Türk Milleti 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, tarihinin en büyük sınavlarından birini verdi. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana zor bir coğrafyanın çetin şartlarını hep yaşamıştır. 

Zaman zaman iç tehditlerin zaman zaman dış tehditlerin yükseldiği dönemler hep olmuştur. Lakin hiçbir dönem son yıllar kadar zor olmamıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, milletine yabancılaşmış, yabancı güçlerin piyonu olmuş ve akli yetilerini kaybetmiş FETÖ’cü grup ile milletine tepeden bakan, milli ve yerli değerlerini unutmuş, dış mihraklara çalışan kompleks bir yapı, darbe teşebbüsünü gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu yapı üzerinde çok tecrübeli bir üst aklın varlığını görebiliyoruz. 

15 Temmuz darbe girişimi sırasında Türkiye’de olduğu ve ardından ülkeyi terk ettiği iddia edilen ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA’in Milli Haberalma Konseyi (National Intelligence Council) eski başkan yardımcısı Graham E. Fuller hakkında  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkartılmıştır. 

Daha önce hakkında yakalama kararı verilen CIA eski uzmanı Henri Jak Barkey’in 15-16 Temmuz 2016’da Büyükada Splendid Otel’de yapılan toplantıda darbeyi organize edip koordine ettiği gündeme gelmiştir. Ardından 15 Temmuz darbe girişimin elebaşı Fetullah Gülen, Amerikan resmi makamlarından talep edilmesine rağmen hala Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim edilmemiştir. 

Devletimize karşı yapılan bu darbe teşebbüsüne karşı geleneksel müttefikimiz Amerika’nın duyarsızlığı ve üzerine resmi taleplerimizi gerçekleştirmemesi hem devlet aklı hem de Türk Milleti tarafından sorgulanmış ve eleştirilmiştir. 

Avrupa cephesine baktığımızda da parlak bir tablo göremiyoruz. 

Avrupa Birliği’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası darbe ve darbecilere karşı muğlak bir tutum sergilemesi Türk Devleti ve Türk Milletini derinden sarsmış ve ilişkilerin seyrini değiştirmiştir. 

NATO gibi uluslararası bir güvenlik örgütlenmesinin FETÖ mensubu askerlere karşı herhangi bir yaptırım uygulamayıp bir de suçlu olmadıkları algısı üzerinde durması ilişkilerin sorgulanmasına yol açmıştır. 

Temennimiz odur ki Avrupa ve ABD geleneksel müttefikleri Türkiye’ye yapılan bu hain darbe teşebbüsüne karşı en sert tepkiyi bir an önce vermeleridir. 

Bu darbe heveslisi hain yapıyı incelediğimizde ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara merkezli hareket eden gayet eğitimli ve bilinçli bir grup olarak devletin stratejik kurumlarına yerleşmiş bir örgütün devletimizi yıkıma uğratma planlarına şahit olduk. 

İlk önce Köprüleri işgal ettiler, Uçuşları durdurdular, Emniyeti bombaladılar, Milli İstihbarat Teşkilatını vurdular, Medyayı susturmaya çalıştılar…

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne askeri helikopterlerle saldırdılar, Milletin Meclisini bombaladılar ve vatandaşın üzerine kurşun sıktılar; bununla da yetinmeyip tanklarla sivil halkın üzerinden geçtiler.

İşte tüm bunlara rağmen, bu vatan aşığı milleti durduramadılar. Damarlarında akan asil kan ile Besmele çekip şehadete doğru yürüyenlerin kimileri şehit düştü, kimileri gazi oldu.

 Bu darbe teşebbüsü neticesinde 251 vatandaşımız şehit düşmüştür. 2 binden fazla vatandaşımız ise yaralanarak gazilik ünvanı almıştır. Tüm bu acı bilançoya rağmen 16 Temmuz sabahı darbe girişimi başarısızlığa uğratılarak hain planlar bozulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Teşkilatı içerisindeki milli ve yerli güçler, milletini arkasına alarak bu haince yapılan darbe teşebbüsünü kontrol altına almıştır.

Milletin tüm fertleri yaşlısı, genci, kadını, erkeği ölümü göze alarak yüksek bir vatanseverlik duygusu ile bu hainlere karşı mücadele etmiştir. 

Bundan 100 yıl önce Çanakkale’de toprağa düşen bu ruh, İstiklal Harbi ile yeniden ayağa kaldırılmıştı. İşte bu ruhu 15 Temmuz gecesi FETÖ vatan hainleri ezmeye çalışmıştır. Lakin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan zor şartlar altında yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Milli Mücadele ruhunun yeniden şahlanmasını sağlamıştır. 

Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca insan sokaklara dökülerek kimi havaalanlarını kurtarmaya çalıştı, kimi garnizonların önünü tuttu, kimi de arabalarını tankların önüne çekerek bu mankurtlaşmış zihniyete karşı canı ve malı ile mücadeleye girişmiştir. 

Yapılan tüm hainliklere ve kurulan bütün tuzaklara rağmen büyük Türk Milleti tek vücut olmuştur. 

Şehitlik ve Gazilik yolunda kararını veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu uzun gecede çok az liderin cesaret ve irade gösterebildiği darbe sürecinde devletinin ve milletinin başında olduğunu ilan ederek milletine yeniden başbuğluk etmiştir. 

O gecenin kahramanları, ağır silahlara, tanklara ve helikopterlere karşı canlarını ortaya koyarak bu milletin nasıl tek yumruk olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. 

Bölünmüş… Ayrışmış… Kutuplaşmış…” denilen bir Millet, işte o gece, ortak bir aklın ve ruhun önceliğinde vatan savunmasını kanının son damlasına kadar yerine getirmiştir.

Devlet ve Millet birleşerek düşmana karşı Atatürk’ün “Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır” düsturunu göstermiş; bir ruh darbenin önlenmesini sağlamış, daha sonra demokrasi nöbetlerine dönüşerek “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesine olan inancın en yüksek şekilde vücut bulmuş haline dönüşmüştür. 

Türk Milleti, “Demokrasi Nöbetleri” ile gece gündüz demeden “Hâkimiyet Milletindir!” diyerek bütün düşmanlarımıza ve içerideki işbirlikçilere karşı gücünü göstermiştir. 

İşte o gece Milletin İktidarı, FETÖ’nun iktidarını daha başlamadan bozguna uğratmıştır.

.

Umur Tugay Yücel, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @TugayUmur , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Mehmet Ali ARGÜDER 2019-07-18 14:20:30

Harika bir anlatım olmuş.
Kalemine ve yüreğine sağlık değerli kardeşim.

sanalbasin.com üyesidir