KUR’AN NASIL DEĞERLENDİRİLİR!

Kur’an’ın biçimsel ve içeriğiyle ilgili birçok değerlendirmeler görüyoruz. Bu değerlendirmelerde Kur’an’ın ne olduğu, amacı, yöntemi yerine daha çok biçimsel yaklaşımların ağırlık kazandığını görüyoruz... Kur’an’ın amacından çok, sesi güzel hafızlar tarafından camilerde, mezarlıklarda ve yarışmalarda okumasını yaygınlaş- tırmaktayız... Ayrıca yine biçimselliğine hürmeten süslü kılıflarla duvarlara asıp, insanların abdestsiz dokunulmalarını da önlüyoruz... Allah’ın isimlerini yazıp, kâğıdı yangına attığımızda yangını söndürdüğüne kadar birçok hurafe bu biçimsel bakışın sonucunda ortaya çıkıyor... Ne yazık ki Kur’an’ın murat ettiği bir şekli bırakıp, hurafelerle İslamı yok etmeye çaba harcıyoruz...

Şu anda Müslümanların yaklaşık yüzde sekseninin Kur’an’a yaklaşımı bu düzeyde... Bu yanlış değerlendirmeler sonucu, Müslümanların birbirlerini öldürmesi de Kur’an gerçeğini doğru anlayamadıklarından kaynaklanmaktadır. Bütün bu sıkıntıların ortadan kaldırılması, yine Kur’an’a yönelmemize bağlı... Yanlış anlayışların olumsuzlukların giderilmesi, Kur’an’ı doğru anlamamızla çözüme kavuşabilir.

KUR’AN NEDİR!

Kur’an ne olduğunu kendisi bizlere izah ediyor... Aynı zamanda Kur’an açıklaması için başka bir aracıya ihtiyaç olmadığını da belirtiyor... Yıllar sonra bir Mehmet Akif çıkıyor ve diyor ki:

İbret olmaz bize, her gün okuduğumuz halde ezberde!..

Yoksa, bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafı önemseniyor, yalnız anlaşılan kur’an’ın;
Çünkü hiçbirimiz üzerinde durmuyoruz mananın.
Ya açar Kur’an-ı Kerim’in bakarız yaprağına,

Ya da üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

80 sene önce değerli şairimiz Akif, işin farkına varmış ve bu mısraları söylemiş... Biz ne yapmışız? Hâla Akif’i anlamamışız!.. Daha doğrusu, Kur’an gerçeğini anlamamışız. Mehmet Akif’i severiz, fikirlerini de kabul ederiz, âmâ bu konuda ne hikmetse, en önemli sözlerinin değerlendirmesini hiç düşünmemişiz...Herhalde Akif’in din işini çok da bilmediğini düşünmüşüzdür!..

Oysa Akif, günümüzde hâlâ yeterince anlaşılmış değil... Akif’i fikir açısından, edebiyat açısından, Arapçayı bilmek açısından, Arap kültürüne hâkim olması açısından ve de en önemlisi, akıl yürüten açısından değerlendirmek gerekiyor!... Ne yazık ki Osmanlı Döneminde de Cumhuriyet Döneminde de Akif seviyesinde bir insana rastlayamıyoruz...

Peki, Akif’in yazdıklarını nasıl test edebiliriz?.. Tabi ki Kur’an’a bakarak:

Yasin suresi:
69 - Biz ona şiir öğretmedik; bu onun için gerekli de değil: o (vahiy) sadece bir uyarı ve öğüttür; dahası açık ve açıklayıcı bir hitaptır;
70 - (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik.
Neml Suresi :
80 - Şu bir gerçek ki, sen ölülere işittiremezsin. Dahası, bu daveti sırtını dönüp uzaklaşan sağırlara da işittiremezsin. 

Rum suresi :

52 - Şu da bir gerçek ki sen asla ölülere duyuramazsın; arkasını dönüp uzaklaşırken her tür davete sağır kesilenlere de duyuramazsın.
Fatır suresi :
22 - Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.

KURAN FELSEFESİ YAPILMADAN KUR’AN’I TANIYAMAYIZ

NEDEN SORUSU!..

Felsefesini yapmadan Kur’an’ı doğru tanımak mümkün değildir. Bu yüzden önce Kur’an’ı neden, niçin ve nasıl sorularıyla ele almalıyız... Nedenini anlamak için önce Kur’an’ın biçimsel ve içerik yapısına bakmalıyız...

Kur’an, bugünkü haliyle vahiylerin bir araya getirildiği bir kitap olarak karşımıza çıkıyor... Esas olan, matbuada basılmış olan kitabın biçimi değil, içinde vahiy olarak kayıt altına alınan ayetlerdir... Ayetlerin içeriği ele alındığında ise, vahyin anlamını anlamak gerektiği ortaya çıkıyor... Diyelim ki vahyin anlamını anlamadık... İşte o zaman, vahiy ayet değil, bir haber niteliği taşımaktadır... Haber niteliği taşıyan vahyin okuma eylemi ise gerçekte bir okumayı içermez... Çünkü okumakta maksat anlamak içindir... Ne yazık ki anlamadan bu okuma sandığımız eylemi, bütün Müslümanlar olarak devam ettirmekteyiz...

NİÇİN SORUSU!..

O halde vahiy ne zaman haber olmaktan çıkıp, ayet hüviyeti kazanacaktır?.. Anlayıp, uygulaması gerçekleştiğinde...İşte bu noktada Kur’an’ın amacı ortaya çıkıyor....Yani felsefede niçin sorusunun karşılığını buluyoruz... Amaca hizmet etmeyen biçimsel yaklaşımlar, zamanla Müslümanın gerçek dinden uzaklaştırmaktadır... Peki, amaç nedir? Onu da Kur’an ayetlerinden öğrenmek en doğru ve sağlam yol olacaktır:

KUR’AN YOL GÖSTERMEK İÇİN İNDİ
Neml Suresi
77. Ve elbette o, mü'minlere bir yol gösterici ve rahmettir.

Nahl Suresi
64. Biz sana Kitabı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve (o Kitap), inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olsun.

KURAN ÖĞÜT İÇİN İNDİ
Tâ-Hâ Suresi
3. Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).

Nûr Suresi
1. Bu indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt

almanız için onda açık açık âyetler indirdik.

Duhân Suresi
58. Biz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.

KURAN ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRILDI
Kamer Suresi
17. Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? 22. Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? 40. Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

KUR’AN UYARMAK İÇİN İNDİ
Meryem Suresi
97. Biz o(Kur'a)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.

Ahkâf Suresi

12. Ondan önce de önder ve rahmet olarak Musa'nın Kitabı vardır. Bu da (şirk ile) kendilerine yazık edenleri uyarmak, güzel davrananları müjdelemek için Arap diliyle indirilmiş (kendinden önceki Kitabı) doğrulayan Kitaptır.

Kur’an’ın amacı da âlimlere ihtiyaç kalmadan Kur’an tarafından belirtilmiştir... Madem ki bu amaç da Kur’an tarafından ortaya çıkıyor, geriye bir tek yöntem (usul) kalıyor...

NASIL SORUSU!..

Nasıl bir yöntem uygulamalıyız ki Kur’an’ın amacı doğru gerçekleşebilsin?.. Ayetlerdeki vahiy belli olduğuna göre, yapmamız gereken vahyi haber olmaktan çıkarıp, ayet olarak hayata uygulamaktır.
Peki bu nasıl olacaktır?..

Vahyi Hayata uygulamak, ayetlerin ihtiva ettiği istikamette çalışmaların yapılmasıyla mümkün olmaktadır... Bu çalışmalar, kulluk görevi ile sorumlu tutulan tüm insanlar için zorunludur... Kur’an’ın bizlere gösterdiği rehberlik uygulaması, yine bizlerin üreteceği sistemlerle hayat bulacaktır...

KUR’AN DEĞERLENDİRMESİ:

Anladığımız kadarıyla, Kur’an ortaya koyduğu ayetlerle bizleri aydınlatmaktadır... Kur’an’dan çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Kur’an sınırları belirlenmiş hükümleriyle bir anayasa.

  2. Doğal Dünya Düzeni için bir proje.

  3. Evrensel medeniyet için veri sunucusu.

    Burada Kur’an bilgilerini açıklarken, Kur’an’daki ayetleri bir fizik, kimya, biyoloji ve sosyal bilimler kitabı olarak tanıtmak doğru değildir...
    Kur’an fizik bilimindeki kaldıraçların, palangaların, basıncın ayrıntılarını vermez... Ya da kimyadaki redoks tepkimelerini içermez, biyolojide hücreyi tanıtmaz...

    Anayasamız kabul ettiğimiz Kur’an’ın bize gösterdiği, ayet, iz, ibare, delil, işaret, uyarı, ibret, öğüt, uyarı ve diğer bilgilerden istifade etmeliyiz... Bizler Müslümanlar olarak, fizikokimyasal bilimler, biyolojik bilimler ve sosyo- ekonomik bilimler sistemi oluşturacağız...

    Bütün bu çalışmalar kulluk görevi için geçerlidir... Ayetlerin haber niteliğinden çıkarak Allah’ın murat ettiği araştırmaya yönelmesiyle ayet kavramı yerine getirilmektedir... Aksi takdirde anlamadan Kur’an okumayla “ayet” gerçekleşemez... Vahiy sadece haber olarak kalır ve de insanlığa fayda sağlayacak kulluk çalışması da gerçekleşemez...

    KULLUK ÇALIŞMASI NASIL GERÇEKLEŞEBİLİR?

    Kulluk çalışması için neler yapılmalıdır? Kur’an ayetleri evrenle ilgili yönlendirici bilgiler içermektedir. Bununla birlikte dünyadaki insanların kulluk görevleri de belirtilmektedir... Dünyamızda belirtilen faaliyet alanlarında insanların neler yapacağı ve hangi yöntemleri benimsemesi gerektiği Kur’an’da bizlere sunulmuştur...

    Doğal Dünya Düzeni’nin sağlıklı çalışması, Kur’an’ı anlamamıza bağlıdır... Yaratılmış olan doğal sistemin evrensel medeniyete katkısı, ancak doğallığın muhafaza edilmesiyle gerçekleşebilmektedir... Yapılacak evrensel medeniyet çalışmaları, kesinlikle doğal hayatı bozamaz... Teknolojik gelişmeler doğaya savaş açacak yönde geliştirilemez... Bilimsel gelişmeler, doğayla savaşmak için değil, doğaya uyum sağlayıcı olmak zorundadır... İnsana ve çevreye zarar veren hiçbir teknoloji evrensel medeniyete katkı sağlayamaz... page3image22416

KULLUK ÇALIŞMASINDA BİLİMLERİN UYGULANIŞI

Kulluk görevinde vahyin hayata geçişiyle ayet kavramının gerçekleşebildiğini söylemiştik... İslamda bilimsel uygulamaları harekete geçirmeden bir kulluk tarif edilemez... Müslümanların kesinlikle bilimsel çalışmaları gerekiyor... Fizikokimyasal bilimler, biyolojik bilimler ve sosyoekonomik bilimlerin kulluk faaliyetlerinin ve ayetlerin gerçekleşmesi için hayata geçirilmesi şarttır...

Hicr suresinin 22. ayeti “Biz rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik.”
Evet, bu ayet-i kerime rüzgârların aşılayıcı bir özelliğe sahip olduğunu açıkça bildirmektedir... 1400 yıl önce bilinmeyeni bildiren bu ayet Kur’an’ın bir mucize olduğunu da kanıtlayan ayetlerden biridir!..

Acaba Kur’an’ın vermiş olduğu bu haber hakkında bilim adamları ne demektedir:
Bilim adamları, rüzgârların aşılayıcı özelliğe sahip olduğunu şu şekilde izah ederler: Bütün bitkilerin çiçeklerinde, erkek ve dişi bulunmakta ve erkeğin dişiyi aşılamasıyla meyveler meydana gelmektedir. Bu aşılama fiili ise rüzgârlar sayesinde olmaktadır. Allah pek çok bitkinin tohumunu hafif bir esintide bile uçabilecek şekilde yaratmıştır. Yeryüzündeki sayısız bitki türüne ait çiçek tozları ve tohumlar rüzgârlar vasıtasıyla birinden bir diğerine taşınmakta böylece bitkilerin aşılanarak çoğalmaları ve nesillerinin devamı sağlan- maktadır. Yani rüzgârların aşılayıcı özelliği ile bitkiler üremekte ve çoğalmaktadır.

Rüzgârlar bitkileri aşıladığı gibi yağmurun yağabilmesi için yağmur bulutlarını da aşılamaktadır. Yakın bir zamana kadar rüzgâr ile yağmur arasındaki tek ilişki rüzgârın yağmur bulutlarını sürükleyip götürmesinden ibaret zannedilirdi. Evet, bu başını gökyüzüne kaldırıp bulutların geçişini izleyen herkesin görebileceği bir şeydi. Ama rüzgâr ile yağmur arasındaki ilişki sadece bundan ibaret değildi.

