TARİHİN (insanlığın) AKIŞINA KİLİT VURMAK!

Dünyayı yönetmeyi amaç edinmiş olanların en büyük gücü, aşağıdaki kavramlardır diyebiliriz.

- Aşağılık Kompleksi Aşılama 

- Güdüleme  

- Yönlendirme

Bu temel stratejiden dolayı kendilerini üstün olarak addederler…

Yeri gelmişken; “DÜNYAYI YÖNETMEYİ İSTEMEK İLE DÜNYA’NIN BİR NİZAMA KAVUŞMASINI AMAÇ EDİNMİŞ OLMAK” taban tabana zıt kavramlar olarak değerlendirilir!

Dünyayı yönetmek” demek; 

Kendi çıkarlarını her şeyin önünde tutmanın psikolojik alt yapısına sahip olmak demektir… 

Dünyayı bir nizama kavuşturmayı amaç edinmek” ise

İnsanlığın çıkarlarını her şeyin önünde tutmanın psikolojik alt yapısına sahip olmak demektir…

Sömürülen coğrafyaları incelediğimizde karşılaşacağımız veriler, aşağılık kompleksine itilmiş, güdülerine hapsedilmiş ve bu sayede parçalanan zihin dünyaları sayesinde toplumların yönlendiriliyor olması, dünya üzerinde yaşanılan kaostan çıkış yolunu bulmamızda insanlığa ışık tutacak ön tespitler olarak not edilmesi gereken değerli bilgilerdir diyebiliriz.

Kör dövüşü yaptırmak ne demektir” diye sorulacak olursa, cevap olarak “yukarıda tespitleri yapılan verilerdir” diyebiliriz.

Pek tabii ki insanlığa yaşatılan tüm bu sorunsalın yegâne sebebi bunlardır demek yanlış olacaktır.

Ekonomik baskı, kutuplaştırma, çatıştırma, vb. diğer baskı araçlarını da konumuza ekleyecek olursak, karşımızda ne kadar ciddi bir tehlikenin var olduğunu ve ne kadar derinden ve profesyonelce çalışılan toplum mühendisliği ile karşı karşıya bırakıldığımızı kavrama şansını yakalamış olabileceğiz.

AMREKİKAN RÜYASI” KAVRAMI… “GÜNEŞ BATMAYAN KRALLIK” KAVRAMI… “ÜSTÜN IRK” KAVRAMI… “ŞAHSİ ÇIKARLARINA KUTSAL KILIFLAR GİYDİRME” KAVRAMI VB. GİBİ…

Tüm bu aldatmacalar manzumesinin amacı, insanlık düşmanı küçük bir güruhun asalakça ve rahat yaşamalarının devamlılığını sağlamaktır. 

İnsanoğlunun en çok etkilendiği görsel ve işitsel etki araçları muhakkak yönlendirici olmaktadır. 

Lakin çok daha tehlikelisi, görsel ve işitsel etki araçları bireyin zihin dünyasını parçalayarak, toplumu savunmasız ve yönlendirmeye açık hale getiriyor olmasıdır ki, kendisine aydın diyebilen tüm araştırmacıların önemle üzerinde durması gereken konu başlıkları bunlar olmak zorundadır.

SABRETMEK, BOYUN EĞMEK DEĞİL, KESİNTİSİZ MÜCADELE ETMEKTİR” sözü, kulaklarda küpe olarak kalması gereken çok değerli bilgidir.

Köklerinden beslenerek oluşturulan etik kurallara sahip olanlar, tüm dış etkenlere rağmen disiplinli şekilde ilerleyen etkili bir gelecek vizyonuna ister istemez sahip olurlar!..

Sürekli olarak anlatmaya çalıştığımız “EDİNİLEN TÜM TECRÜBELER, İNSANLIĞIN ORTAK MİRASIDIR” bakış açısı, insanlığı zenginleştirecek olan yegâne bakış açısıdır diye görmek de ayrıca gerekmektedir.

Bu noktadan sonra, konumuza yatay geçiş yapalım ve devam edelim isterseniz…

RAHMANİ KURALLAR İLE YAŞAYANLAR VE KARŞITLARI” hangi anlama gelmektedir!?

Neden “Rahmani” kelimesini kullandık ve “Şeytani” kelimesini kullanmadık öncelikle onu anlatalım.

Rahmani kurallar, bilinen tüm veriler ışığında hâlâ anlaşılmaya çalışılırken, bu durumu içselleştirmeyi başarabilenlerin yani “SIRRA ERENLER”in ne kadar yüksek enerjiye ve etki etme potansiyeline sahip oldukları inkâr edilemez bir gerçeklik olarak tarihin sayfalarına not edilmiştir. 

Kazanılmış bu yüksek potansiyelin, insanlığın topyekûn çıkarı ve sağlıklı ilerleyen bir rotaya oturması için kullanılıyor olmaları, “O”nları yani “ERENLER”i, rahmani yaşayanlar olarak belirler.

Karşıtları ise tüm bu içsel yükseliş sayesinde kazanılmış yüksek potansiyelin sadece şahsi çıkarlar için kullanılıyor olması “O”nları karşıtlar olarak belirler.

ASLINDA MÜCADELE VE ÇATIŞMANIN ÇIKTIĞI TEMEL NOKTA TAM DA BURASIDIR!..

Fakat İnsanlık, Aşağılık Kompleksi Aşılanarak, Güdülenerek  ve Yönlendirilerek karşılıklı çıkar ve menfaatler  elde etmek üzere kamplaştırılıp çatıştırılmaktadır.

Bu gerçeklik karşısında insanın ciddi şekilde kendisini sorgulaması gerekmektedir diyerek devam edelim.

Her ne pahasına olursa olsun, insanlığın çıkarlarını ön planda tutanlara BİN SELAM OLSUN!..

Şahsi çıkarlarını her şeyin üstünde tutanların da CANLARI CEHENNEMİN DİBİNE diyelim.

İnsan eli ile “Sistem” haline getirilmiş tüm kurum, kuruluş, yapı, hatta “Devlet”in bile yegâne sahibi millettir ve bu kural asla bozulamayacaktır.

İnsanın insana “KUL” olması dönemini elinin tersi ile tarihin çöplüğüne atmış olan Anadolu insanı, tüm insanlığa örnek teşkil etmiş ve bu tavır etrafında kümelenme çağrısında bulunmuştur.

Bu tavır, her ne pahasına olursa olsun ilerletilmelidir, geliştirilmelidir.

Tüm insanlığa bizim de uyarımız olsun; “Aşağılık Kompleksi” aşılanarak alıştırılıyoruz, ardından “Güdüleme” işlemine tabi tutuluyoruz ve en sonunda ise “Yönlendirmeler” sayesinde “Kula Kul edilip, Köleleştiriliyoruz”.

Global rekabet alanının iç siyasi işleyişleri etkilediği, iç siyasi dinamiklerin global rekabette devletin ayaklarına prangalar taktığı çekişmeli dönemleri insanlık olarak hep birlikte yaşarken, dikkatlerimizden kaçırılan can alıcı konuyu ıskalıyoruz maalesef…

Çeşitli borçlar ve kredilendirmeler sayesinde insanlığın geleceği İPOTEK altına alınırken, sahibi olduğumuz tapulu mülklerden bile kendilerini “ÜST(ün) KONSORSİYUM” olarak adalandıranlar adına, yüksek miktarda tahsilatlar yapılmakta. 

Üstüne üstlük insanlık, küçük parçalar halinde kutuplaştırılıp, her kesimin kendisini azınlık olarak görmesini amaçlayan global proje de başarılı olmak üzere…

Kıyamet kopar mı bilmem ama…

İnsanlığın (KIYAM ETMESİ) ayağa kalkması yakındır diyebiliriz…

Tüm bu iç karartıcı gerçeklikler karşısında unutmamamız gereken tek şey; hayatın KÖK KURALLAR kavramı olmalıdır.

Kök kurallar kavramı; Her canlı varlık, kendisi dışındaki bir varlığa fayda sağlar. 

Bundan dolayıdır ki şahsi çıkarları veya ait oldukları küçük bir zümrenin çıkarlarını her şeyin üzerinde görenlerin MİADI DOLMUŞTUR.

Rahmani kurallar ile alakası olmayan uydurma “kutsallar” icat ederek, şahsi çıkarlarını garanti altına alanların etkisine kapılıp, tarihin çöplüğünde debelenmekten kurtularak önümüze bakmamız gerekmektedir.

Anlayacağımız, kıraldan daha kıralcı olanları, sistemin içerisinden söküp atmadan değişim, dönüşüm ve gelişim döngüsü sağlıklı bir rotaya kavuşamaz.

Şayet bu başarılamaz ise insanlık, içine düşürüldüğü durumun esiri olarak kalır ve nefes alıp vermeye devam eder.

Geçmişten birilerini kutsallaştırıp, bunun üzerinden toplumları baskı altında tutmaya hiç kimsenin hakkı da haddi de yoktur ve olamaz. 

Bunu yapmaya çalışanlar, tarihin akışına kilit vuranlardır, çünkü insanları bu davranışları ile geçmişe hapsederler.

TARİHİN AKIŞINA KİLİT VURMAK” deyimi tam da bunu anlatmaktadır…

İnsana; "sen ne iş yaparsın" diye sorarlar sonra!

Kalın sağlıcakla.

.

Ali Karani, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.
Avatar
Ömür Çelikdönmez 2021-04-08 11:35:06

KALEMİNİZE SAĞLIK


sanalbasin.com üyesidir