"Ezberci eğitim, taklitçi nesiller üretir. Taklit eden nesil, akıl ile (kullanmayıp) üretemediği için mecburen tüketim toplumuna dönüşür. Çünkü taklit edebilmek için bile tüketeceği örneklere ihtiyaç duyar, bunu bir de makro ölçeğe taşırsak durumun vehametini ortaya sermiş oluruz.

Acilen, şekilcilikten kurtulup, manaayı kavratacak metodlara yönelltilmeli toplum.” demişti Ali Karani bir defasında.

*

Da…

"Bu ezber” de bozulmalı artık!

Eğitimin temeli/esası ezberdir!

"Taklit”te de bir sakınca yok! 

Herkesin her konuda yeterliliği beklenemez. Üretim de mümkün taklitle. Taklitle “Tüketim toplumu" olunabiliyorsa “Üretim Toplumu” da olur hasılı.

Akıl da derece derece ve her derece de herkesin harcı değil.

Fikir"se, tefekkür olmadığı için zaten yok derecesinde. 

Fikir sahipleri, dünya toplam nüfusunda yüzde ile ifade edilecekse eğer, bir Amerikan araştırmasına göre bu oran sadece yüzde 2 imiş. Nerede ne zaman hangi ölçülerle yapılmışsa artık; hadi yüzde 10 deyin, 50 - 60 olması asla mümkün değil, yüzde beşi bile bulmayacağı aşikar.

Fikir”den kasıt, “yaratmak” yani. Ortaya bir düşünce, yeni bir şey, olmayanı getirmek.

Birileri yaratır, diğerleri onu geliştirir, daha geniş bir yüzde de onunla yürür, akıl da yürütür, o fikirden fikir de üretir.. (“Yaratmak Allah’a mahsustur” denir, doğru o ölçüde yaratmak evet… Benzeri bir yaratıcı yoktur! Esma’sından başka sıfatlarda olduğu gibi “Halîk” sıfatını da yarattıklarına -kimine az, kimine çok- vermiştir. Neticede, “Allah, yaratanların en güzelidir...” -Ahsen’ül Halikin…-)

Herkes bir şeyler yaratacak, herkes üretecek, herkes eğitecek-eğitilecek, herkes herşeye vakıf olacak diye bir şey de yok!

"Kapasite” diye bir “şey” de var. Kapasite kadar alınır-verilir her şey de. 

Ben bir bardak ölçeğinde, sen bir kova ya da havuz büyüklüğünde isen, benim dolup taşmamla senin dolup taşman aynı zamanda gerçekleşmez -akışa göre, bunun gerçekleşmesi de mümkün elbet- nereden nasıl, ne şekilde beslendiğin de önemli amma dolmadan taşmak mümkün değil.

Dolmadan taşmaya çalışanların ülkesindeyiz. Fikirse hak getire!

Ya kendi kendine dolacaksın ya bir yerlerden beslenerek dol-(durul)acaksın; akışın nereden olduğu da önemli ya!

Bardak, inceden akan bir musluktan dolana kadar kova, daldırılıp çıkartılarak da doldurulabilir. Ne ile dolduğunun da önemi yoksa tabii.

Herkesin de öncü olması gerekmez. Herkes haddi ölçüsünde, sınırları çerçevesinde “önder" de olabilir, aklını da kullanabilir. Yolu da yolunu da bulabilir.

"Avam her yerde avamdır” der Cemil Meriç. Kitleler de yığınlar da her yerde kitle ve yığındır.

Hedef de hemen her konuda, her zaman, her yerde o yığınlar o kitlelerdir.

Kitlelerse başıboş bırakılır da hak belletilemezse ya kendini ya karşısına konulan ne varsa onu yok eder. Bu, kitlelere de haksızlıktır.

Önce ezber, sonra ne varsa, Allah ne verdiyse artık.

Ezberse, uyuşma uyuşturma değil, ne verilirse, her ne var ise alacak olan dimağa önce hakkı, haktan olanı, hak olanı ustalıkla yerleştirme.

“Ezberci eğitim…” diye diye insanlar tek tek ve de kitleler, tarihinden geleneğinden, örf ve adetlerinden, en önemlisi de Kur’an-ı Azim’üş-Şan'dan kopartılıp, başıboş bireyselciliğe iteklendi.

İnsanlar ezberlerinden utanır, utandırılır hale getirildi. 

Başıboş fertlerden, başıboş yığınlar türetildi.

Sadece hafızaya birşeyler yerleştirilmesi değil.

"Ezber"in ne olduğu, kim ya da kimler tarafından oturtulduğunun önemi de ayrıca dikkat gerektirir ki o sebep ya da sebepsiz küçük akıl yürütmeler “Çarpım Tablosu” ezberinden de kaçırttı/kaçındırdı kimilerini.

En basiti, ezber olmazsa ana dilden ötesine nasıl geçilecek başka bir dili nasıl öğretecek/öğreneceksiniz!..

Hafıza, ezberle güçlenir, dahası akıl da nasıl su akar yatağını bulursa manayı öylece arar bulur.

İdrak, ezberin üzerine bina edilir, uyarı ve hatırlatmalar da yansır bir yerlerden ve had böylece çizilmiş olur.

Haddi belli olanın sınırları da bellidir ki o sınırların ötesini görme/kavrama da ötesine geçme de daha net ortaya konur.

Herkesin "had bilir" olması ile “ezberci eğitim” de yerli yerine oturur.

Asıl önemlisi de buralarda bir yerde “eğitim” var mı o sorgulanmalı.

Başında sonunda “eğitim”in geçtiği ne varsa sakat ve sorunlu. Misal, ne ortadaki "Askeri eğitim” tam anlamıyla “eğitim", ne “Milli Eğitim”de milli bir hedef ya da milli eğitim var. Olan, değişen ve dayatılan tekrarların gösterilmesi / öğretilmesinin ötesinde değil…

At eğitimi, köpek eğitiminin bile ol(a)madığı bir yerdeyiz mesela; değil ki insan eğitimi. (Yarıştırılan atlar eğitilmiyor, kamçılanıyor, ne filmlerde oynatılan, ne farklı durumlar için eğitimli beygirlerimiz var; köpek eğitiminde ise şimdi şimdi dar ve sınırlı birşeyler var belki hepsi o)

Eğitim, tekkelerde, dergah ve medreselerin yahut mesleki birliklerin elindendi; ezber ve taklit de işin esası ve temeliydi; hepsi yok edildi. Edilmeliydi de belki, çığırından çıkmış, haddini aşmış durum, bunu getirdi belki; amma yerleri doldurul(a)madı.

Boşluk doldurulamayınca da başıboşluk, çaresizlik ve iş bilmezlik hükümferma oldu.

"Ezber" şart! “Eğitim” ise bir sonrası. Cendereye sokmak, kalıplar dayatmak değil. 

Doğruyu, “HAK" olanı, iyiyi, güzeli ezberletemez, belletemezsen, kime hangi eğitimi verebilirsin. Her sistemde herkes hakkı ve nasibince alır alacağını.

“Ezber” hak ve hakiki olandır. Göklerden gelendir. Dayatılan değil, işaret edilendir.

Şekilcilikle başlar hayat, o şekil evrile evrile gelişir ve nihayetini de bulur sonuçta.

“Ezberci Eğitim olmaz/olmasın...” nidaları ile gelinen nokta apaçık ortada duruyor.

“Neyin ezberi” demenin de manası yok!..

Varılmak istenen "yer" ne ise onun için çıkılan yolda, ezber de şekil de esas değil, girilecek yolun başlangıcıdır sonuçta, manayı kavramanın yolu da budur; bu usülle girilen yoldan hayırla çıkılacağı da görülmelidir.

:

Adına “Eğitim-Öğretim Yılı” denen 2018 -2019 ders yılı, hayırlara vesile olsun!

.

Yunus Fırat, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir