Dünyevi hayatımız, ilkel ölüm içgüdüsü (Thanatos) ile ilkel yaşam içgüdüsü (Eros) arasında karşılıklı ve eşzamanlı olarak ilerleyen bir karşıtlık, çatışma ve salınım içerisindedir; tıpkı zihnimizde havlayan siyah ve beyaz iki köpek gibi, “Hangisini beslersek o galip gelir!” der psikanalistler. 

Fakat mevsimlerin ve iklimin de ruh üzerinde etkili olduğunu düşünürsekbahar ayları, tomurcuklanmayı ve yeniden doğuşu temsil ederken kış ayları ise içe kapanmayı, yaprak dökmeyi ve depresyonu temsil eder” der uzmanlar. 

Bu vesile ile içe kapalı, depresif kişilikler sürekli bir ölüm kurgusu ile sınırlarda yaşarlar ki bu ölümle burun buruna olmak ve durmadan ölümle karşı karşıya kalmak demektir.

Elbette hayat sınavlarla dolu olduğu için, maddi olarak zordur fakat planlanmış ve kurgu dolu bir intihar da geride bıraktıklarımız adına bir o kadar zordur; el gitmez tetiğe bir türlü, tereddüt eder insan.

Etkili, unutulmayacak ve akılda kalıcı bir intihar planlamak da oldukça zordur; bu yüzden, sadece intihar mektuplarından oluşan bir literatür bile vardır, o sebeple bu intihar metinleri arasında bir tür “Magnum Opus” (Üstün Çalışma) sayılacak bir intihar mektubu da diğer metinler kadar zordur. 

Yazılırsa nasıl bir şey çıkar ortaya” diye küçük bir deneme ile başlayalım ki inşallah bir daha kimse böyle bir kurguya girişmek istemez ve sabredip, dertlere dayanıklı olur.

Bismillahirrahmânirrahîm!

Gidiyorum, gönlümde acısı yanıkların. Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda. 

Bizi derinden etkilemiş kavurucu sıcak altındaki bir öğleden sonrasını, öyle ki kendimizi O’nsuz düşünemediğimiz bir öğleden sonrasını kaç kez hatırlayabiliriz ve anımsayabiliriz ki bu hatıralar kendimizi eşsiz, bulunmaz, tek, yalnız ve ilahi olarak düşlediğimiz imanın o alevli arzına kadar devam eder.

Genelde de çoğu zaman ilahilik ile dünyevilik arasında dikiş tutmaz bir yarık ve çukur gibi bizi içine çeker ve derinliğiyle taciz eder, huzursuz eder, dengemizi bozar bizi tek ve yalnız başımıza bırakmazlar. 

Tanrı metanetine ve ilahiliğe sahip olmak çok büyük bir lükstür, suç ve günah sayılır ki milyarlarca insan, ışığa hücum eden sinekler gibi nereye giderseniz gidin sizdeki ışığı görür, tanır, bilir ve kuduz kan emiciler gibi sizi kendilerine katmak ve sizdeki saf yaşam tözünüzü ele geçirmek için ensenizde bitiverirler.

Hayata el tetikte kapı önlerinde gözümüz eşikte görünmez alemlerin gizli düşmanlara karşı koymak için gelmedik. Ama hayatımız bilmediğimiz görünmeyen düşmanlarla o ya da bu şekilde mücadele ederek, çarpışarak ve onlara karşı koyarak geçiyor. 

Milyarlarca yıllık evrim yasalarının bizlere öğrettiği yeni bir şey yok. 

Bazen çoğumuzun hayata tutunabilmesi için birilerinin feda olması gerekir ki biz de onun aklıyla şekerlenip onun kanına bulanıp onun ruhu vücûdu manasında yek pare olabilelim diye herhalde. 

O yüzden, çıplak varoluşundan başka kaybedecek hiçbir şeye sahip olmayan ben, tüm şerefim, onurum ve hür irademle geride bıraktıklarım adına, geride bıraktıklarım için tüm maddi ve manevi varlığımı yani sahip olduğum tek şey olan canımı ve yüreğimi ortaya koyuyorum! 

Sizlere hiç ölüm kalmasın, çileler, dertler semtinize uğramasın ve bir nebze dahi olsun acziniz, acınız dinsin diye bedenimi toprağa ve doğaya, ruhumu alem-i arşı semaya nakşediyorum!

Size giderken bilmediğiniz yeni hiçbir şeyi söyleyemem; suskun, asil, onurlu, görkemli ve Biiznillahi Teâlâ imanlı olması lazım gidişimin ki Rabbim beni affetsin.

Pes etmedim, tam aksine alev alev yanan iman dolu yüreğim hasret içinde daha fazla bu dünyada garip ve fakir kalmasın diye vuslatın sırrına ermek nasip olsun diye çektiğim tüm çilelere ve dertlere son veriyorum ki kavuşmak düğündür bizlere! 

Sorup, sorgulayıp, soruşturup iʿtikāfıma gölge düşürüp vuslatıma leke sürmeyin, gidişimi ve ruhumu incitmeyin! 

Çok mücadele etti, çok düştü kalktı ama hiçbir zaman pes etmedi ve vuslata erdi deyin ve arkamdan çok fazla da konuşmayın, dedikodu yapmayın, daima suskun kalın ve dualar edin ki gözlerim öte alemlerden üzerinizde ruhum her daim semada sizlere eşlik edecektir. 

Söz gümüşse sükût altındır! 

Sevdiklerimi, arkamdan bir dua okuyanları, kabrime gelenleri, zor zamanlarda Hızır Aleyhisselâm’ı yardıma çağıranlar gibi adımı imdada çağıranlara Biiznillahi Teâlâ şefaatçi ve şahit olacağım o yüzden “öldü” demeyin “Yaşadı!” deyin. 

Allah yolunda cihad edenler için "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz! 

Oluk oluk akmaya bıraktığım kanım ve feda ettiğim iklim-i vücudum sizlere helaldir! 

Aileme çok iyi bakın, sevdiklerimi, sevenlerimi ve akrabalarımı koruyup kollayın. 

Sakın birbirinize haksızlık ve haksız yere kıyam etmeyin!

-Saçlarımı al Karadeniz hırçın dalgalar tarasın. 

Aç bağrını ey Anadolu, sar göğsüne, sen anasın. 

On sekiz demir kapı, ardında tuzak İnsandan, topraktan, hayattan uzak. 

Yüreği alevden bir kız, yanıyordu yıldız yıldız. 

Bir ses oldu gökyüzüne, çığlığı deniz. 

Tecrit, içeride bedenim tutsak dışarıda düşlerim tutsak.

Umutsuzluk bize yasak! 

Kapıları yakıp geldim alevlerim isyandır, umudu kuşanıp geldim.

Sıcaklığım sevdamdır. 

Mezarıma güller dikin, bir de mimoza, kokusu umut olsun bahara yaza. 

Bu ayrılık değil canım, susamışa su vermektir. 

Vatanını, derya deniz sevebilmektir. Tecrit, sırat köprüsünden ince, onurumuz candan önce. 

Sevdam büyür direnince!

O’nun bilkuvve-i nazarından bir lahzâ tezahürü bile yeter cümlesine.

O, Hayyum ve Kayyum’dur. 

Sadakallahü’l-azîm…

.

Halil Emrah Macit, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir