusu ya da Ana Fikri sorulurdu bizlere öğretmenlerimiz tarafından. 

Biz de kendimize göre yorumlamaya çalışırdık ve yaptığımız yorumlara göre de sözlü notu alırdık ve bu notlarla da sınıf geçerdik.

Soruyorum o zaman; gündüz izlediklerimizi vaz geçtim, yönlendirilmiş, çarpıtılmış haberleri vazgeçtim. 

Akşamları yemekten sonra aile boyu izlediğimiz dizi, film ve reklamların ana fikri ya da ana duygusu nedir diye soranımız olmuyor.

Ülke coğrafyamızda bulunan kalelerimizi, fiziki sınırlarımızı korumak çok önemlidir. 

Bu görev, güvenlik güçlerine aittir. 

Peki, beynimizin içindeki kaleleri nasıl koruyacağız? 

Günün birinde “keşke” demenin bir yararı olacak mı?

Amacım kendimizi dünyadan soyutlamak değildir. 

Dünya ile bütünleşmek esastır ancak aslımızı özelliğimizi kaybetmeden. 

Sadece akıllı telefonlar güncellenmez, insanlar da, kültürler de güncellenirler ancak bu, doğası içerisinde olmalı. 

Müdahale ile değil.

Hayalim, bize biz olduğumuzu anlatan dijital medyanın temellerinin atılmasıdır. 

Üstünlüğümüz insanlığımız olmalıdır. 

Üstünlüğümüz paylaşımlarımız olmalıdır. 

Kişisel ikbal peşinde koşmamız bizi anlık mutlu eder, sonrası hüsrandır. 

Hırsla kalkan zararla oturur. 

Manevi zenginliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece maddi zenginliğimizi bulur, kullanır ve biz kazanırız. 

An itibari ile dünyanın içinde bulunduğu buhranın sebebi, gelecek nesillere güzel bir ülke bırakmak ve idame ettirmek adına verdikleri mücadelelerdir. 

Bunu yapıyorken de insanlığı yok ettiklerinin farkında bile değiller.

Sahip olduğumuz değerlerimiz en kıymetli hazinemizdir. 

O hazineden çıkan sözdür Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözü.

Değerlerimiz kökümüzdür, özümüzdür yazımın başında bahsettiğim gibi. 

Yeni nesillere ne kadar maddi imkânlar sunmak için çabalıyorsak, aynı hassasiyeti manevi imkanlar için de göstermeliyiz. 

Aksi takdirde, dümeni başkalarının elinde olan gemi ile yabancı limanlara sürüklenmekten kurtulamayız. 

Bir sorum olacak; en son ne zaman özür dilediniz? 

Ben özür dilemem” diyorsanız, “Ben hata yapmam!..” demek istiyorsunuzdur. 

Basit bir soru. 

Cevabı da sizde kalsın. 

Yine dün trafikte araç kullanıyorken kaç araca yol verdiniz? 

Bunun da cevabı sizde kalsın.

Düşünebilmek güzeldir.

.

Seyfi Turan, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir