- GECE SOHBETİ -

:

Bazı olumsuz olaylar karşısında zaman zaman yeise düşeriz.. Moralimiz bozulur.. Tabiri caiz ise süngümüz düşer.. Yıkılır gideriz..  

Bazen de çok sevindiğimiz anlar olur.. İçimiz içimize sığmaz.. Göğsümüz kabarır.. Gülücükler atar dururuz..

Ama hangisi hayırlı, hangisi hayırsız olduğunu kestiremeyiz..

Peki sonra?..

Sevindiğimiz veya beğendiğimiz olaylar, bir de bakarız ki bizi pişman eder.. Olumsuz gibi gördüklerimiz ise zaman içinde bize öyle pozitif anlar sunar ki şaşırır kalırız.. Ve şükrederiz..

Anlatacağım olay da bunlardan bir tanesi..

Beğeneceğinizi umuyorum..

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi.. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı..

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

Bana hayranlıkla baktığının farkındayım.. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!.

Kekeleyerek: nasıl, anlayamadım, diyebildi yaşlı kadın..

Fincan devam etti; demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi, beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu.. 

Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp, yeter, lütfen dur artık,  diye bağırmak zorunda kaldım..

Ama usta sadece gülümsedi ve daha değil, daha zamanı gelmedi diye cevap verdi.. 

Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu, burada döndüm, döndüm, döndüm.. Döndükçe başım da döndü. 

Sonunda yine haykırdım;

Lütfen beni bu ızdıraptan kurtar, artık dönmek istemiyorum!..

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu..

Henüz değil..

Derken beni aldı ve fırına koydu.. 

Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı.. 

Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum.. 

Fırın gitgide ısınıyordu.. 

Aklımdan şöyle geçiyordu, beni yakarak öldürecek, herhalde..

Fırının duvarlarına var gücümle vurmaya başladım.. Bir taraftan da bağırıyordum..

Usta usta, lütfen izin ver de buradan çıkayım!..

Pencereden onun yüzünü görebiliyordum.. Oh ala gülümsüyor ve yine daha değil, diyordu..

Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı.. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum.. Beni masanın üstüne koydu ve biraz sonra bir boyayla bir fırça getirdi..

Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı.. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum..

Lütfen usta yapma, gıdıklanıyorum ama, dedim.. 

Onun cevabı ise aynıydı; 

Henüz değil, daha zamanı gelmedi..

Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı.. Korkudan ölecektim, hayır beni yine fırına sokma, lütfen diye bağırdım..

O beni duymadı bile, fırını açıp beni içeri tekrar itti ve  kapağı kapattı.. Üstüne üstlük ısıyı bir öncekinin iki katına çıkardı.. Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak,  diye düşündüm.. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine daha değil, diyordu.. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının döküldüğünü gördüm..

Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, bir anda kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı.. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum.. Usta beni yüksekçe bir rafa koydu ve şöyle dedi:

Evet, işte şimdi tam da zamanı geldi.. Tam istediğim gibi oldun.. 

Ardından devam etti..

Kendine bir bakmak ister misin?..

Heyecan içerisinde, evet dedim..

Bir ayna getirip önüme koydu..  Gördüğüme inanamıyordum.. Aynaya tekrar tekrar baktım ve bu ben değilim.. Ben sadece bir çamur parçasıydım..Ne hale gelmişim.. 

Evet bu sensin dedi usta.. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin..

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin..

Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın..

Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın..

Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı..

Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu..

Mukavemet kazandın..

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde..

Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını bir anda hayretle fark ettim..

Ey kıymetli ustam.. Sana güvenmediğim için beni affet!..

Bana zarar vereceğini düşündüm..

Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını nereden bilebilirdim.. Hiç fark edemedim.. 

Bakışım kısaydı, ufkum dardı.. Ama şimdi benden harika bir sanat eseri meydana getirdiğini görüyorum..

Benim sıkıntı ve acı gibi gördüğüm şeyleri bana yaşattığın için teşekkür ederim..

Evet kıymetli dostlarım..

Usta fincanı, ALEMLERİN RABBİ ise insanı şekillendirir.. 

Sadece tatda ki değil, acıda ki hikmeti de görelim..

Kahrın da hoş, lûtfun da hoş, demesini bilelim..

Ama gönülden söyleyelim.. 

Vesselam..

.

Sami Özey, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir