Dünyada üç tip insan olduğuna inanılmaktadır. 

1- Sistemi geliştirenler…

2- Sistemi yönetenler…

3- Sistemin kullanıcıları…

Eğer sistemi geliştirenler ve hatta kısaca geliştiriciyseniz, sistemin mimarları da sizsiniz demektir. 

Ya karınca misali, taşıdığınız suyun miktarından daha çok, safınızı belirlersiniz ya da sistemin yöneticisi olduğunu sanan nice ‘ebreheler' gibi zalim olarak anılıp, tarihin karanlık sayfalarına gömülürsünüz. 

Kullanıcıların aynı zamanda sistemin kullanımından doğan eksiklik ve faydaları analiz ederek raporlama özelliği de sistemin pozitif anlamda gelişmesi için çok büyük önem arz ediyor. 

Sistemi geliştirenlerden biriyseniz, kullanıcı ve yöneticiler tarafından çok net anlaşılamama sorunu ile karşılaşmanız kuvvetle muhtemeldir. 

Sistemin sağ tarafındakiler sizi solda durmakla, solundakiler ise sağ tarafa yakın olmakla itham edebilirler. 

Oysa geliştirici, doğası gereği ve hiç kimsenin sağına soluna bakmadan, “Bu sorun nasıl çözülür?” 

Veya “Ne yapabiliriz bir bakalım!..” diyerek sadece ve sadece kullanılan sistemlerin verimliliğine odaklanır. 

Hatta birçok defa, devleti savunan ve aksaklıklarla alakalı ürettiğim çözümler yüzünden beni, “Devletin maaşlı işçisi” olarak niteleyen insanlara da rastladım. 

Aslında ben sadece şunu söylüyorum;

Örneğin, bir gıda mühendisiysen ve devletin ya da hükümetlerin politikalarını eleştiriyorsan, “Bir çözüm önerisi de sen getir” diyorum. 

“Eleştirdiğin bir mevzuat varsa, daha güncelini hazırla ve bir tıkla ilet…” diyorum. 

Evet belki haklı olarak, benden dünya kadar vergi alınıyor, idareciler lüks araçlarla ve pek hacmi olmayan işlerle ön planda sözde devlet otoritesini göstermek adına ekranlarda boy gösteriyorlar. 

Üstelik bir şekilde ilettiğimiz fikir ya da projeler, eğer hakikaten kayda değer bulunuyorsa ya sümen altı ediliyor ya da iletilen kişinin kendisi veya bir yakını tarafından ortaya çıkarılmış gibi lanse edilerek, çakma başarılar peşinde koşuluyor. 

Diyebilirsiniz ve haklısınız da... 

Ben de diyorum ki; az laf çok iş üretelim ve devletimizin gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlarını deşifre etmek için sistemi hep birlikte geliştirelim. 

Bu vesile ile ilk fitili ateşliyor ve “CİMER” ekibince ortaya çıkarılan “Harika işlerin sürekliliğini ve güvenirliğini sağlamak adına, birkaç geliştirme önerisi”ni kamuoyuna arz ediyorum...

Bu yüzden ülkemizde ilk başta “BİMER” daha sonra da “CİMER” olarak bildiğimiz dijital bir sistemle halkın devletle direkt ve aracısız olarak ulaşması hedeflenmektedir. 

İletilen tüm talepler "CİMER ekibinin uzmanları" tarafından ilgili bakanlık veya müdürlüklere hızlıca iletiliyor. 

Bu iletim sırasında, insana dayalı hata ve yanlış yönlendirmelerin önüne geçmek için de kullanıcılara, talebinizin iletilmesini istediğiniz kuruma direkt olarak gönderebilme imkanı sunuluyor. 

Buraya kadar her şey çok iyi. 

Ancak bundan sonrası, manüplasyona biraz açık görünüyor. 

Diyelim ki FETÖ ve PDY gibi bir yapılanmaya mensup olduğunu düşündüğünüz bir kamu görevlisini şikayet ettiniz. 

Size verilen cevapta ise “Vatandaşımızın iddia ettiği konularda herhangi bir bulgu ya da emareye rastlanamamıştır…” yani “vatandaş hayal görmüş…” gibi bir cevapla dönülmüş. 

Bunun üzerine, yine farklı bir “başvuru no” ile şikayette bulundunuz ve yine benzer bir karşılık verildi. 

Bu defa daha net bir biçimde zaman aralığı, kamera bölgeleri ve tanıklar ile iletişimde bulunduğunuz kamu görevlilerine ait mesajlaşma bilgilerini de ekte sundunuz diyelim. 

Bu sefer de, “müfettişlik makamı” devreye girdi ve süreç hakkında bilgi akışınız kesildi.

İşte bu tip işlemler “Şüpheli İşlemler” kategorisinde bulunmaktadır.

Ya da bir çeşit sistem açığı. 

Çünkü insan hata yapabilir, kendi çıkarını düşünebilir veya gelen talebi sümen altı etmek isteyebilir. 

Tam da bu noktada, şüpheli işlemleri tespit edebilen, süreçleri kamu yararına analiz ve takip eden bir “yapay zeka”yı işletmek gerekiyor. 

Aksi halde, gerçek vatan hainleri, “Vatandaşların talepleri veya isteklerine cevap verdik… Şu kadar talebi karışladık…” gibi popülist hareketlerle havanda su dövmeye devam edilecek.

Yazının en başında belirtmiştim aslında.

Eksik neyse bildirin…” derler!

Bu eksik… Çözümü de budur!..” dediğimizde ise “Biz zaten bu konu üzerine çalışıyoruz…” diyerek; “Genç zihinlerden ne kaparız… Cumhurbaşkanı ile iki poz verip, bir de dişlerimizi gösterdik mi sırtımız hayatta yere gelmez!..” diye düşünenlerin modası çoktan geçti. 

Yani artık hakikaten sırıtıyor üzerlerindeki rengarenk gömlekler.

Şimdi ister, “Sağ, sol ya da ortada duruyorum…” deyin, isterseniz “Ben bu topa girmem!..” deyin. 

Türk gençliği, yangın yerine dönen yüreğini, “Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir” cümlesinin gerçekliğini yaşamamak adına üzerinde nefesi yettiğince taşımaya devam ediyorsa, halen umut var demektir ve halen sistemlerdeki çeşitli açıklar düzeltilip, milletimizin talepleri sümen altı edilmeden gerçek suçlu ya da sorumluların bulunması sağlanabilir.

Mesela şimdi hep birlikte bir deneme yapabiliriz. 

Aşağıda görmüş olduğunuz görsel ve o görsele bağlı linkte, aslında bir “suç” işlenmektedir. 

CİMER”e ait olan “Kamu spotu”nu izleyebilmek için önden gelen reklamı da izlemek zorundasınız. 

Oysa, “Kamu Spotları” ücretsiz ve ticari reklam alınmadan koşulsuz bir şekilde, yani maddi bir çıkar gözetmeden kamuya hizmet amaçlı yayınlanmalıdır. 

.

Haydi hep birlikte “CİMER”e bu konuyu iletelim ve “sümen altı” edilmeye çalışılan bir durum oluyor mu, olmuyor mu hep birlikte görelim ve insana dayalı hataların önüne geçecek olan yapay zeka destekli siber güvenlik yöneticimizi besleyelim.

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @thegreywolves , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir