});
27 Temmuz 2017 Perşembe 11:22
20 Okunma
'Halüsinasyonlara dayalı dini yorumlara kulak verilmemeli'

ANKARA

Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı "Kendi Dilinden FETÖ-Örgütlü Bir Din İstismarı" başlıklı rapor, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in İslam dinine verdiği zararları gözler önüne seriyor.

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişiminin ardından 3-4 Ağustos'ta olağanüstü toplanan Din Şurası'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları üzerine harekete geçen Diyanet İşleri Başkanlığı, yaklaşık bir yıllık çalışmanın ardından FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in İslam dinine verdiği zararları "Kendi Dilinde FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı" raporunda topladı.

Rapor, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in de katıldığı programla dün kamuoyuna açıklandı.

Söz konusu rapor, örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in kitapları ve konuşmalarından alıntılanmış metinler ve bunlar üzerine yapılan kısa ilmi değerlendirmelerden oluşuyor.

Rapora alınan pasajların, FETÖ'nün kişiliği ve dini anlayışını yansıtan ilk en güvenilir kaynaklar olduğu belirtilirken, özellikle 30-40 yıl önce cami kürsüsünde veya herhangi bir ortamda sözel anlatım teknikleriyle bir editörlük sürecinden geçmeksizin dile getirilen fikir ve değerlendirmelerin FETÖ'nün tabii halini ve gerçek fikirlerini net bir şekilde ortaya koyduğu vurgulanıyor.

Raporda, Gülen'in bu kayıtlarda dile getirdiği fikirleri reddetmediği gibi, gerek televizyon kanallarında seyirciye sunulan dizilerde gerekse yazılı ürünlerine serpiştirdiği anekdotlarda gittikçe daha fazla kullandığı ve mensuplarını bu yolla hipnotize ederek neredeyse robotlaştırdığı belirtiliyor.

Anneannesini diriltmiş...

FETÖ elebaşının sapkınlıklarının anlatıldığı raporda, konuşmaları ve kitaplarından örnekler sunuluyor. Raporda, Gülen'in iki ayrı konuşmasında anneannesinin dirildiğini anlattığına yer veriliyor.

Elebaşı bu konuşmalarında, "Anneannem benim ölüyor, diriliyor, dünyaya dönüyor. Uzatıyorlar, gözlerini de kapatıyorlar. Ne kadar zaman bilmiyorum, annem diyor ki dirildi bir daha. O yaşadı sonra, senelerce yaşadı. Diyor ki ben öbür aleme gittim. Çok mübarek bir kadın..." diyor.

Raporda, Kur'an-ı Kerim ve sünnete göre dünyadaki hayatı tamamlanıp ölen bir kişinin (peygamberlerin mucizeleri hariç) tekrar dirilerek dünya hayatına devam etmesinin asla söz konusu olamayacağı vurgulanıyor.

Örgüt elebaşının "Bam Teli" adıyla kayıt altına alınan bir konuşmasında ise peygamberlerin dışındaki insanlara da masumiyet atfeden "…belli ölçüde, peygamberlerin altında bir çerçevede ismet sıfatı vardır, masumdur." dediği belirtiliyor.

Kelam ilminde "ismet" sıfatının, peygamberlerin günah işlemekten uzak olmalarıyla ilişkili olarak tanımlandığı hatırlatılan raporda, sadece peygamberlere ait olan bu özelliğin başka insanlar için de var olduğunu kabul etmek, bu kavramın anlam alanına müdahale
etmenin yanında bir insanı peygamber konumuna yükseltmek gibi itikadi açıdan son derece sorunlu bir sonuca da yol açacağı vurgulanıyor.

Cemaat için cennetten vazgeçme

Raporun başka bir bölümünde ise örgüt elebaşının 27 Haziran 1980'da Afyonkarahisar'da yaptığı konuşmaya yer veriliyor.

Örgüt elebaşı konuşmasında, "(20 yüz yılın içinde bulunduğu) bu kadar felaket ve helaketlerin üstesinden gelecek insanın çok fedakar olması lazım. Maddi manevi her şeyi aşmış olması lazım. Maddi manevi çeşitli fedakarlık hisleri içinden neşv bulması lazım, maddi manevi füyuzat hislerinden vazgeçmesi lazım, hatta icabında cennete gitmeyi dahi tekmelemesi lazım…" dediği belirtiliyor.

Bu konuşmasıyla örgüt elebaşının kayıtsız şartsız itaat ve teslimiyet şartını telkin ettiği vurgulanan raporda, "Bu ifadelerden Gülen'in kendisine mutlak itaat istediği anlaşılmaktadır. Bu itaatin de hangi boyutlarda olması gerektiğini, cennete girmek için dahi izin isteyecek, cennetten vazgeçecek ve cehennemden kurtulmayı reddedecek boyutlarda bir itaatle örneklendirmektedir." deniliyor.

Uluhiyeti zedeleyen düşünceleri

Raporun sonuç bölümünde ise, FETÖ'nün sözlerinden uluhiyete dair hassasiyet gözettiği izlenimi doğsa da biraz daha yakından incelendiğinde onun uluhiyeti zedeleyecek birtakım fikirleri sürekli dile getirdiğinin anlaşıldığı aktarılıyor.

Raporda, "Her gün ve her an neredeyse Allah'la görüştüğü" iddiası bunların içinde en vahim olanı olarak nitelendirilirken, "Bilebildiğimiz kadarıyla peygamber olmasına rağmen Hazreti Muhammed bile Gülen kadar Allah'la buluşup hasbihal etmemiştir." deniliyor.

FETÖ'nün gerek vaazlarında gerekse kitaplarında ve son yıllarda da internet ortamlarında hemen her hareketinin Allah'ın iradesi ve yönlendirmesiyle olduğu algısını oluşturmak için çabaladığı, bunun için ayetleri ve hadisleri, bağlamlarından koparıp kendi istediği yorumu çıkarmak için çarpıttığı raporda vurgulanıyor.

Kur'an-ı Kerim'de ve Hazreti Peygamber'in sünnetinde açık seçik bir biçimde belirtildiğine göre, Allah'ın insanlarla ancak peygamberleri vasıtasıyla konuştuğu hatırlatılan raporda, şu değerlendirme yapılıyor:

"Peygamberler dışında hiç kimse uluhiyet sahasından bilgi alıp onları Allah'ın insanlara gönderdiği mesajları şeklinde sunma hakkına sahip olmadığı ve bundan sonra da peygamber gelmeyeceği için vahyin rehberliği dışında ilahi mesaj iddia etmek ciddi bir sapmadır. Uluhiyet sınırı çok özel bir alan olup peygamberler dışında bu sınırı geçtiğini iddia edenler ve üstelik bu iddialarını başkalarına ilahi mesaj olarak empoze etmeye kalkanlar, İslam'ın sahih yolundan sapmış kimselerdir."

Nübüvveti zedeleyen düşünceleri

Raporda, İslam'a göre peygamberin, Allah'ın insanlarla iletişimi sağlamak için insanlar arasından seçtiği bir kişi olduğu hatırlatılırken, bu seçilmişliğin onları özel bir konuma, "Vahyin/Risaletin tebliğcisi" konumuna yerleştirdiği vurgulanıyor.

Hemen hemen her kararın, bir şekilde "Gülen'in Örgütü"nü tahkim edip onları sorgusuz sualsiz itaate yönlendirecek türden gizemlerle süslendiğine işaret edilen raporda, şu ifadeler yer alıyor:

"Hiç şüphesiz mucize ve keramet haktır. Allah dostu insanlar elinde kerametler zahir olabilir ama şer'i şerifin sınırları içinde hareket eden büyük mutasavvıflar asla bu kerametleri örgüt kurmak, bir siyasi hareketin stratejisini oluşturmak şeklinde sunmamışlardır. Hazreti Muhammed'i dünyevi bir yapılanmanın figürü haline getiren böyle bir anlayışın nübüvvet fikrini zedelediği açıktır. Uluhiyet ve nübüvvet gibi imanın en önemli esaslarından ikisini zedeleyen bu sözleri ve ihtiva ettiği düşünceleri dalalet (sapkınlık) olarak nitelemek kaçınılmazdır."

İslam'ın iki ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ve Hazreti Peygamber'in sünnetine aykırı düşen hiçbir bilginin dini değerinin olmadığı vurgulanan raporda, "Sahabe neslinden günümüze kadar Müslümanların büyük çoğunluğunun üzerinde yürüdüğü yolun dışında bütün anlayışlar sırat-ı müstakimden sapmadır." deniliyor.

Din adına ileri sürülen bir görüş ya da yapılan bir açıklamanın, İslam'ın temel bilgi kaynaklarına dayanması gerektiğine dikkat çekilen raporda, mütevatir haber ve peygamber tebliği ile teyit edilemeyen dini bir söylemin kabul edilemeyeceğini belirtiliyor.

"Hasta ruhlu kişilerin önü açılmış olur"

İslam'ın temel bilgi kaynaklarının göz ardı edilmesi halinde, saf zihinleri kendi halüsinasyonlarıyla saptıran, kişisel zanları ve vehimleri istikametinde insanları yönlendiren hasta ruhlu kişilerin, din adına her şeyi söyleyip yapabilmelerinin önünün açılacağı bildirilen raporun sonuç bölümünde, şu ifadeler yer alıyor:

"Bu durumda kendisinden başka hiç kimsenin muttali olamayacağı ve dinin temel bilgi kaynaklarına göre kontrol edemeyeceği rüyalarla, gizemlerle ve sözde kerametlerle bir kült önder oluşturulması da kolaylaşır. Bu durumda, seçilmiş olduğuna inanılan bu kişi, yüce Allah ve Hazreti Peygamber ile yakaza halinde görüşür ve aldığı talimatlarla örgütünü yönetir hale gelir. İş bu noktaya varınca da müntesipleri nezdinde Kur'an-ı Kerim ve sünnetin ne dediğinin artık bir önemi kalmaz. Zira bağlayıcı olan, sözde masum/masun (korunmuş) önderin ne dediği ve dini nasıl anladığıdır. Bu da, İslam'ın tahrif edilmesinin önünü açar. Din samimiyettir. Samimiyetin gereği ise hiçbir dünyevi amaç, ihtiras ve iktidar peşinde olmaksızın sırf yüce Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için kulluk görevlerini yerine getirmektir. Kişinin, diğer Müslümanlardan farklı ve 'seçkin' olduğuna inanması aynı şekilde mensubu olduğu topluluğu da diğer Müslüman toplulukların üstünde 'seçilmiş bir cemaat' olarak kabul etmesi samimiyetle bağdaşmaz. Yahudilere ait bir inanç esası olan 'seçilmişlik' iddiasını, İslam kesinlikle reddeder. Bu söylem, tarih boyunca dünyevi iktidarı ele geçirme arzusunda bulunan muhterislerin etkili bir motivasyonu olarak kullanılmıştır. Fetullah Gülen kendi mensuplarına 'ikinci sahabe nesli', 'kutsiler' ve 'rabbaniler' diye hitap ederek onları seçilmiş bir topluluk olduklarına inandırırken, aslında her dediğini yapmaya hazır fedailer yetiştirmeye odaklanmıştır."

Dinler arası diyalog

FETÖ'nün dine yönelik istismarlarının tek tek anlatıldığı raporda, İslam'ın bütün insanlığa gönderilmiş son ilahi din olduğu vurgulanıyor.

Peygamberler silsilesinin son incisi Hazreti Muhammed'in peygamber olarak gönderilmesiyle ve son ilahi kitap Kur'an-ı Kerim'in inzaliyle birlikte önceki dinlerin hükümlerinin neshedildiği aktarılan raporda, İslam'ın Yahudilik ve Hristiyanlıkla aynı düzlemde değerlendirilmesi ve bu meyanda önceki dinlerin de "hak din" olma özelliklerini devam ettirdiklerini söyleyerek "dinler arası diyalog" çalışmaları yapılmasının, İslam açısından kabul edilebilir bir durum olmadığı aktarılıyor.

Raporda, şunlar kaydediliyor:

"Son ve yegane hak din olan İslam'ın başka dinlerle yan yana getirilmesi, onun yüce Allah nezdindeki yeganeliği ve üstünlüğüyle bağdaşmaz. Diğer din mensuplarıyla barış içinde insani ilişkiler kurmak, İslam'ın her Müslümana yüklediği bir görevdir. Fakat bu insani durumu istismar ederek İslam ile diğer dinleri bir potada eriterek karma bir teoloji oluşturmaya çalışmak başka bir şeydir. Dinler arası diyalog bağlamında Gülen'in dile getirdiği düşünceler onun 'hak din' anlayışının da sorunlu olduğunu göstermektedir. Zerdüştlük, Roma putperestliği ve antik Yunan çok tanrıcılığı da dahil olmak üzere diğer din ve inançlardan alıp naklettiği birçok kavram, sembol ve fikir ile Gülen adeta içeriden bir figür olarak İslam'ı tahrif etme misyonunu üstlenmiş görünmektedir.

Bir kere daha vurgulanmalıdır ki İslam ilim geleneğinde sahih dini bilginin kaynağı Kur'an, sünnet, icma ve bu çerçeve içinde kalan ictihaddır. Bunun dışında insanların/toplumların hayatını yönetecek, yönlendirecek bir kaynak ve yöntem kabul edilmemiştir. İlham, rüya, keşif ve benzeri yöntemler özneldir ve bağlayıcılığı da yoktur. Dolayısıyla bir kimse, herhangi bir Müslümanı bu yolla yönlendirmeye kalktığında, o Müslümanın tavrı yukarıda belirtilen usul çerçevesinde bu yaklaşımı sorgulamak olmalıdır. Bu itibarla Müslümanlar dinlerini, Hazreti Peygamber'in eğitiminde yetişmiş olan sahabe ve onları takip eden iki öncü neslin ortaya koyduğu usul doğrultusunda hareket eden emin ve ehil alimlerden öğrenmelidir. Fetullah Gülen gibi kendi sübjektif algılarına, hayallerine, halüsinasyonlarına ve rüyalarına dayanarak dini yorumlayan ya da din adına hüküm koyan kişilere kulak vermemelidir. Aksi halde vebalden kurtulmak mümkün değildir."

Muhabir: Barış Gündoğan, Özcan Yıldırım

dikGAZETE.com
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.