2 yazı birden... ilk olarak, "Dostluk hukuku, kardeşlik ahlâkı, arkadaşlık âdabı” başlığı altındaki yazısı ile İbrahim Tenekeci ve ardından, "Ruh sağlığımız için dostluk ve arkadaşlara ihtiyacımız var” başlığı altında Medaim Yanık’ın yazısı… İlkinde, bir kitaptan alıntılar ve "özlü sözler" de var ki her bir alıntı bir başka güzelliğe işaret ediyor.

İşte, aynı gün iki farklı gazete köşesinde yayınlanan ve arşivden ama o kadar da uzak bir tarihten değil, her ikisi de geçen Mayıs'ın 13'ünde okurla buluşmuş peş peşe o iki yazı

:

Dostluk hukukuyla, kardeşlik ahlâkıyla, arkadaşlık âdabıyla ilgili çok yazı kaleme aldık.

Özellikle şu günlerde, bu tür çalışmalara daha çok ihtiyacımız var.

Çünkü kardeşliğimiz irtifa kaybediyor.

Birçok noktada ve meselede, menfaat, maneviyatın önüne geçiyor.

Gidişat: Tanıdık çok, arkadaş yok.

İnsanlarla dostluk kurmak, güzel huylu olmanın icaplarındandır. 

Kuramamak ise sıkıntılı bir halin habercisidir.

Peygamber Efendimizin mübarek sözüdür bu: “Mümin; geçinen, geçinilebilen kimsedir. İnsanlarla dostluk ve ülfet etmeyen, kendisiyle de dostluk edilemeyen kişide hiçbir hayır yoktur.”

Server Yayıncılık, kıymetli kitaplarla tekrar gönül hânemizi şenlendirdi.

İslâm'da Dostluk ve Kardeşlik Adabı isimli kitabı bir müjde gibi aldık, hemen okuduk.

Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendi'nin hizmetleri vefatından sonra da devam ediyor. Dünyadan ayrıldı ama biz ondan ayrılamadık.

Hocaefendimiz, İmam Gazzâli'nin dostluk ve kardeşlik konusundaki emeklerini günümüze getiriyor.

Bize düşen okumak, anlamak ve inşallah uygulamak.

Yazımızın buradan sonrası çoğunlukla bize ait değil.

Kitaptan iktibaslar yapacağız.

***

Dostluk iyi huyun, dargınlık ve ayrılık ise kötü huyun meyvesidir. (Sayfa 13)

Hazreti Ömer'in sözü: Sizden biriniz, bir başkasının sevgisine nâil olursa, ona sımsıkı sarılsın. Çünkü bu çok nadir zuhur eder. (26)

Kişinin kardeşinin yüzüne sevgi ve merhametle bakması ibadettir. (27)

Bilinmelidir ki her insan arkadaşlığa layık değildir. Arkadaş, kendisiyle arkadaşlık yapmaya sebep olacak birtakım meziyetler ve sıfatlarla temayüz etmiş olmalıdır. (65)

Fasıkla arkadaşlıkta hayır yoktur. Menfaatler değiştikçe onun da hareketleri değişir. (68)

Senin iyiliklerini herkese duyuran, kötülüklerini saklayan kimseyle arkadaşlık et. (71)

Câfer-i Sâdık, “beş kişiyle arkadaşlık etmeyin” buyuruyor. Bunlardan biri, korkak olandır. “Çünkü o seni ele verir. Müşkül anlarda kaçar ve seni yalnız bırakır.” (72)

Kardeşler üçtür: Onlardan biri gıdaya benzer, onsuz olmaz. Diğeri ilacı benzer, her zaman değil, bazen ihtiyaç duyulur. Üçüncüsü de dert gibidir, kimse ona asla ihtiyaç duymaz. / Me'mûn (73) Yine de gelip seni bulur.

Dünyevî menfaatlerine düşkün olan bir kimseyle arkadaşlık, öldürücü bir zehirdir. (74)

Huylar birbirinden -sahibi farkına varmayacak şekilde- bir şeyler kapar. Dünyaya düşkün olanla düşüp kalkmak insandaki hırsı tahrik eder. (75)

Arkadaş, arkadaşının hoşuna gitmeyecek bir sözü söylemekten sakınmalıdır. (92)

Arkadaşının kötülüklerini ve ayıplarını zikretmek, her müslüman için haramdır. (92)

İbnü'l Mübârek'ten: Mümin, kusurlara mazeret bulmaya çalışır; münafık ise kusur araştırır. (93)

***

Kitap boyunca nasihat ve uyarılar sürüyor. Mesela: “Münakaşayı seven kimseyle dostluk edilmez.” Bu bize ne söylüyor?

Arkadaşımız, bizim makamımızda olandır. Dostluğun hakikati budur.

Arkadaşlığın ayakta duruşu, konuşulan ile yapılanın uygunluğuna bağlıdır. Ayrıca şefkatli davranmak, fedakâr ve vefakâr olmak gerekir.

Peygamber Efendimiz'den: Kişinin müslüman kardeşini tahkir etmesi, kötülük olarak ona kâfi gelir. (104)

Altını çizdiklerimizi paylaşmaya devam edelim: İnsanların en âcizi arkadaş bulmakta geri kalan; ondan daha âcizi ise bulduğu arkadaşı zayi edendir. (105)

Ebu Derdâ'dan: Arkadaşın değişip olduğundan başka bir hal takınınca, onu bu sebepten terk etme. Çünkü arkadaşın bir bakarsın şaşırır, bir bakarsın doğru yola gelir. (120) Son zamanlarda yaygınlaşan linç kültürüne bu söz eşliğinde yeniden bakalım.

“Allah'ın kullarının en kötüleri söz taşıyıcılar, dostların arasını açanlardır.” (126) Peygamber Efendimiz böyle buyurmuştur.

Kimseyi bir başkasına karşı zulüm işlemeye teşvik etme. (156) Hepimizi yakından ilgilendiren bu nasihati tekrar edelim: Kimseyi bir başkasına karşı zulüm işlemeye teşvik etme. 

İyi gün dostundan şiddetle sakın, çünkü o, düşmanların en büyüğüdür. (157)

Bütün bunları okuduktan sonra ancak şunu söyleyebilirim: Dostlarımıza yorgunluk değil, ferahlık vermeliyiz.

***

Kitaplarda ne güzel şeyler var.

İbrahim Tenekeci, Yeni Şafak -13 Mayıs 2017, Cumartesi-

:

Ve aynı minvalde bir yazı daha

:

Ruh sağlığımız için dostluk ve arkadaşlara ihtiyacımız var

Mizaç özelliğimizin içedönük – dışadönük spektrumunda bir yerde olması, psikoloji/psikiyatrinin uzun zamandır vurgu yaptığı meselelerden biri.

Bazılarımız ağırlıklı olarak içedönük tarafta, bazılarımız dışadönük tarafta, çoğunluğumuz ise ortada bir yerde bulunuyor.

Bu mizaç yapımız en az yüzde 50 oranda yapısal, yani genetik.

Yalnızlık, sosyal izolasyon içinde olmak ise, içedönük olmaktan farklı bir şey.

Yalnız olmak, başka insanlarla yakın bağlar içinde olmamak demek.

Hayatında dostun, arkadaşın, kankan vb. olmaması demek.

Diğer insanlarla bağlantının zayıf veya neredeyse olmaması demek.

Başkalarıyla sosyal bağlarla bağlanmak, duygusal alışverişler yapmak, beraber aktiviteler içinde olmak hem ruh sağlığımız hem de bedensel sağlığımız için koruyucu.

Neredeyse mutlu olmamızın en önemli belirleyicisi.

Yalnız olmak ise aksine hem bedenimize hem de ruhsal dünyamıza zarar veriyor.

İçedönük olup insanlarla anlamlı bağ kurmak mümkün

İçedönük olmak veya dışadönük olmak tek başına övülecek veya yerilecek bir şey değil.

İki tarafın da avantaj ve dezavantajları var.

İkisinin de aşırı şekilleri problemler oluşturabilirken, ılımlı halleri pek sorun çıkarmaz.

Önemli olan mizaç özelliğimizin ve bu özelliğin hayatımıza neler getirdiğinin farkına varmak, o özelliğimizle barışık olmak ve bu özelliğimizi dikkate alarak hayatımıza düzenlemeler yapmaktır.

Yalnızlık bağlanmanın karşıtı

Yalnızlık psikolojik ve sosyal açıdan risk faktörü.

İnsan doğası gereği “bağlanan” bir varlık.

Anne ile çocuk arasında başlayan bağın, artarak başka kişilerle hayat boyu devam etmesi gerekiyor.

Yalnızlık aslında “bağlanma” halinin karşıtı.

Bu anlamdaki yalnızlık, geçici bir uzlete çekilme halini anlatmıyor.

Veya kişinin kendi zihniyle baş başa kaldığı, nitelikli zaman geçirmeyi veya tefekkür halini de tanımlamıyor.

Burada sorunsal olan, kişinin başkalarıyla anlamlı bağ kurmaksızın, boşta ve kendine kalma halini tanımlıyor.

“Sosyal izolasyon” anlamında yalnızlıktan bahsediyorum.

Yalnızlık içedönük olmanın doğal ve kaçınılmaz sonucu değil

Bu yazının özü şu mesaj üzerine kurulu:

İçedönük olmak anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir hal.

Normalin bir versiyonu.

Bu sebeple de savaşılacak bir durum değil.

Sosyal yalnızlık ve sosyal izolasyon ise mücadele etmemiz gereken bir durum.

Çünkü yalnızlık içedönük mizaca sahip olmanın doğal ve kaçınılmaz sonucu değil.

Bir kişi içedönük mizaca sahip olup, insanlarla güçlü sosyal bağları olabilir. Grubun içinde çok konuşmayabilir ama bir grubun anlamlı bir üyesi olabilir.

Sonuç olarak, esas sorun, aşırı olmadıkça, içedönük olmak değil, insanlarla bağ kurmadığımız, sosyal izolasyon hali olan yalnızlık.

İçedönüklük yalnızlaşma eğilimine katkı sağlasa bile, mutlak neden olarak gösterilemez.

İçedönük olmakla savaşmamız gerekmez ama sosyal izolasyon anlamındaki yalnızlıktan çıkmak için mücadele etmek gerekli.

Sağlıklı ruh hali için dostluk ve arkadaşlıklara ihtiyacımız var.

Medaim Yanık, Star -13 Mayıs 2017, Cumartesi-

:

Yazılarda, bazı fazladan paragraf atlatmalarla siyahlaştırmalar bize aittir.

dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir