});

-1 Şubat 2016'da gene bu site ve bu sütunda yayımlanan bu yazıyı, değerinden hiçbir şey kaybetmediği, GÖÇ konusunun bugünlerde de aynı şiddette gerek Arakan gerek yıllardır süren Suriyeliler ile sık sık dünya ve ülke gündemine girmesi sebebiyle ve okuyamayanların da olduğunu görerek, okuyanların ise yeniden okunması gerektiğine inanarak bir daha aynen yayınlıyoruz.

Ve bu günlerden tam bir buçuk yıl önce kaydedilen bu yazıda, altı çizilerek okunacak pek çok ifadenin ardından gelen şu son cümleye özellikle dikkat: "Şimdi kurulacağı kesin görünen Kürt devleti İsrail’e tampon bölge görevi mi üstlenecek!"-

:

Trajedinin diğer bir adıdır migrasyon.

Savaştan, ekonomik, politik, ideolojik veya doğa koşullarının elverişsiz ikliminden kurtulmak isteyen insan gruplarının aradıkları imajiner durak, umutla umutsuzluk arasındaki savrulmuşluk halinin pragmatik yoludur göç.

Direnmenin, mücadele etmenin daha büyük felaketlere neden olacağı savaş ortamından kaçış, korku ve çaresizlikten kaynaklanır.

Suriye’de sürdürülen iç savaş, kaynağı dışarıdaki güç merkezlerince kurgulanan, içeride fitili tutuşturulan bir bomba. Gün geçtikçe sislerin sıyrılıp oyuncuların görülebildiği ortamda, henüz kendilerini göstermeyenlerin hesapları hakkında malumatımız yok.

Güçlüler tarafından çizilen faturaların bedeli birçok insanın hayatına mal olurken; Batılılar bir kez daha kendi hatalarının bedelini ödememek için direniyorlar. 

Antik çağda savaş sorunu çok değişik boyutlarda kendini gösteriyordu. Kaynağa ihtiyacı olan toplumlar, komşuları ile savaşıp kaynak alanlarını genişleterek sorunlarını çözüyorlardı. Bu yüzden de Savaş Bakanlıkları kurulmuştu; günümüzde savunma bakanlıklarına dönüşen bu kurumlar değişen paradigmaların bir işareti olarak algılanarak barışçıl bir dünya beklentisine yol açarken, günümüzde “savaşın başka araçlarla sürdürüldüğü” anlaşılıyor.

Gücünü çok stratejili politikalar güderek gösteren Batı dünyası, büyük bir hatasının kurbanı olma yolunda. Zenginliğini alenen göstererek hem imrendiren hem de nefret duygularını üzerinde toplayan Batılı, kendi yaratmış olduğu değerler silsilesine ustaca yerleştirmiş olduğu valflar aracılığıyla kontrol edebileceğine inandığı bir dünya sistemi yarattığı iddiasında… Küçük sızmaları cezalandırarak üstesinden gelebileceği özgüven sahibi olma gururuyla, bir ‘yenilmezlik mithos’u yaratarak, karşı koyuşlara zırh örüyor.

Daha önceki dönemlerde zenginliğini gizleyerek yaşayan mülk sahiplerinin; yaygınlaşan medya aracılığıyla yaşamış oldukları lüksü, fakirlerin gözlerine sokmaları anlaşılabilir değil. Adeta “senden çaldıklarıma bak” der gibi bir tutum takınmaları, artık korkmadıklarının göstergesi, özgüvenlerinin en üst düzeyde seyrettiğine kanıt niteliğinde.

Batı dünyası, bu pervasızlığında kendini haklı kılacak nedenleri bulabilir, fakat aklın hata yapabilme ihtimalinin her zaman mümkün olabileceğini de en iyi bilenlerden. Kitlesel göçün kendi topraklarına yöneleceğini kalkülüne katsa dahi, zavallı göçmenleri aniden, kendi topraklarında karşısında görebileceğini öngöremedi. 

Yaşama bağlayacak zincirlerden dahi yoksun olan migrantların kendilerini denizin sularına bırakmaları hiçbir hesapta yoktu. Artık ne tel örgülerin ne de silahların durduramayacağı sel’e karşı ad hoc planlar işe yaramayacak.

Göçmenlerin Batı’dan isteği, artık aynı zenginliği paylaşmak değil, yaşama standartlarının da aynı seviyeye yükselmesi arzusudur. 

Kitle göçlerinin, her zaman ekonomik ve sosyal istikrarsızlığın kaynağı olduğunu bilen Batı, kendi imparatorluğunu delebilecek en büyük silahın göç olduğunu kavradığında, tüm prensiplerini rafa kaldırarak “ciddi durum” (Carl Schmitt) karşısında her tür siyasi ve militer kurnazlığı devreye soktu.

Ödemeyeceği üç milyar Avro’yu Türkiye’ye vaat ederken, vize kaldırılması ile birlikte AB’ye giriş fasıllarının tekrar ısıtılması kurnazlığını Türkiye’nin göremeyecek naiflikte olmasını beklemesi oldukça enteresan!

Daha hangi anlaşmalar, vaatler yapıldığı, yahut bu anlaşmaların ne gibi tehditler içerdiği vatandaşlardan gizlendiği için, halkın sivil inisiyatif alabilmesi de mümkün değil.

Türkiye’nin bu kadar göçmenle başa çıkması ise ne şimdi ne de ilerideki tarihlerde (planlanmamış) göçün getireceği belirsizlikler ve sosyal yansımalarını bertaraf etmek imkan dahilinde görünmüyor, yükün paylaşılması çok daha iyi neticeler verirdi. Nihayetinde Batı’nın sebep olduğu sorunu, Türkiye’nin sırtlanması çok akıllıca değil. Göçmen sorunu, Türkiye için büyük bir problemdir ve daha büyük sorunlara yol açacaktır. Bu yüzden bir an önce entegrasyon projeleri geliştirilerek yarınlara hazırlık yapılmalıdır.  

Fırsatlar elde edildiğinde onu değerlendiremeyen aktörlerin, kendilerini hümanizmin arkasına saklamaları kurtuluş değil.

Kabaca tahmin yürütülürse, bu göçün maliyetinin Türkiye için 100 milyar Avro'yu çok geçeceği görülecektir. 

İsrail devletinin sesini yükseltmeden hadiseleri izlemede olması ayrı bir garabete işaret ediyor. Şimdi kurulacağı kesin görünen Kürt devleti İsrail’e tampon bölge görevi mi üstlenecek! 

Dünya Cenevre konferansı ile oyalanırken, Golan Tepeleri ne olacak!

:

Yavuz Yıldırım, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.