Terör örgütleri, ideolojik tetikçiler, marjinal gruplar ve dahası… 

Bunların hiçbiri, şahıslar veya gruplar tarafından oluşturulamazlar.

Bunları doğuran esas etken sistemdir. Eğer şahıslar veya gruplar, yeteri kadar güçlüyse, sistemin tayin edilmesinde fitili ateşleyen unsur olabilirler.

Bu tayin süreci sosyolojik, kültürel, ideolojik sebepleri ve sonuçları içinde barındırır.

İşte, 15 Temmuz’da son taarruz savaşını veren FETÖ, bunlardan birisidir.

FETÖ'yü incelerken olaylara yalnızca siyasi bir boyuttan bakmak büyük bir hata olacaktır. Aynı şekilde bir de ortaya çıkışının sosyolojik sebebi vardır.

Durup dururken onca insanın kendini mehdileştirmiş sapkın bir adamın peşinden gitmesi, incelenmesi, araştırılması gereken bir konudur.

Peki nasıl oldu da FETÖ, 1980’lerde start vererek hiç ivme kaybetmeden yükselmeye devam etti?

Ya da bu yapılanmayı gören hükümetler, neden yükselişlerinin önünü kesemedi! İşte bu yazıda, hem sosyolojik hem siyasi incelemelerde bulunmaya çalışacağız.

FETÖ, söylediğim gibi bir sistemin çocuğudur. Peki bu sistemin esas unsurları nelerdir?

1. Laik Eğitim Sistemi 

Türkiye, Müslüman nüfusun çoğunluk olduğu ve bu müslüman nüfusun içinde ciddi bir İslamcı kesimin var olduğu bir devlettir. Bu İslamcı kesim, doğal olarak çocuklarını hem maddi hem manevi yönden eğitecek bir eğitim kurumu aramaktaydılar ve hala da arıyorlar.

“Katsayı” adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasına kadar, laiklik başlığı altında, İmam Hatipler’den yalnızca ilahiyatçı yetişiyordu.

Devlet, varlığı gereği cenazelerde ölü yıkayacak adam ve camiileri açıp kapatacak birilerinin olması için bu kurumları kullanıyordu.

Kısacası Müslüman doktor - mühendis vs. laikliğe tersti (!) olamazdı.

Din dogmalarını öğrenmiş birisi nasıl bilim insanı olur diye cahilce bir sorunun içindeydiler. 

Batı devşirmesi kimselerin bu saplantı altında bir de demokrasiyi savunması ayrı bir tezattı.

İşin kötü kısmı, hala akıllanmıyorlar.

Laik eğitim sistemi içinde dershaneler ve FETÖ’nün özel eğitim kurumları bu desteği sağladı. 

İslamcıların doktor hukukçu vs. olacak kesimi ister cemaat üyesi olsun ister olmasın bu FETÖ kurumlarında eğitim aldılar/aldık.

“Cemaat”e uzak duran şahıslar bile bu bataklığın içine battılar.

Masum nice genç, “terörist başının hikmetleri” başlığı altında kandırıldı. 

Kısacası, uygulanan laik eğitim sistemi, masum İslamcı kitlenin “FETÖ üyesi” olmasının en büyük etkenidir.

Öteden beri sürdürülen bu “eğitim sistemi”ne ancak AK Parti iktidarında dershanelerin kapatılması meselesinde bir dur denilmeye başlandı.

İyi ya da kötü!.. İmam Hatipler çoğaltıldı. Sistemi kökten değiştiremediler ve bu sistem değişmeden sağcı-solcu demeden mağduriyetlere sebep olmaya devam edecektir.

2. 82 Anayasası Sistemi

Çok enteresandır ki Türkiye’de 1982'te bir anayasa yapıldı ve bu anayasayı darbeciler yaptı.

1982'ten AK Parti Hükümeti’ne kadar kimse bu Anayasa’yı kendine dert edinmedi veya edinenlerin de yenisini yapıp eskisini kaldırmaya gücü yetmedi.

Aslında Tayyip Bey, Türkiye’de ciddi bir sistem değişimini sağlayabilecek güçte tek kişiydi.

1982'te darbecilerin kurduğu heyetin ortaya koyduğu Darbe Anayasası, FETÖ'nün faaliyetlerinin başlangıcını ve büyümesini sağlamıştı.

Devleti ele geçirmiş bu virüse karşı hiçbir siyasi lider savaş veremedi.

Bozuk sistemi gayet iyi okuyan FETÖ, iyi bir çalışmayla ülkede girmediği sektör sistem bırakmadı.

Yeni bir anayasa yapılması, bu açıdan çok elzemdir. Şu sıkıntılı günlere rağmen eğer siyasiler oturup anlaşıp yeni bir Anayasa yaparsa Türkiye kazanır. 

3. Baskıcı Rejimler

Türkiye, tarihinde çok baskıcı rejim gördü.

Başörtülü diye Meclis’ten kovulanlar, okullara alınmayanlar, Türkçe Ezan tartışmaları vs…

Din üzerinden bu topluma çok kan kusturuldu.

İslam'ı, aynı Batı’nın hıristiyanlığa yaptığı gibi hayattan soyutlamak, gericilik olarak göstermek, sadece insanların manevi ihtiyaçlarını bir nebze olsun doyurmak için kullanmak istediler.

Ne yazık ki bu toplum, boş yere yıllarca bekletildi, uyuşturuldu, hastalandı.

Bu hastalıklı toplum içinden hastalıklı din adamları ve hastalıklı tarikatler de doğdu.

FETÖ bu hastalıklı adamın çocuğuydu. 

4. Hukuk Sistemi

Şöyle bir kaide vardır: Hukuk merkezdedir, siyaset onun etrafında döner.

Bunu iyi okuyan FETÖ, devlette en etkin olarak hukuk mekanizması içinde yer aldı.

Bu hukuk mekanizmasını besleyen unsur da anlattığımız birinci maddedir.

Hukuk ile siyaset anlaşamazsa yani ikisinden biri toplumdan uzaklaşırsa çatışma doğar; toplum yozlaşır.

Ne yazık ki hukuk sistemimiz bu FETÖ'cüler tarafından yozlaştırıldı.

Siyasi mekanizma, onu revize etmek için döndü çırpındı durdu.

En kötüsü de bu hukuksuzluk, devleti adeta kanser etti. Devlet büyük sorunlar içinde kaldı. Siyasi mekanizma tıkandı.

Kim bilir ne cinayetlerin ne kumpasların ne yolsuzlukların üstünü örttüler.

Millete işkence çektirdiler.

En sonunda bu FETÖ'cü temizliğiyle, hukuk-siyaset ikilisi, düzgün çalışma umudu taşıyor.

Dileriz bu iki mekanizma, uyum içinde birlikteliğini sürdürür ve toplum nezdinde meşru olur. 

Bir uyarı yapmakta fayda var!

Bir daha bu sorunu yaşamamamız için hukuk başta olmak üzere devletin çeşitli kademeleri cemaatleşmemeli. Devlet bunun önünü almak zorunda. Bugün FETÖ, yarın x,y,z. 

5. Bizim de suçumuz var tabii

Hiç kimse kusura bakmasın! Cumhurbaşkanı, bu FETÖ'cü pisliklere karşı savaş verene kadar üç-beş kişi dışında kimsenin gıkı çıkmıyordu.

Bizim Ümmet de bu adamlarla pek haşır neşirdi.

Ticaret yapıyor, ortaklık yapıyor, büro açıyor, okullarına rahatlıkla çocuklarını yolluyor, siyasi rant sağlanıyor, yardım kuruluşlarına bağışta bulunuluyor, birbirlerini destekliyorlardı.

Bu FETÖ’cüler için bizimkiler, “İslami görüşlerimiz farklı olabilir ama müslüman adamlar sonuçta” diyorlardı.

Kahvelerde okey oynayan amcalardan tutun, siyasilere kadar herkes bu bataklığın içine girdi.

Ne isimler var Allah bilir. (Ben de bunların dershanesine gittim zamanında! Yalan-hilaf yok. Bizim basiretsizliğimiz vardı.) Çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Sadece sistemi suçlamak doğru olmaz. 

Türkiye, bu temizlikle beraber şüphesiz devrim yaşadı.

Bir çok açıdan sistem, düzene girmek için umut vaat ediyor.

Bu yaşananlar bir tesadüf, bir çatışma, veya basit bir temizlik değildir.

Bu siyasi bir mevzu da değildir.

Bu mesele, Türkiye meselesidir.

Bu yüzden, şu noktadan sonra bölünmememiz ve umutsuzluğa kapılmamamız gerekiyor.

Bu Millet, çok büyük zorluklar atlatmıştır bunu da atlatıp yarınlara yürüyecektir; bundan da kimsenin şüphesi olmasın!

Yusuf Dönmez, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.