Şöyle ki: Denizlerin ve diğer suların üzerinde köpüklenme nedeniyle “Aerosol”adlı hava kabarcıkları oluşmaktadır. Bunlar rüzgârların karadan sürüklediği tozlarla karışarak atmosferin üst katmanlarına doğru havalanır. Rüzgârların yükselttiği bu parçacıklar su buharı ile birleşir ve su buharı bu parçacıkların etrafında yoğunlaşır. Bu parçacıklar olmazsa su buharı, bulutu oluşturamaz. Bulutların oluşması, rüzgârların havada serbest şekilde bulunan su buharını, taşıdıkları parçacıklarla aşılamaları ile olmaktadır.

(Yukarıda belirtilen bilimsel açıklama 1400 sene önce bilinmiyordu)

Biyokimya:

Bitki, hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalıdır.
Botanik :

Bitki bilimi, bitkileri inceleyen bilim dalına denir.

Fiziksel kimya :

Organik ya da inorganik, yalın ya da karışım halindeki kimyasal sistemleri fizik yasaları yöntemleriyle inceleyen bilim dalı.

Bu ilimleri bilmeden yukarıdaki bilimsel açıklamayı yapamayacağımızı herkesin fark ettiğini sanıyoruz...
Yukarıda belirtilen bilim dallarının birçok alt dalları da mevcuttur. Şayet bu bilimleri öğrenemezsek, Kur’an’daki “rüzgârları aşılamak için gönderdik” ayetinin ne olduğunu da anlayamayız... Kısacası 100 sene önceki bilim adamları (alimler) bu ayeti bizim kadar doğru anlamadıkları da bir gerçek!.. Daha önceki âlimlere bu ayetler gaybî bilgi olduğundan, müteşâbih olurken bizlere ise şahitlik ettiğimizden bize göre bu ayet artık müteşâbih olmaktan çıkar.

O halde Kur’an her şeyi yazıyor demek yerine, Kur’an’nın belirtiği işaretleri araştırıp, ilim sahibi olmalıyız... Bilim, sadece insanların hayatını kolaylaş- tırmaz, aynı zamanda Allah’ın bizlere verdiği “kulluk görevi” ni de doğru yapmamızı sağlar. Bilimle uğraşan insanlar, Allah’ın mucizelerine daha

yakından şahit olurlar ve daha mutmain olurlar.
Üstelik Allah’ın Kur’an’da bizlere bildirdiği ayetlerin gerçekleşmesi ve anlam kazanması açısından zorunludur.
Hiçbir insan dünyaya yemek içmek ve havayı kirletmek için gelmemiştir... İnsanlara verilen kulluk görevi, dünyadaki faaliyetleri için geçerlidir... Şayet bu görevi yapmayıp, bir kenara çekilip, dünyaya ve insanlara hiçbir faydası olmayan, kendine veya cemaatine ait kişisel anlayışını sürdürüyorsa, kulluk görevini yapmamış olacaktır...

SONUÇ:

Kur’an’ın doğru anlaşılması için hayata geçirilmesi şarttır... Yaratılmış olan evren biliminin (kozmoloji) keşfi insanlara aittir... Tüm İnsanlar, evrensel medeniyete katkı sağlayacak evrensel ilkeleri ortaya koyacak sistemi kurmakla sorumludur.

Doğal Dünya Düzeni’nin devam etmesi evrensel ilkelerin doğru uygulanmasına bağlıdır... Kur’an’ın bizlere yaptığı rehberlik ve öğüt bu yöndedir... Din, bilim ve sanat olmadan yeni bir medeniyetin veya Kur’an destekli bir medeniyetin ortaya çıkmayacağını bilmeliyiz...

Müslümanların Endülüs’ten (yaklaşık 1300’den sonraki dönem) itibaren terk ettiği bilimin yeniden gerçekleşmesi, bu istikametteki çalışmalara bağlıdır... Bu evrensel çalışmaların gerçekleşebilmesi, Kur’an’ı doğru anlayıp, uygulamaya geçirmemize bağlıdır...

Selam ve saygılar

Raşit Anaral, dikGAZETE.com için yazdı 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir