2017’nin başları; İskender Pala aradı;

- Ulvi bey, 3. Milli Kültür Şurası’nı topluyoruz. Sizin de Sahne Sanatları Komisyonu’nda yer almanızı rica ediyoruz.

- Elbette kimler katılıyor?

- Ali Yörük, Bozkurt Kuruç, Haluk Bilginer…

- Güzel katılırım.

Sonra seçim takvimi filan derken, Şura öne alındı. Komisyonlar ilan edildi, Haluk Bilginer yok ancak ehil insanlardan oluşan bir kurul Bozkurt Kuruç, Ali Yörük, Turgay Nar, Tan Sağtürk, Mustafa Erdoğan...

Şura öncesi bir toplantı konuldu; Başkanı aradım:

- Sn Pala, benim o tarihte Berlin uçak ve tiyatro biletlerim var önceden alınmış.

- Sorun değil, biz hallederiz… Siz rahatça gidin gelin.

Ben Berlin’deyken toplantının tutanağı mail olarak düştü posta kutuma.

Ali Yörük ve Ulvi Alacakaptan toplantıya katılamamışlardır” diye yazılıydı.

Ben Berlin’deydim, ikinci bir tutanak geldi mükerrer.

Bu kez Ali Yörük yerine, hakkımda olmadık iftiralar üreten guruptan Birol Cürgül

İsmi karşısında “… ...toplantıya katılamamıştır” ibaresi var.

Hemen açtım telefonu Başkan’a

- İskender bey bu ne demek oluyor?

- Efendim, Ali bey yaşlı, gelemeyecekti onun yerine…

- Siz bu Birol Cürgül’ü tanıyor musunuz?

- Tanımıyorum ama genç bir arkadaşmış, methettiler. Şimdi siz katılmazsanız hoş olmaz.

-Ben katılmayacağım demedim ama hiç kabul edilebilir bir tutum değil.

Sonradan şura kitapçığında Birol Cürgül’ün pek uzun olmayan “cv”sinde “Hasan Nail Canat’ın damadı… Hasan Nail Canat’la çalışmış… Hasan Nail Canat’ın asistanı…” gibi yazı ve üslup kurallarına aykırı olarak tam 3 kez “HNC’nin” adının yinelendiğini gördük.

Şura, 3 Mart 2017 günü başlayacaktı.

Bir gece önce 20.00 sularında anneciğim Dr. Yıldız Ercan’ı kaybettik.

İlk oturuma katılıp Sn. Cumhurbaşkanımızı dinlemeden, öğle namazına cenazeye yetişeceğim.

Erken gittim, adetimdir.

Şura, gençlik gecelerimizin tek mekanı Spor Sergi Sarayı yeni adıyla Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nde.

Tanıtım kartımı almak üzere başvurdum; yok, arıyorlar arıyorlar yok.

Başka zaman olsa bir kalkışma başlatacağım.

Neyse tanıyan biri geldi alelacele bir tanıtım kartı hazırladılar, boynuma astım.

Sonra yine söz verilecek sandığımdan, hazırladığım metnin özellikle Devlet Tiyatroları’yla ilgil kısmını okudum ve kestim.

En ilginci, bariz ofsayttan kurula dahil olan Birol Cürgül’ün Belediyelerin tiyatrolara yeterince ilgi göstermemelerinden yakınan bildirisiydi.

Kendi ekipleri, bir dönemde üçer-beşer oyun sergilerken, biz 18 yılda 4 kez oyun sergilemiştik.

Bir tuhaflık da davet ettiğim 3 kişiye davetiye gitmemiş olmasıydı. 

Ertesi gün ise konuklara söz verilmeyeceği, dilerlerse sadece dinleyici olarak katılabilecekleri belirtildi.

Ertesi gün, ortadaki masa çepeçevre Devlet Tiyatroları Oyuncuları’yla muhasara altına alınmıştı.

Toplantı açılır açılmaz bordrolu muhalif Adsız Karaduman, bir tomar kağıt çıkarıp, konuşma izni istedi.

Başkan konuşma yapılamayacağını belirtse de ısrar edilince herkese 3 er dakika konuşma izni verdi.

Bu kez Karaduman, tüm “Devletli”lerden konuşma haklarını alarak bitmez tükenmez ve direkt beni hedefleyen saldırısını başlattı.

Yer Gök Aşk”tan tanıdığım Şahin Ergüney’in asistliğinde…

Olmadık hakaretler aşağılamalarla sürdürüyor ve gariptir, Sn. İskender Pala hiç müdahale etmiyordu.

Sonunda da; “biz senin gibileri iyi tanırız, M. Akif in dediği gibi Ham softa kaba yobazsın” dedi, ağzından tükürükler saçarak.

Güldüm, Allah’tan koronaya 3 yıl vardı.

Sözlerin Necip Fazıl’a ait olduğunu da söylemedim.

Rapor üzerine çalışıldı, biterken başka bir lumpen davranışa şahit olduk.

Alpay Ekler denilen gelenekçi, benim kurduğum “GSM”nin gaspçılarından bir zat “Sis beni tanıyor musunuz; kaç oyunumu seyrettiniz diye bir fırça kaydı hepimize.

Sn, İskender Pala açtı ağzını SUS, yumdu gözünü PUS.

Böyle olur mirim, bizde şura dediğin.

Kitapçığı yayınlandı, harika öneriler var içinde.

İhtiramla dokunulmamak üzere rafa kaldırıldı.

Gelelim rezalet bombasına.

Girişte “kartımı bulamadılar” dedim ya!..

Beni tanıyan biri çıkmasa, şuraya katılamayacaktım belli ki.

Sahne Sanatları Komisyonu’ndan silinmişti ismim.

Ve büyük bir olasılıkla çıldıracaktım, ilk olmamak şartıyla.

Peki uydurulan tanıtım kartımda ne yazıyordu?

ULVİ ALACAKAPTAN

“Kültür varlıkları Müzeler ve Arkeoloji Komisyonu”, “Komisyon üyesi”

-“HAYATTA OYNAMAM” adlı kitabımdan-

.

Ulvi Alacakaptan, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


sanalbasin.com üyesidir