"Tükenmedi elbet." diyerek de iki kelimelik bir cümle ile yukarı taşıdığımız sorusuna noktayı da koydu Ali Yıldız, "El-Hamra'da Cuma" diye başlık attığı yazısına; ama ondan önce orada, bugün herkesin "İspanya" diyerek söyleyip geçtiği o "UZAK" beldedeki gözlemlerini ve o iki kelimelik cümlenin ardından da ortadaki "acı" duruma bakın nasıl işaret etti.

İşte yazısı

:

El-Albaicin semtinin insanı yoran yokuş caddelerinden birinin sonunda imdadımıza yetişti La Mezquita De Granada.

Gücümüzün tükendiğini hissettiğimiz bir zamanda, sora sora nihayet bulmuştuk camiyi.

Cuma vakti çoktan geçmişti.

Sadece Gırnata’yı ziyaret eden için değil, Endülüs’te seyahat eden her Müslüman için cami bulmak bir sıkıntı.

Namazlarımızı kıldıktan sonra dostum Abdurrahman ile camide biraz dinleniyoruz.

Suud Devleti’nin yardımları ile yapılmış yeni bir cami burası.

Biz beklerken ikindi namazı vakti giriyor.

Yedi ya da sekiz kişilik bir cemaat ile ikindi namazı eda ediliyor.

Cemaat daha sonra caminin farklı bir bölümüne geçiyor.

Biz camiden çıkarken, onların başladığı zikrin sesi caminin avlusuna kadar geliyor.

Avludan bakınca El-Hamra Sarayı tüm güzelliği ve ihtişamı ile tam karşımızda duruyor.

Şehri bir önceki ziyaretimde sadece El Hamra Sarayı’nın içini görme imkânı olmuştu.

El-Hamra’yı tam karşıdan gören bu Arap/Müslüman mahallesine gelememiştim.

MÜSLÜMAN BİR BELDENİN DONUK BEDENİ...

Bir vadi ile birbirinden ayrılan bu mahalle ve El-Hamra birbirini tamamlayan bir tablo gibi.

El-Hamra’nın pencerelerinden bakınca, mahallenin güzelliğine kapılıp kendinizi sokakları arasında gezerken hayal ediyorsunuz.

Sokaklardaki evlerden birinin bahçesinden günbatımı El-Hamra’ya bakınca, güzelliği karşısında büyüleniyorsunuz.

El-Hamra’nın pencerelerinden temaşa ettikten sonra dolaştık El-Baicin sokaklarında.

Çoğunluğu tek katlı, bazen iki katlı evlerin sırt sırta vererek yayıldığı bir tepenin sırtlarında dolaştık.

Evlerin kapıları, sırtımızı dayayıp dinlendiğimiz duvarları, duvarların üzerine işlenmiş desenleri, bahçelerini süsleyen ağaçları ve çiçekleri ile Müslüman bir beldenin donuk bedeninde geziniyorduk sanki.

Çünkü şehrin ruhu 1492 yılında gerildiği çarmıhta can verme sürecine girmişti.

Şehrin birçok yerine yayılmış devasa Katedraller, saraylar ve binalar; geçen yüzyıllar boyunca Gırnata’yı bambaşka bir bedende tekrar canlandırılma girişiminden başka bir şey değildi.

RUHU KATLEDİLMİŞ EVLER TURİSTİK BİR MEKAN VE BİR MÜZE...

El-Albaicin’in tepesinden vadiye doğru; zikzaklar çizerek, sokaklarında kaybolarak, her köşesine hayran kalarak iniyoruz.

Önünden geçtiğimiz her bir evin kapısı açılacak da “Endülüslü bir Müslüman bizlere selam verip evine buyur edecekmiş gibi” bir duygu kaplıyordu içimizi.

Altından geçtiğimiz her bir perdenin arkasında iri iki göz izliyordu sanki bizi.

Lakin öyle olmadığını biliyorduk.

Ruhu katledilmiş bu evlerin turistik bir mekândan ve bir müzeden başka bir işlevi kalmamıştı artık.

El-Hamra’nın duvarlarına ateş düşüren Güneş’in batmakta olduğunu haber verecek bir ezan değmeyecekti kulaklarımıza.

Karışık duygularla gezdik Endülüs beldelerini.

El-Hamra’nın her duvarına bir mühür gibi vurulmuş “Lâ galibe illallah!” ayetini gördüğümüzde ev sahibi, ulu bir camiden devasa bir katedrale dönüştürülmüş her binada mahzun bir mülteci, sanatın medeniyetle harika meczini hissettiğimizde meraklı bir seyyah fikri meşgul etti zihinlerimizi.

BİZE GELEN BİZDE HAYAT BULMADIKÇA...

Peki iş işten geçti mi?

Endülüs rüyası bitti mi? El-Hamra’da cuma, Kurtuba’da bayram namazı ihtimali tükendi mi?

Tükenmedi elbet.

İman varsa imkân da vardır.

Lakin; göçler Batı’dan Doğu’ya akmadıkça, bize gelenler bizde hayat bulmadıkça, Ehl-i Kitap bizim şiirlerimizi ezberleyip bizim şarkılarımızı çalmadıkça, ilmin kapısı tekrar bizde açılmadıkça söz konusu rüyanın gerçekleşme ihtimali olmayacaktır.

Kan kırmızısı altında bir “Müslüman El-Hamra” hayali kurmak beyhudedir.

Muhtemeldir ki, İspanya kralı göstermek mecburiyetinde kaldığı bir iyi niyet sonucu Kurtuba Camii’ni yeniden ibadete açabilir.

Ya da bizimle ticaret yapabilme adına El-Hamra’nın burçlarından ezanlar okutabilir.

Ne bileyim işte; İspanyol vatandaşlar bizim memleketin vatandaşlığına geçebilmek adına kendi hükümetlerine baskı kurup Endülüs’ün katedral yapılan ulu camilerini tekrar mescitlere çevirtebilir.

İspanya’dan bakınca da İstanbul’dan okuyunca da çok uzak bir tablo olduğunu görmek çok acı veriyor biliyorum.

Tıpkı bin yıl önce güneyden kuzeye çekilen bir Katolik papazın yüreğinde tezahür eden acı gibi.

Haydi bismillah!

Ama evvela bizlerin ümmet olarak şu “Mulûküt-Tavâif” döneminden derhal kurtulmamız şart!

Ali Yıldız, Diriliş Postası -9 Ağustos 2017, Çarşamba-

Yazıda, -rahat okutma amaçlı- bazı siyahlaştırma ve ilave paragraf açmalarla ara başlıklar bize aittir.

dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir