Virüsten korunma yollarını gerek sohbet ortamlarında gerekse televizyon ve telefonlarımızdan o kadar sık takip ediyor ve yorumluyoruz ki çocukların algılarını gözden kaçırabiliyoruz.

Gerçekten kafaları çok karışık. 

Ailelerini öpmeye tedirginler, kaybedeceklerini düşünüyorlar. 

Bu travmaya yol açar.

Özellikle okul öncesi çocuklar, soyut düşünemediklerinden ebeveynlerinin davranışlarını taklit ederler.

Bu nedenle, aileler olarak önce kendi duygularımızın farkında olmalı, endişeli hallerimizi onlara yansıtmamalıyız. 

Duyduğumuz her bilgiyi evde paylaşmamalı, mümkün oldukça televizyona maruz kalmalarını engellemeliyiz.

Virüs hakkındaki bilgiyi gerçekçi, ancak ayrıntıya girmeden gelişim dönemlerine uygun basit bir dille anlatmalıyız. 

Özellikle, sadece virüsten korunmak adına değil, genel sağlık durumumuz için daima temizliğimize dikkat etmemiz gerektiğini olumlu olana vurgu yaparak aktarmalıyız. 

Temizliği alışkanlık haline getirmek için, oyuncaklar aracılığıyla alıştırmalar yapılabilir ancak virüsü korkunç imgelerle eşlememeye dikkat etmeliyiz.

Süreç içinde, en önemli konulardan biri de çocuklara güven kazandırmak. 

Yaşadığımız anda, huzurlu ve umutlu hissedememek herkesi rahatsız eder. 

Bulunduğunuz yerde güvende olduğunu belirtmek ve arada konuyla ilgili hislerini anlatmasını isteyerek akıllarındaki soru işaretlerine cevap olabiliriz.

Daha büyük çocuklar içinse, gerçeklikten kopmamak kaydıyla yine yaşlarına uygun bir dille bilgi verilmeli, izledikleri her bilginin doğru olmadığı sık sık belirtilip, temizlik konusunda hassas davranmaları için gerekirse kendilerine yardımcı olmalıyız.

Kısaca, telaşsız, açık, gerçek bir bilgi onları hem tatmin edecek, hem de gereksiz felaket senaryoları ve bilgi kirliliğine karşı psikolojik açıdan rahatlatacaktır..

***

“Bu da geçer YaHû!”

Irvin D. Yalom der ki; "İnsanlar belirsizlikten her zaman nefret etmiştir ve çağlar boyu öncelikle dinsel ya da bilimsel olmak üzere bazı açıklamalar getirerek evreni bir düzene oturtmayı amaçlamışlardır.

Bir olgunun açıklanması, bu olgunun kontrolüne yönelik ilk adımdır. 

Bir volkanik patlama, eğer gücendirilmiş bir tanrının işiyse sonuçta en azından tanrının memnun edilmesi umudu vardır"

Başka bir deyişle; umut bizi her ne şekilde tatmin ediyorsa o ölçüde ayakta tutar.

Bugünse, umudu düşüren, korku salan, kaos oluşturan her bilgi, en az sorumluluğun tedbirini almayan insanlar kadar suçludur.. 

Umudu ve hayali elinden alınmış insanın yaşadığını kim söyleyebilir!?

"Hümanist bir bakışla yaşamak; değişen mevsimler, sonuncu bahar, düşen yapraklar, diğerlerinin sevgisidir."

Evet, bizim için bugün; dışarı çıkmak, sohbet etmek, sarılmak, bir eli tutmak, yan yana yürümek, kolayca hasta olmamak, kuvvetli olmak, minicik virüsten önce Yaşamak demek olabilir..

Oysa gerçek şu ki, zorlukta kolaylık, günde yarın, gecede sabah saklıdır.. 

Esasında insan beyni böyle işler. 

Acının ilk günü, akla hücum eden hatıralar gönlü sızlatır ama gün geçtikçe hafifler ve küllenir.

Neler geçmedi, ardına dön de bak. 

“Bu da geçer ya Hu!”

Sabır büyütür, kanaati öğretir, lezzet aldırır.

Şimdilik, hepimiz pencere kenarında karanlıkta yalnız bir parça olduğumuzu varsayabiliriz.

Oysa diğer evlerin ışıklarını görmek, sendeki yarımın bize ait olduğunu hatırlatır. #saat21

Unutma!..

Birbirimizde bir parça hakkımız saklı.. 

Sen bir sabreyle, sorumlu olduğumuz her gün için söz, güzel mevsimler birlikte daha yakın..

.

Betül Özey, dikGAZETE.com

Sosyolog/Psikolog

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir