Hasan Bülent Kahraman, bir filmden hareketle, “Editörün hayaleti” diye başlık atıp, bizde asla olmamış ve bu gidişle de olması ihtimal dahilinde görünmeyen bir “Kurum”a yani “olmayan bir yapı"ya dikkat çekerken “düzeltmene bile tahammülü olmayan… ‘de’leri ‘da’ları ayırma bilgisinden geçtik, noktalama işaretlerinden dahi bî-haber…” ve "Anlam kaymalarına sebep olabilecek kelimeler ve cümle yapılarına bile hakim olamayanlar"ın YAZAR olarak geçim sürdürerek piyasa yaptığı, -hadi bunu da geçsek hiç bir fikir bile vermeyen- kitaplarla, yazılarla sayfaları ve gazete köşelerini dolduranların bolca bulunduğu bir memlekette “Editör”ün ne mene birşey olduğunu anlatmaya çalışıyor…

Nasılsa o yazıcılar okumaz ve okumamıştır bunu da -onun için arşivden çıkaralım dedik- ya da okusa da kendi üzerine alınmamıştır hiç kimse...

Hele ki Amerika’dan örnekle “Hayalet yazar” diye bir “gizli özne”ye de işaret ediyor ki bunu bir de “şair ruhlu” ve "3 kişiden 4’ünün şair" olduğu bir ülkenin “kalem-klavye tutanlar"ına anlatsın artık anlatabilen birileri de...

Hatta şunu da buraya bir not olarak düşsek yeridir:

Bizim buralardan yazar geçinen birine, değil öyle roman oyun vesair “yazarı”na bir “gazete köşe yazıcısı"na, usülünce ve incitmeden dese ki bir editör; “Bu cümleye şu kelime oturmamış veya böyle bir noktalama biçimi yok!..” yahut, -başka bir yığın kelime örneği de verilebilir ama- mesela, “Konuşurken 'gözükmüyor’ diyenler olabilir ama doğrusu şudur ve aslında 'görünmüyor' olması gerekmez mi!..” bu tarz bir yaklaşıma dahi tahammül edemez çoğu kendini “kutsal metin yazıcısı” zanneden eline kalem tutturulmuş zatlardan herhangi bir zat…

Şunu da ilave etmeden olmaz hakkın hatırı için, “Editör” olarak kendini kayda geçirtmiş olanların kaçta kaçı gerçekten dirayetle o işin hakkını veriyor acaba o da başka bahis.

İşte, bu ve aynı çerçevede başka bir yığın ilavelerle de genişletilebilecek ve ciddi biçimde üzerinde durulması gereken, iletişim okullarında ders ve tez çalışması ile de ele alınması gereken “meselenin özü”ne dair özet niteliğindeki o yazı...

:

"Türkiye yayın dünyasında editörlük yoktur.” diyerek noktayı baştan koyan Kahraman, bu ilk cümlenin sonrasında şu satırları kaydetti

:

Hiçbir yazar burnundan kıl aldırmaz ve kimse yazısına el sürdürmez.

Yazar editörün dirayetine, maharetine, ciddiyetine, bilgisine güvenmez.

Editörlük bir yazıyı kırpmak, biçmek değildir.

Yazıyı yazarla birlikte yazmaktır.

Yeniden yazmaktır.

İşte izlediğim Genius tam da bunu anlatıyor

KEMAL TAHİR’İN BİZDE NEDEN “DÜZELTMEN” OLMADIĞINA DAİR SORGULAMASI VE...

Ben eskiden 'musahhih' dediğimiz düzeltmenlerle ilgili ilk eleştiriyi ne gariptir ki, Kemal Tahir'in, Esir Şehrin İnsanları romanını okurken görmüştüm.

Marmaris’teydim.

O yaz bütün Kemal Tahir romanlarını okumuştum.

Kemal Tahir, toplumsal bir çözümlemeden yola çıkıp bizde neden düzeltmen olmadığını, neden bütün kitapların sayısız dizgi yanlışıyla çıktığını sorguluyordu, hep yaptığı gibi bir gerçeği 'keşfediyor', hep yaptığı gibi yukarıdan bir kestirmeyle 'hükme' bağlıyordu düşüncesini.

EDİTÖRLÜK, KIRPMAK BİÇMEK DEĞİL, YAZIYI YAZARLA BİRLİKTE YAZMAKTIR...

Ama dediği doğruydu, bazen kitaplar okunamayacak kadar çok dizgi yanlışıyla doludur.

Bu işin bir yanıdır.

Epey yol aldık gerçi.

İkinci ve asıl mesele editörlüktür.

Kimsenin kişisel olarak hakkını yemek istemem.

Asla.

Ama kurum olarak Türkiye yayın dünyasında editörlük yoktur.

Ne hikmet-i hüda ise hiçbir yazar burnundan kıl aldırmaz ve kimse yazısına el sürdürmez.

Bunun bir ciddi nedeni vardır: dediğim gibi, kurumsallaşmadığı için editörün dirayetine, maharetine, ciddiyetine, bilgisine, hikmetine yazar güvenmez.

Kaldı ki, editörlük sadece eline gelmiş bir yazıyı kırpmak, biçmek değildir.

Yazıyı yazarla birlikte yazmaktır.

Yeniden yazmaktır.

Veya bir romanı, anlatıyı, oyunu, her neyse.

İşte bu gece sinemada izlediğim Genius tam da bunu anlatıyor.

HAMİNGWAY VE FİTZGERALD’I “YARATAN” EDİTÖR...

Genius öyle aman aman bir film değil.
(Fakat bu adı Fırtınalı Hayatlar diye çevirmek nedir yahu?) Ben de işin o yanına girmeyeyim. Ama kayda değer bir husus var.
Bu film A. Scott Berg'in Max Pekins: Editor of Genius kitabından çevrildi.

Kitap 1978'de National Book Award'u kazandı, en prestijli ödül, Amerika'da.

Ben bir iki yıl önce, Hemingway'le uğraşırken öğrendim.

Okudum.

Çünkü, Perkins, editör, Hemingway'i ve Fitzgerald'ı 'yaratan' adam diye anlatılıyordu.

Okuyunca şaşırdım, bu ne dehadır diye.

O arada baktım ki, kitapta Thomas Wolfe denen bir yazardır asıl konu olan, Perkins- Wolfe ilişkisi.

Wolfe'u bilirdim, ama gençliğimin idollerinden Beat Generation'u çok etkileyen bu yazarı öyle okumamıştım.

Bu kitaptan sonra onun kitaplarını da buldum, 'kapaktan kapağa' okuyacak halim yok, artık öyle bir vaktim yok ama okumadım ama 'süzdüm'.

YENİDEN KURMAK

İŞTE, BİZDE OLMAYAN “İŞ” VE DEHA DÜZEYİDE KAZANDIRILAN YAZARLAR...

Filmi, Fecir'den duyunca, bu gece, Paris'ten döner dönmez gittim. Hayal kırıklığı.

Perkins'i değil Wolfe'u anlatıyor. Sonra düşününce, doğal dedim. Perkins içine kapalı, toplumdan kopuk, işinin delisi bir adam.

Mecerası çok büyük ama filme gelir mi, bilemem.

Filmden, her şeye rağmen, Wolfe'a değil Perkins'e hayranlıkla çıktım.

Bu yazarlar yazıp getiriyor, o da kesip biçiyor.

Bir cerrah, bir 'rekonstrüktif' cerrah.

Yeniden kuruyor her şeyi.

Sonuç ortada: deha düzeyinde yazarlar kazandırıyor.

Bizde olmayan işte bu.

GAZETE EDİTÖRLÜĞÜ BAŞKA BİR İŞ...

Şimdi yayınevlerinde önemli editörler çalışıyor, hepsini biliyorum.

Buna rağmen tekrar edeyim bu kurum yok bizde.

Perkins'in işi yaratıcılık, sezgi, bilgi, yetenek, toplumu tanımakla ilgili.

Akıl almaz bir yetenek.

Tabii, bu edebiyat kitabı/ roman editörlüğü.

Gazete editörlüğü başka bir iş.

/…/

"HAYALET YAZAR” KAVRAMI...

Sinemadan dönünce bu satırları şu sabaha karşı saatte yazmadan önce derin düşüncelere daldım, gidip raftan aldım, bir iki Hemigway karıştırdım, kaç kere okudumsa da Great Gatsby'yi bir türlü kavrayamadığımı, Cemal Süreya'nın tabiriyle bu ince kitabın 'künhüne' varamadığımı düşündüm.

Amerikancada 'hayalet yazar' diye bir kavram var.

Birisinin adına kitap yazan kişiye böyle deniyor.

Biliyorum böyle demek hakkını yemek olur, hem de herkesin, ama bence gelmiş geçmiş en büyük hayalet yazarlardan biri Perkins.

Zaten şu anda bile bir hayalet olarak odada dolaşıyor.

Hasan Bülent Kahraman, SABAH -26 Haziran, 2016 Pazar-

:

Yazıda, bazı paragraf açmalarla, siyahlaştırma ve gri ara başlıklar bize aittir.

dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir