});

Bir takımın taraftarı iseniz, takımınızın rakipleri karşısından galip gelmesi için dilek ve temennilerde bulunursunuz. Eğer söz konusu ülkenin Milli Takımı ise başarı beklentisinin sayısı artar. Milletçe o mücadeleye odaklanılır. Galip gelme istek ve arzusu en büyük hedef olur...

Fransa’da başlayan Avrupa Şampiyonası’nda da dilek ve temenniler, Ay-Yıldızlı ekip olarak galip gelmek. Fakat bu arzunun karşılığı daha ilk maçımız olan Hırvatistan karşısında ‘suya’ düştü… 

OYUN VE SKOR OLARAK BEKLENENİ VEREMEDİK...

Türkiye’nin Avrupa devleri arasındaki şansı, yer aldığı grup ile değerlendiriliyordu. İşte o takımlardan en önemlisi İspanya’dan sonra Hırvatistan’dı.

Hırvatistan karşısında oyun olarak da, skor olarak da bekleneni veremedik ve 1-0’lık skorla mağlup olduk...

Avrupa Şampiyonası, ilk ayağı olan gruplarda rakiplerin gücü ortada iken, mücadelenin içerisinde yer alan her takım gibi Millilerin önceliği, her maçtan puan çıkarabilmek. Daha ilk maçta bunu başaramamak, moral ve motivasyon olarak geri düşmek manasına gelir ki, toparlanması da o derecede zor!

Neden!.. 

Bu “Neden”in ilk aşaması, rakip Hırvatistan’ın nasıl bir kumaş olduğu. Bizim "kendimizi küçümsemek” şeklindeki maksadımız dışında, rakibin kaliteli isimlerden kurulu kadrosu, oyununu kendi lehine üstün hale getirmesini sağladı...

Kaybedilmiş olarak geride kalan maçtan sonra yapmamız gereken öfkemize hakim olup, yenilginin vicdanı sorgusunu bir kenara mı atacağız, yoksa kim ne konuşursa konuşsun deyip, eleştirileri duymamazlıktan mı geleceğiz!..

KILIK-KIYAFETLER, NEYİ NE KADAR ÖNEMSEDİĞİMİZİN GÖSTERGESİ...

Yapılması gereken şu; önce kendimiz olmalıyızTurnuva başlamadan ve ilk maçta dikkat çeken sırasıyla, heyetin giyim ve kuşamı, futbolcunun saç modeli! Evet, neyi ne kadar önemsediğimizin göstergesi. Bu söylediklerimizle Hırvat maçına motive olmama arasında ‘basbayağı’ bir bağlantı kurabiliriz...

Milli Takıma çağrılan-çağrılmayan şeklinde bir tartışmanın içerisine girmenin, takım çalıştırıcısının kaç para maaş alıp almayacağı, an itibari ile bir anlam ifade etmeyeceğine göre, geriye önümüzdeki İspanya maçına motive olmamız kalıyor!..

Önceki Şampiyonlara da yenilgi ile başlamamıza rağmen, sonrasında başarılı sonuçlara imza atmışız! İstatistik veri olarak bile değerlendirilemeyecek bu tür sıradan yaklaşımların her zaman geçerliliği olma şansı çok zayıf. Tamam, bu takım heyecanı sever, fakat bunun her vakit ayağınız yere sağlam basacak anlamına gelmeyeceğini hesaba katmak gerekmez mi!

PES ETMEK YOK… DİRAYET GÖSTERMELİ...

Alınan her yenilgi, bir güç kaybıdır, kabullenmek gerek. Tabii pes etmek yok, dirayet göstermek gerek. Fakat, gerçekleri de kabullenmek şartıyla! Grubumuzun güçlü ekiplerden oluşması bu görüşümüzün karşılığı...

Diğer, göz ardı edilmeyecek gerçek ise, bu takımın Fransa’da yüksek tempo ile sıra dışı galibiyetler elde etmesi. İnsan düşünmüyor değil, tanınmayacak kadar kötü oluşumuz bu temponun bir karşılığı mı!

Bunun cevabını elbette ki İspanya karşında çıkacağımız maçta bulacağız...

İspanya ilk karşılaşmasında Çek Cumhuriyeti’ni maçın bitimine az bir süre kala attığı golle mağlup etti. Denk kuvvetlerin başa baş mücadelesi. Bu demek oluyor ki, kalan iki maçta da Millilerin işi kolay değil! 

Evet, hiç değil...

Öyle ise yapılması gereken ne!

Buralara nasıl geldik ise onun karşılığını sahaya yansıtalım! Ay-Yıldızlı ekibe gönül verenler, ne başka bir şeyi hayal ediyor, ne de başka bir şey bekliyor… 

Ahmet Gülümseyen; dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.