Son zamanlarda hayli tartışılıyor..  

“Yeni Türkiye - Eski Türkiye”.. 

Zaman zaman buna biz de katılıyoruz.. 

Eskisi böyle, yenisi şöyle.. Şöyleydi öyleydi.. 

Peki biz neyiz!.. Neyin bakiyesiyiz!.. 

Kimin topraklarında adı Türkiye olan Cumhuriyetimizi yaşıyor ve devam ettiriyoruz!..  

Ceddimiz aziz Osmanlı’nın!..

Allah, şanlı ecdadımız Osmanlı’dan razı olsun.. Hepsinin mekânı cennet olsun.. 

Evet, Osmanlı’nın adaletle hüküm sürdüğü o güzelim yıllar..

Başka bir ifadeyle; en eski Türkiye.. 

Osmanlı’nın kurduğu adaletli düzen, fethedilen ülkelere ahlâk, nizam ve intizam getirmiş..  

Sırası gelmişken bir de “O zamanların Türkiye’si”ne bakalım.. 

Neymişiz, nasılmışıaz!.. 

Osmanlı, Türkiye, fark etmiyor zira Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı’nın devamı.. 

Yok ki ayrımız, gayrımız!.. 

Torunlar biziz.. 

Dedelerimiz de elbette şanlı Osmanlı.. 

Aşağıdaki okuyacaklarınızla iftihar edeceğinizi şimdiden görür gibiyim.. Üstüne üstlük  bunları yabancılar dile getirmiş.. 

Objektif.. 

Tespitler de müthiş… 

Tarihe adeta ışık tutulmuş..

Okuyun, değerlendirin..


BİR ZAMANLAR FAZİLETLİYMİŞİZ.. 

Kimsenin malına mülküne göz dikmezmişiz.. Kimsenin namusuna yan bakmazmışız.. Hırsızlık nedir bilmezmişiz.. Dilenciliği meslek edinmezmişiz.. Kimseyi de küçümsemezmişiz..

BİR ZAMANLAR DÜRÜSTMÜŞÜZ..  

Vakti zamanında Londra Ticaret 0dası’nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıymış; “0smanlı milletiyle alış-veriş  et, yanılmazsın ve zarar etmezsin!..”

 

BİR ZAMANLAR İTİBARLIYMIŞIZ.. 

Daha da enteresanı:

1800’lü yıllar.. Amsterdam Ticaret Odası’nın başkanlık toplantısında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılmış ve oylama öyle neticelenmiş.. Ecdadın itibarına bakın!..


BİR ZAMANLAR HARAMA EL SÜRMEZMİŞİZ..  

Fransız müellif Motray, 1700’lerdeki halimizi ahvalimizi şöyle anlatıyor;

 “Türk dükkanlarında bir meteliğim bile kaybolmamıştır.. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkan sahipleri arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgahıma kadar gelmişlerdir..”

 

BİR ZAMANLAR MEDENİYMİŞİZ.. 

İngiliz Sefiri Sir James Portner ise, 1740’ların 0smanlı’sı için şunları söylüyor; 

“Gerek İstanbul’da, gerekse 0smanlı Devletinin diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, şunu ispat etmektedir ki; Türk’ler çok medeni insanlardan müteşekkil bir millettir..”


BİR ZAMANLAR DOSDOĞRUYMUŞUZ..  

Fransız generallerden De Bonneval ise şu hükmü veriyor; 

“Haksızlık, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler’de bulunmaz.. Öyle dürüstlük gösterirler ki insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır..”


BİR ZAMANLAR HIRSIZLIK NEDİR BİLMEZMİŞİZ..  

Yine Fransız müellif Dr. Brayer 1830’ların İstanbul’unu şu sözlerle getiriyor önümüze.. 

“Evlerin kapısının kilitlenmediği ve dükkanların çoğunlukla umumi ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami 5-6 hırsızlık vak’ası görülür..”


BİR ZAMANLAR NAZİK VE ZARİFMİŞİZ..  

Edmondo Amıcis isimli İtalyan gezgini yine 1880’leri anlatıyor..  

“İstanbul’da yaşayan halk, Avrupa’nın en nazik en kibar insanlarıdır.. Sokakta kavga görmek enderdir.. Kahkaha sesi nadirattan işitilir.. 0 kadar müsamahakardırlar ki, ibadet saatlerinde bile Camilerini gezebilirsiniz, bizim kiliselerimizde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz..”


BİR ZAMANLAR HAYATA SAYGILIYMIŞIZ..  

Bu konuda yazar Elisee Recus 1880’lerdeki 0smanlı’yı şu sözlerle anlatıyor;

 “Türk’lerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır.. Bir çok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır.. 

Türkler’le Rumlar’ın karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa bilin ki o evin sahibi Türk’tür..”

Son olarak da Fransız Avukat Pierre Guer’in sözlerini paylaşalım.. 

O da bakın neler demiş; 

Hayvanları beslemek için  vakıflar ve ücretli adamlar gördüm 0smanlı şehirlerinde.. Bu kişiler, sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtıyorlar.. Ayrıca, sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatan kişilere de şahit oldum.. 

Göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarında ‘kuş sarayları’ görebilirsiniz.. 

Bazı insanlar da, sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alıyorlar.. Bunu yapan bir Türk’e bu yaptığı işin neye yaradığını sordum.. 

Şu cevabı verdi; 

‘Allahın rızasını kazanmak için’..

Evet, mazi ile ilgili tespitler böyle, değerli dostlar!..


Netice-i kelâm;

Şimdilere de tekrar dönecek olursak, çocuklarımıza emanet edeceğimiz Türkiye’mizin ilelebet payidar olması adına beklentimiz şudur;

Mazisinden kopmayan, geçmişini küçük görmeyen ve ceddiyle iftihar eden, Türkçe’yi düzgün konuşan ve lisanımızın inceliklerine vakıf, ayakları yere sağlam basan, saygılı, kibar, kendisine güvenen, bir değil birkaç yabancı dil bilen ve de dünyayla entegre olan bir neslin özlemi içerisindeyim.. 

Aziz memleketimizi Allah’ın izniyle şaha kaldıracak nesil de işte böyle bir nesil olacaktır.. 

Mesele, benim penceremden böyle görünmektedir.. 


Sami Özey, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.