Bir ülkenin medeniyet seviyesi ne ile ölçülür?

Araçlar yaya geçidindeki yayaların geçişi sırasında bekliyor olmaları, kırmızı ışıkta bekleyen araç ve yayalar… Yaşlı ve hamilelere toplu ulaşım araçlarında öncelikli yer verilmesi… Sıra beklerken kitap okuyan insanlar… Karşılıklı saygı ve sevginin yaygınlaşması… Teknolojinin geliştirilmesi… Ve elbette ki yolsuzluğun, haksızlığın olmadığı çalışma alanlarının artması… 

Bu ve bu çerçevede sıralanabilecek daha pek çok şey medeniyet seviye ve göstergesi olabilir. 

Bana göre, en önemli medeniyet göstergesi ise bir yanlışlık dile getirilirken çözümün de beraberinde ortaya konularak uygulanması yönündedir diyebilirim. 

Özellikle hükümet kanadının belirlediği kamu personellerinin belli grup ve cemaatler içinden, sözde nitelikli çalışanları seçmeleri neticesinde yaşanan ve devlet başkanımız tarafından sıkça dile getirilen FETÖ/PDY yapılanmalarının ülkemize verdiği zararlar zaten aşikar. 

15 Temmuz’da Devlet Başkanımızın çağrılarına hemen reaksiyon veren millet tarafından önlenen darbe kalkışması esnasında yitirilen hayatlar da göz önünde bulundurulduğunda milletin, devletin bekası için kritik öneme haiz görevlerini yerine getirdiği de ayrı bir gerçektir. 

Hatırlarsanız demokrasi nöbetleri ile devletin devamlılığı için hükümet temsilcilerini korumak adına etten duvar örüldüğü de ayrı bir gerçek. 

Öte yandan, yine hükümet tarafından görevlendirilen bakanlar ile yine iktidar partisine bağlı belediye başkanlarının kamuoyu önünde yaşadıkları tartışmalar, sözde hükümet yanlısı tartışmalarla ekranlarda boy gösteren omurgasız ve terbiyesiz şahsiyetlerin millete verdikleri rahatsızlık da hepimizin malumu.

Evet belki tüm bunlar politika adı verilen bir başlığın gereklilikleri olarak kabul ediliyor olabilir. Zaten Türk gençliğinin siyaset ve politika üstü olarak geliştirme odaklı olduğunu gözlemliyoruz. Çünkü birileri konuşurken birilerinin de hiç konuşmadan geliştirme yapması gerekiyor. 

Ülkedeki teknolojiyi geliştirme yetkinliği ise başta TUBİTAK olmak üzere birçok bakanlık teşvikleri sayesinde özel sektör ve kamu işbirliği sayesinde büyük bir ivme yakalamıştır. Ancak, denetleme ve engelleme yetkisi bulunan BTK isimli kurumumuzun yöneticilerinin ne derece konularında yetkin olduğu ise tam bir muamma. 

Maalesef devlet başkanı ile fotoğraf veren birçok kişinin, çelişkili açıklamaları ile sadece günü kurtarma gayretinde oldukları görünüyor. 

Bir taraftan da yine devlet başkanımız ile akrabalık ilişkileri bulunan özel sektörün genç geliştiricileri tarafından üretilen insansız hava araçları için yerli tasarım teknolojilerin hızla seri üretime geçmesi de önemli bir gelişme. 

Ancak, “Biz Peygamberimizin önünde dahi eğilmeyiz. Biz sadece, Mevla’nın karşısında eğiliriz” diyen yiğitlerin yolundan gittiğini iddia edenlerin ve “Haksızlık karşısında sessiz kalmayın, şerefinizi yitirirsiniz” diyen “İlmin Kapısı” sıfatı ile gönüllerde taht kuran Hazreti Ali’nin günümüzdeki “yansıması” olma gayretinde olanlar, her kim olursa olsun gerçekleri dile getirmekten asla geri durmamalıdır. 

Kıblesi hak olanlar da birbirlerine yanlışlarını dile getiremiyor ve dile getirdiğinde “aman beni cezalandırırlar” diye ürküyorsa, işte yaşanan tüm bu kaos, giderek artar ve yolsuzluk, haksızlık, torpil, adam kayırma gibi daha nice tehlikelerle ülkemiz zarar görür.

Bakınız, Gazi Ata tarafından Türk gençliğine verilen görevde, “tüm kalelerin ve tüm tersanelerin bilfiil işgal edilmiş…” olabileceğinden bahsedilir. 

Dijital dönüşümün yüksek tondan dile getirildiği bu günlerde, Türk gençliği tarafından devlet başkanlığına iletilen kritik öneme haiz bilgilerin işlendiğini Cumhurbaşkanlığı tarafından “MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ” ve “DİJİTAL TÜRKİYE” adını vererek yayınladığı bilgilendirmede “Bu büyük değişim sürecini kontrollü bir şekilde yürütmemiz gerektiği bilinciyle, milletimizin faydasına hizmet edecek biçimde yönetmeliyiz” cümlesi ile görebiliyoruz. 

Eskiden işgal denilince topla ve tüfekle gerçekleşen bir işgal söz konusu iken, günümüzde dijital anlamda bir işgal söz konusudur. 

Bu işgal, elbetteki şu anki iktidar partisi döneminde başlamamış ancak tek başına iktidar yetkisi verilen bu iktidar ise yeteri kadar bu dijital işgalin önüne geçememiştir. 

BTK eski başkanı ve şimdilerde Ulaştırma Bakanlığı Alt Yapı Bakan Yardımcılığı yapan Oxford Mezunu olan ve Elektronik Doktoru ünvanı ile çalışmalar yapan Ömer Fatih Sayan’ın dile getirdiği cümlelerin aslında “dijital işgal”in ne boyutlarda olduğunu gözler önüne serdiğini görmek açısından oldukça önemli olduğunu görmemek için kör olmak gerektiğini belirtmekte fayda görüyorum.

Özellikle sosyal mecraların, ülke kurallarına uygun olmadan ve işbirliği yapmadan faaliyet göstermesinin zararlarına değinen Sayan, öte yandan eleştirdiği platformlarda yaşanan en ufak bir yavaşlıkta çıkıp o platformların isimlerini vererek hem reklamlarını yapıyor hem de kendisi gibi vatandaşların da siber istihbarat faaliyetlerinin denekleri olmalarının önüne geçemiyor.

Dijital işgal konusunda ise kamu ve özel sektörde kullanılan tüm donanım ve yazılımlar yabancı teknolojiler olmakla beraber “Amerika’yı yeniden keşfetmeye ne gerek var!..” söylemleri ile yabancı markaların sponsorluğunda sözde milli teknoloji etkinliklerine de yer sağlayıcılığı yapılması abesle iştigal bir durum. 

Zaten bizim “Amerika’yı yeniden keşfetme” derdimiz yok, ama köklerimizden gelen bilgi birikimleri ile tamamen bize ait donanım ve yazılım teknikleri ile geleceğimizi inşa etme hususunda dertlerimiz var. 

Yani, devletin imkanları ile verilen araç-gereç ve diğer tüm imkanlarla yapılan faaliyetleri denetleme yetkisi olan Türk Milleti’ne, konuya hiç hakim olmayan ve sahte veya talimatla twitter hesaplarından yapılan yorumları devlet başkanlığına göstermekle olur mu bu işler. 

Çıkıp “İşte milli imkân ve stratejilerle geliştirdiğimiz bilgisayar ve bu bilgisayarlara bağlı olan programlarla Windows gibi platformlardan bağımsız olarak artık yol alabileceğiz” denilmelidir ki, bizler de “yiğidi öldürsek bile hakkını verebilelim” diyelim…

Bir diğer taraftan ise bazı teknik terimleri Türkçeleştirip,magazinel bilişim basını” ve sözde “bilişim sektörü”nün duayenliğinin ukalalarından da hakikaten bıktık. 

Üstelik, Türk gençlerinin davet edildiği etkinliklerde veya çalışma gruplarında genç zihinlerden alınan bilgileri, kendi ürettikleri bilgilermiş gibi dile getiren kokuşmuş STK yapılarının da bu ülkeye zerre katkısı bulunmamaktadır. 

Şimdi sorarlar o kurum ve ilgililerine; “Bunca yıllık kurumsun; bağımsız olarak ne ürettin? Ne geliştirdin? Hangisi için yüzde 100 yerli diyebilirsin?” 

“Bunca yıllık elektronik doktorusun; yüzde 100 yerli ne ürettin? Geliştirdiğin bir teknoloji var mı? Varsa yayınla da ilgili olanlar da incelesin?”

Hatta önce tüm harcamaları, kullandığın araç ve gereçlerin ne için kullanıldığını, haftalık olarak yayınla da millete karşı şeffaf ol. “Reis arkandayız! Gereken cevabı vereceğiz…” deyip, “falancanın akrabasıyım” diye egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu unutmadan millete saygı ve muhabbetle yaklaşın ki, devletin ve milletin teminatı olan Türk gençliğinden destek almaya hakkınız da olsun…

15 Temmuz öncesi ve sonrası Türk gençliği ne dediyse dikkate alıp gereğini yapan devlet büyüklerine saygı duyduğumuz gibi, fütursuz harcamalar ve yanlış stratejilerle iş bilmeden, iş bilir edalarıyla, “salt sadakat” görüntüsüyle ön planda olanlara da gerekli uyarıları pekâla yaparız.

Anlasınlar veya anlamasınlar hiç dert değil. Derdi vatan olan Türk gençliğinden beslenemez ve sonunda sistem dışında kalırlar. En acısı da millet, yabancı teknolojileridijital dönüşüm” bahanesiyle sorgusuz sualsiz, haksız kazanç elde etmek adına ülkemize entegre edenlerin ipini, entegre ettikleri teknolojilerin de fişini çekmesini iyi bilir. 

Sayan’ın “resmi twitter hesabı”ndan yaptığı açıklamaya bir bakalım; “Sayın Cumhurbaşkanımız @RT_Erdogan'ın dediği gibi: "Nasıl topraklarımıza hükmetmeden bağımsız olamazsak, teknolojiye hakim olmadan da bağımsızlığımızı sürdüremeyiz" Ülkemizin teknoloji alanında dünyaya yön veren bir konumda olması için kaybedecek bir günümüz dahi yok Başaracağız!”

Burada devlet başkanımızın söyleminde Türk gençliğinin raporlamalarının izlerini görmek mümkün. 

Peki ya, Sayın Sayan’ın vazifesi, mevcutta kullanılan yabancı teknolojilerin sözcülüğünü yapmak mı yoksa elektronik doktoru olarak kuru söylemlerde bulunmadan “İşte milli bilgisayar teknolojimizi ürettik…” diyerek ortaya çıkmak mı?

Şimdi de çelişkinin dibine vuran bir başka açıklamaya daha bakalım;

“TÜBİTAK BİLGEM'in PostgreSQL Etkinliğinde, bu anlamda önemli bir fırsat olan açık kaynak veritabanlarını konuştuk. PostgreSQL'u ülkemize uyarlayarak, yerli ve milli veri teknolojilerinin geliştirilmesi ve ülkemizin büyük hedeflere yürüyüşü için büyük bir adım atıyoruz.”

Gerçek ise; PostgreSql ülkemize uyarlanmaz!

Bu iddia, işin içinde olmayan birileri tarafından dile getirilse gülüp geçelim de, “işin ehli” tarafından dile getirilince traji komik bir durum ortaya çıkıyor. 

Kısacası, kendi veri tabanı türünü geliştirmeden, kendi makine dili ve makineni üretmeden hiç bir şekilde yerli ve milli veri teknolojisinden bahsedemezsiniz. Bu da Türk gençliğinden salt sadakatlilere son bir bilgi olsun!

Bu arada, milletimizin içi rahat olsun, çünkü Türk devleti, Türk gençliği ile beraber ve gerekli cevaplar ile metotlar üretiliyor.

Unutmayın; Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanettir!

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @thegreywolves , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir