Çiçeği burnunda teknik direktörü Mustafa Denizli’si ile Avrupa’da yön bulmaya çalışan Galatasaray, Kazakistan temsilcisi Astana karşısında oyun olarak sınıfta kalırken, skor olarak yüzleri güldürdü..
Neydi Aslan’ı rakibinden üstün kılan TT Arena’da, taraftarının önünde oynayacak olması. Daha başka, daha başka; ‘Puan sıralamasında son sırada ve averaj olarak da eksilerde dolanır olması.’ Geriye, kazanmaktan başka bir seçenek bırakmıyordu...
Söz, sahada uygulanması kadar kolay olmuyordu belki ama, madem sarı-kırmızılı ekip rakibi karşısına tam kadro çıktı, sonuca gitme beklentisi, her sarı-kırmızılı futbol severin hakkıydı. Neden? Şampiyonlar ligi olmadı bari Avrupa’nın Ligi için bu iş bugün bitmeliydi.
Maçın ilk 45 dakikasında, ne Galatasaray ne de Astana dengeyi bozabildi. Her iki ekibin karşılıklı atakları, adeta gövde-güç gösterisine dönüştü. Fakat her iki tarafta-takımda, hafif sıklet boksörler gibiydi. Karşılıklı, tabelayı değiştirmeyecek kadar etkisiz ataklar…
Oyunun hemen başında Yasin’in şutu sonuç vermedi. 15. Dakika Astana atağında Twumasi’nin uzaktan şutu, kale direğinden döndü o kadar…
Maçın ilk on beş dakikası gösterdi ki, mücadele her iki ekip içinde eşit şartlarda oynanacak. Güç dengesi-eşitliğinin bozulması ise sahadaki oyun planına göre değil, bireysel oyuncuların becerileri endekslenmiş gibiydi.
Maçın genelinde göze çarpan Yasin’in enerji ve üretkenliğiydi. Gol kimliğindeki Podolski ve Burak Yılmaz’ın yokları oynadığı maçta, Yasin ön plana çıkma başarısı gösteriyor ise, böyle bir durum Galatasaraylının takımıyla övünme hakkını elinden almaya yetiyordu.
Genç oyuncu özellikle maçı ilk yarısında bulduğu pozisyonlarla, rakip kalede gol pozisyonlarına girdi. İlk yarının son dakikasında Burak’a alda at dercesine uzattığı topta, sarı-kırmızılı ekibin gol ayağı biraz beceri gösterebilse, temsilcimizin soyunma odasına önde gitmesi içten bile değildi.
Maçın başlaması ile bitişi arasındaki golsüzlük Galatasaray’ın ‘turlama’ işine yarıyordu. Hal böyle olunca da konuk ekip zaman zaman kalemizi yoklamaya çalıştı. Dakikalar 62’yi gösterdiğinde ‘bir geldi pir geldi’ ve tribünleri şoke eden golü kaydetti...
Konuk ekibin golüne kadar, Galatasaray rakip kaleyi Sneijder ve Selçuk ile yokladı ve netice almadı. Şimdi soruyorum? Galatasaray’da gol atması için kim görevlendirilmişti. Podolski ve Burak. Bu isimlerin ise ‘gol’ kimliğinden eser yoktu. İnsan düşünmüyor değil acaba ‘rakibimi’ küçümsediler, yoksa ‘Şampiyon Ligi’ mücadelesinin altında mı ezildiler! Öyle ya madem golcüsünüz, kimliğinizi ortaya koyun. Fakat neredee!....
Selçuk yine Galatasaray’ı adeta ‘ipten’ aldı. 64. dakikada gelişen sarı-kırmızılı ekip atağında beklenen golü kaydetti. Bu gol aynı zamanda sarı-kırmızılı ekibin Avrupa Ligi kapısını aralamasına demekti.
Maçın son 3 dakikasında Yasin-Umut değişikliği, sanırım teknik direktör Mustafa Denizli’nin vakit doldurma taktiğiydi. Bu dakikaya kadar Podolski ve Burak’ı sahada tutarak nasıl sabır gösterdi, insanın ‘hayret’ diyesi geliyordu. Yatıp kalkıp dua etsin, maç turu için gerekli sonuçla bitti.  
Galatasaray elde ettiği 1-1’lik beraberlikle Avrupa Ligi’ne ‘zorda’ olsa katılmaya hak kazandı. Bu maçla ilgili söylenecek olan tek olumlu sonuç karşılıklı gollerle, sarı-kırmızılı ekibin istediğini almış olması oldu…
Astana maçı bir kez daha bize gösterdi ki, bir takımın kazancı sadece teknik direktör değiştirmekle olmaz. Maç bitip, sarı-kırmızılı ekip sahadan istediği sonuçla ayrılırken bile tribünlerinde ki seyir tarafından ıslıklanıyordu. Çünkü sonuç sevindirici olsa da, futbol olarak beklenin çok gerisinde kalmıştı Aslan.
Twittr-Facebook: ahmetgulumseyen 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.