Halk iradesini saf dışı bırakmak isteyenler halk düşmanlarıdır!

“Bu mizah ise ben mizahçı değilim!” diyen Lütfü Oflaz: Halk iradesini saf dışı bırakmak isteyenler halk düşmanlarıdır!

:

Halkın iradesi ile seçilen Cumhurbaşkanını asmakla tehdit edenlerin halk düşmanı olduklarını söyleyen “Türkiye'nin vicdanı” olarak tanınan usta gazeteci-yazar Lütfü Oflaz, gündeme dair birbirinden önemli açıklamalarda bulundu.

Bilindiği gibi, Lütfü Oflaz’ın kendine has özelliklerinden biri de İslamcılardan solculara kadar siyasi görüşleri, yaşama tarzları birbirlerinden çok farklı çevreleri bir araya getirip birleştirmesi.

Nitekim 2000 yılında İslamcılardan solculara kadar siyasi görüşleri, hayat tarzları birbirlerinden çok farklı çevreler bir araya gelip, Lütfü Oflaz’ı cumhurbaşkanlığına ortak aday göstermişlerdi. 

O dönemde şimdiki cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, “Lütfü Oflaz benim de gönlümdeki cumhurbaşkanıdır” diyerek Oflaz’a verdiği değeri göstermişti.

Lütfü Oflaz, 28 Şubat döneminde üniversitelerdeki başörtüsü yasağını protesto etmek için dindar gençlerle solcu gençlerin el ele yürüdüğü o ünlü el ele yürüyüşünün de başlatıcısıydı. 

Geçtiğimiz hafta sonu yine siyasi görüşleri, hayat tarzları farklı çevreler, Lütfü Oflaz’ın onursal konuşmacı olarak açılış konuşmasını yaptığı “İslam ve Sol Çalıştayı”nda bir araya geldiler.

“Haber7 Gündem Masası”nda bu konudan yola çıkarak Lütfü Oflaz ile Haber7.com Genel Yayın yönetmeni Osman Ateşli’nin gerçekleştirdiği sohbeti sunuyoruz

:

HEP BİRLEŞTİRİCİ OLUŞUMLARA ÖNDERLİK ETTİ...

- Lütfü Bey; sizin onursal konuşmacı olarak açılış konuşmasını yaptığınız “İslam ve Sol Çalıştayı”na Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu gibi ilahiyatçılar ile birlikte sağdaki ve soldaki partilerin kurucuları ve üst düzey yöneticileri de katıldı. Öncelikle “İslam ve Sol Çalıştayı”na katılma sebebinizden başlayarak sohbetimize giriş yapalım mı?

- Benim bu çalıştaya katılıp açılış konuşmasını yapmamın amacı, birbirlerini düşman gibi gören çevreler arasındaki duvarları yıkmaktı. Bu bağlamda  dindarlar ile solcular arasındaki kutuplaşmayı, kamplaşmayı, düşmanlaşmayı sona erdirmekti. 

Dindarlar ile solcuların bir araya gelip konuşabilmesini sağlamaktı. Aralarındaki sorunları bir araya gelip konuşarak, birbirlerini anlamaya çalışarak çözmelerini önermekti.

Solcuların dindarlara, dindarların solculara doğru adımlar atmasını gerçekleştirmekti. 

Açılış konuşmam tamamen bu doğrultudaydı. Kaldı ki ben açılış konuşmamda solcuların Müslümanları hiçe sayan, dışlayan, geçmişte Müslümanları baskılayan, onlara düşman gibi bakan uygulamalarını da dile getirdim. 

İlaveten de  solcuların dindarlara, dindarların da solculara doğru adımlar atmasını istedim. 

Zaten ben oldum olası bölücü değil, hep birleştirici oldum. Hep bölen değil birleştiren oluşumlara öncülük, liderlik ettim.

28 ŞUBAT’TAKİ EL ELE YÜRÜYÜŞÜNÜN BAŞLATICISI...

Bir parantez açmak için araya girmeme izin verin. Siz 12 Eylül döneminde darbecilere karşı ortaklaşa mücadele etmeleri için İslamcıların, solcuların, ülkücülerin de bir araya gelmesine öncülük, liderlik etmiştiniz değil mi?

- Evet, onun yanı sıra mesela 28 Şubat döneminde başörtülü kız öğrencilerin üniversitelere alınmamalarını protesto eden o ünlü el ele yürüyüşünün de başlatıcısıyım. 

28 Şubat döneminde solcu gençliğin en çok okuyup etkilendiği Leman dergisinin yazarıydım. 

Leman, yüz binlerce insana ulaşan çok okunan bir dergiydi. İşte o dergide “Zulme karşı direneceğiz” diye başlayan ve “Yılgınlık yok, direniş var” diye biten bir yazı yazdım.

O yazımda bütün solcu gençleri başörtüsü yasağını protesto etmeleri için dindar gençlerle birlikte el ele yürüyüşe çağırdım. 

Yazım yayınlandığı zaman binlerce solcu genç, İstanbul Üniversitesi’nin önüne giderek başörtüsü yasağını protesto etmek için dindar gençlerle buluştu. Hemen ardından da dindar gençlerle solcu gençler yasakçı zihniyete karşı el ele yürüyüşe geçti.

Derken yürüyüşe katılanların sayısı elli bine ulaştı. Bütün bu insanlar yürüyüş boyunca benim yazımdaki “Zulme karşı direneceğiz; yılgınlık yok, direniş var” cümlelerimi sloganlaştırıp haykırdı. Bu eylem, 28 Şubat döneminin en etkileyici eylemiydi.

“CUMHURBAŞKANINI ASMAKLA TEHDİT EDENLER HALK DÜŞMANLARIDIR”

Siz kutuplaşmaya, düşmanlaşmaya son verelim diyorsunuz ama, mesela CHP’nin kanalı Halk TV’de Uğur Dündar ile Yılmaz Özdil’in yönettiği Halk Arenası programı halka da Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a da nefret, düşmanlık, hakaret,  tehdit kusuyor. Nitekim bu programda son olarak Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın kendisinden önceki liderler gibi devrileceği, asılarak ya da zehirlenerek öldürüleceği dile getirildi. Böylesine bir rezilliğe ne diyorsunuz?

- Başbakan Adnan Menderes asıldığında sadece Adnan Menderes mi idam edildi? Asıl onu seçip başbakan yapan halkın iradesi idam edildi. 

Başbakan Süleyman Demirel iki kez devrildiğinde onu seçip başbakan yapan halkın iradesi gasp edildi.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal zehirlenip öldürüldüyse, onu seçip cumhurbaşkanı yapan irade katledildi. 

Necmettin Erbakan zorla iktidardan saf dışı edildiğinde onu seçip başbakan yapan halkın iradesi saf dışı edildi.

Halkın seçip işbaşına getirdiği insanları idam etmek, askeri darbeyle devirmek, zehirleyip öldürmek halk düşmanlarının işi…

“BU MİZAH İSE BEN MİZAHÇI DEĞİLİM!..”

- Bir de bunlar bu sözlerin mizah olduğunu iddia etmekteler. Siz mizahımızın dört büyükleri denilen Akbaba, Gırgır, Leman, Ustura dergilerinin dördünde de yazan tek yazarsınız. Mizahımızın üstadı olarak sizce bu sözler mizah mı?

- Halkın seçip işbaşına getirdiği liderleri devirmekle, idam etmekle, zehirlemekle tehdit etmek mizah ise ben mizahçı değilim! 

Bu sözlerin mizahla uzaktan yakından bir ilgisi yok; ama belki edebi olmayan, edepsiz bir mizahla ilgisi olabilir! 

Ben oldum olası edebi ve edepli bir mizahın temsilcisiyim. Kaldı ki mizah yüksek bir zekâ işidir. 

Zekâ parlaklığı gerektirir. Bu sözlerde ise bırakın zekânın parlaklığını, zekanın kırıntısı bile yok. Zekânın olmadığı yerde mizah da olmaz.

“BİRBİRİMİZE DEĞİL EMPERYALİZME DÜŞMANLIK EDELİM”

- Sözünüzü kesiyorum ama şunu da eklemeden yapamayacağım. Halk Arenası’nın daha önceki programlarında, iktidar gücü yeniden ellerine geçtiğinde kendileri gibi düşünmeyenlerden intikam alacakları, kendileri gibi düşünmeyenleri Yunanlılar gibi denize dökecekleri de söylendi. Kendisi gibi düşünmeyenlere, AK Parti’ye oy verenlere sürekli hakaret eden, düşmanlık kusan Yılmaz Özdil kafasına sahip bir muhalefetle ülkede düşmanlık sona erdirilebilir mi? Bir de bunlar Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ı ülkeyi düşman kamplara bölmekle suçlayıp şikayet ediyorlar…

- Ülkenin düşman kamplara bölünmesinden şikâyetçiyseniz, önce siz düşmanlık, tehdit, hakaret, nefret dilinden vazgeçmelisiniz. 

Hem düşmanlık, tehdit, hakaret, nefret dilinden vazgeçmeyeceksiniz ve hem de ülkenin düşman kamplara bölünmesinden şikayet edeceksiniz; bu olmaz. 

Çıkın iktidarı da iktidarın başındaki Tayyip Erdoğan’ı da en ağır şekilde eleştirin. Bu demokratik hakkınızdır. Ama yeter ki eleştirirken düşmanlık, tehdit, hakaret, nefret içeren bir dil kullanmayın. 

Herkese bunu tavsiye ediyorum. 

Düşmanlık edeceksek, ülkemizi ağır bir saldırı altına alan küresel emperyalistlere düşmanlık edelim. Birbirimize düşmanlık etmeyi bırakıp emperyalizme karşı ülkemizi savunmak için tek vücut, tek yumruk olalım.

Kaynak: Haber 7 

.

dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir