Sözler, bilgiler, tecrübeler aktarılabilir, fakat bunları kullanan herkes ortaya yeni bir eser çıkartamaz!

Çünkü insandaki "Yaratıcılık Mekanizması" aktarılamaz.

Sizin doğuştan gelen bir takım özellikleriniz -el yatkınlıklarınız- olabilir.

Mesela çok iyi resim yapıyor ya da güzel şarkı söylüyor olabilirsiniz, fakat bu durum sizin ortaya bir şaheser koyacağınızı garanti etmemektedir.

Öyle olsaydı, herkes yatkın olduğu alanda, yeni bir eser ya da buluş ortaya koymuş olurdu.

"Bilim adamı" ünvanını almış binlerce kişiyi bulabilirsiniz; bunlardan kaçı, yeni bir teori ya da buluş ortaya koymuştur?

Çocuklarınız, sizlerden gelen bir takım huy ve becerileri almış olabilirler, lakin yaratıcılığınızı aktarmazsınız, çünkü "yaratıcılık" taklit edilebilir veya öğrenilebilir bir olgu değildir.

Öğrenilerek taklit edilen, ya da taklit edilerek öğrenilen şeyler, bir "tekrarlar silsilesi" oluşturur, dolayısıyla burada yapılan icraati en iyi yapanlardan olursunuz, fakat yaratıcı olmuş sayılmazsınız.

Demek ki, insandaki "yaratıcılık olgusu"nun ortaya çıkışında farklı dinamikler rol oynamaktadır.

Bu dinamik yapıların başında İNSANLAŞMANIN TEMEL DİNAMİĞİ olan İrade/İçgüdü çekişmesi gelmektedir.

Bu çekişmenin -İradenin ağır basmasından mütevellit- yarattığı rezonans/titreşim kuvveti, zihni/düşünsel perspektifi ve bakış açılarımızı genişletmekte, sürekli değişim/yenileşme zorunluluğu oluşturmaktadır.

(Rezonans/titreşim kuvvetinin, düzenli/ritmik oluşu, Anne'den çocuğa yansıyan bir durumdur, çünkü ilk rezonans etkileşimi anne karnında yaşanmaktadır; konunun karmaşık ve çelişkili hale gelmemesi için bunu ayrı bir başlıkta izah edeceğiz.)

.

Cengiz Han Güven, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir