});

Galatasaray’ın yeni teknik direktörü Mustafa Denizli ile önce el sıkışıldı, sonra Atletico Madrid maçına götürüldü. En sonunda ise düzenlenen ‘törenle’ kendisine imza attırıldı. Bizim tespit ve analizimize göre, hemen hepsi ‘planlı-organize’ gelişen bir süreç...

Peki, bu sürecin sonuçları mı ne olur!

Önce İspanya yolculuğundan başlayalım. Sarı-kırmızılı ekip Atletico Madrid ile önemli bir müsabaka oynadı. Bu maçın önemi sakın ola ki sarı-kırmızlı ekip maç kazanır diye algılanmasın. Korku ve endişenin tamamı, yenilecek gollerin çokluğu, yaşanabilecek hezimet üzerineydi. Rakibin gruptaki rahatlığı ve misafirperverliği, maçın tarihi ‘skor’ skandalının önüne geçmiş oldu.

Madrid karşında ‘Rakip şöyle idi, böyle idi...’ şeklinde mazereti kabul etmek mümkün değil.
Bu takım, UEFA şampiyonluğuna ismini yazdırmadı mı!
Denilebilir ki, ‘Yıllar geçmiş, siz o tarihsel defterleri neden karıştırıyorsunuz.’ Madem öyle, Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarında alınan yenilgi sonrası ‘UEFA Şampiyonluğu’ hikâyelerini bırakalım öyle ise...

Bunları bugün niye söylüyoruz!
Korku tünelinden geçerken, kurtuluş adına hiçbir işe yaramayacak mazeretleri bırakalım artık.
Koca Galatasaray’da alınan yenilgiye uydurulan kılıfta ‘Selçuk ve Burak yoktu!’ vurgusu yapılıyor. Siz bunu dillendirirseniz, karşınızdaki kişi de sormaz mı: ‘Galatasaray’daki diğer isimler ne iş yapar!’ Son oynanan karşılaşma da bunun bariz göstergesi...

Atletico Madrid karşısında planın, diğer maçlardan bir farkı yoktu. Muslera kurtaracak, Sneijder rakip kaleyi uzaktan yoklayacak. Vuracağı toplarda, çerçeveyi bulursa!..
Eğer siz gol atmak yerine gol yememek anlayışı ile sahaya çıkarsınız, elbette kalecinize sığınmak zorunda kalırsınız. Nitekim, iki gol yemesine rağmen kurtardıkları, Muslera’yı maçın/gecenin kahramanı yaptı. 

Sahi, Galatasaray’ın gol umudu adına Burak sahada yok ise Podolski var.
Takımın en golcü ismi konumundaki Alman oyuncu, kaç kez pozisyona girdi de atamadı?
- Koca bir hiç!
Peki, siz gol planı yapıp sahaya çıkmaz, tam tersi ‘Ben nasıl, daha az gol yerim de günü kurtarırım derseniz!’ Böylece yenilgiye zemin hazırlamış olmaz mısınız!

Gelelim bu maçla ilgili, madalyonun görünmeyen yüzünde yer alan ve yazımızın başlığına da taşıdığımız ‘Mustafa Denizli istifa’ noktasına.
Sadece ben değil, tüm Galatasaraylılar merak ediyor; ‘Denizli İspanya’da takımını neden yalnız bıraktı?’
Doğru bir yaklaşım, neden?
Bu takım, rakibi karşısından, skor olarak ‘tarihi’ bir yenilgiyle ayrılsaydı, bugün acaba neler konuşur olurduk. Mustafa Denizli bu söylediklerimizin neresinde olurdu.

Diğer bir soru:
- Denizli, Kulüp Başkanı ile İspanya’ya kadar gitmesine gitti de, protokol tribünün de değil de, antrenör kulübesinde olsaydı ne olurdu?
Düşünmüyor değilim, Mustafa Denizli takımın yanında, yedek kulübesinde olsa, yer de TT Arena olsa; tribünler, ‘Mustafa Denizli istifa...’ diye bağırır mıydı? 

Galatasaray için bir iki tespit ile noktalayalım.
Teknik adam-futbolcu gönderilmesi-transferi ile futbolun yönetilmeyeceği önemli bir gerçek!
Mustafa Denizli- Dursun Özbek ile maçı protokol tribününde birlikte izlerken ve biz de bu satırları yazarken, ‘UEFA, Finansal Fair Play kuralları çerçevesinde Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Kardemir Karabükspor’u incelemeye devam ediyor’ haberleri yer alıyordu.

Böyle bir durum, futbolumuzun yarınları hakkında, hangi fikri akla getiriyor. Son sözü siz değerli okuyucularımıza bırakalım!..

*****

Twitter-Facebook: ahmetgulumseyen

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.