Türkiye’de gündem ne enflasyon ne yaklaşan yerel seçimler!

Kamuoyu, kayıp Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yla yatıp kalkıyor. 

Olayın merkezindeki isimlerden birisi de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed el Uteybi.

Bu soyadla tanınan birçok isim mevcut. 

Suudi Arabistanlı yazar, İslami akımlar araştırmacısı, Suud sarayından beslenen Şarkul Evsat muharrirlerinden üst düzey gazeteci Abdullah Uteybi de bunlardan biri. 

Uteybi soyadını taşıyan bir başka ünlü isim Guantanamo’da esir tutulan ve ABD’li yetkililerce 28 Aralık 2007’de Suudi makamlarına teslim edilen Abdullah Ali el Utaybi

Uteybiler günümüzde Arap yarımadasında bilinen kabilelerin en büyüklerinden. 

Suudi Arabistan’da Necid ve Kasîm bölgelerinde yaşadıkları gibi Bahreyn, Kuveyt ve Katar’da yerleşikler. 

Necid / نجد, Arap Yarımadası’nın ortasında bulunuyor ve Arap Yarımadası’nın en yüksek noktası. 

Arap Yarımadası’nın eyalet merkezi. 

Necd’in kuzeyinde Takov Ovası, doğusunda El-Hasa, güneyinde Zahne Ovası, batısında ise Asir ve Hicaz vilayetleri bulunmaktadır. 

Eyaletin yüzölçümü tahminen 180.000 kilometrekaredir. 

Orta Arabistan’ın ‘harre’ tabir edilen volkanik taşlık alanlar ve özellikle Hicaz’ın doğusundaki dağlık bölgelerdir.

UZUN YILLAR OSMANLI DEVLETİNE SADIK KALDILAR...

Arabistan’ın büyük kabilelerinden, Adnânîler’e mensup Arap kabilesi Benî Uteybe, tarih sahnesine Necd bölgesinde çıkıyor.

Mensupları daha çok yarımadanın hayvancılığa uygun alanlarında yaşıyordu.

XVII. yüzyıla kadar yaşayış tarzı ve olaylardaki rolü hakkında dişe dokunur bir malûmat bilgi yoktur. 

Bu yüzyıldan itibaren yarımadanın çeşitli bölgelerine dağılan Uteybeliler, Necid’den başlayarak Hicaz bölgesinin doğu kesimlerinden Kasîm’e, güneyde Kahtân, Sübey‘ ve Şelâve’ye kadar geniş bir alana yayıldılar. 

Az bir kesimi de Mekke ve Tâif civarındaki dağlık bölgelerde ikametlerini sürdürdü. 

Uteybeliler özellikle siyah deve yetiştiricilikleriyle tanınırdı. 

Necd kıtası, Arap yarımadasının 1/20’si olup Kanuni Sultan Süleyman zamanında Portekizlilerin Basra Denizi’nden uzaklaştırılmalarından sonra, Bahreyn ile birlikte Osmanlı Devleti’ne katılmıştı.

Uteybe kabilesi uzun yıllar Osmanlı Devleti'ne sadık kaldılar ve Osmanlı ordusunda askerlik yaptılar.

Bu özelliklerinden dolayı günümüzde Suudi Arabistan ordusunun omurgasını oluşturan Ulusal Muhafızlar, geleneksel şekilde mensuplarını Uteybe ve Mutayr kabilelerinden seçer.

Suud ordusunda mevcudiyetlerini, kraliyet ailesine sadakatlerine borçlular. 

Türkler, Arabistan yarımadasından çekilmeden önce Osmanlı ordusunda askerlik yapan Uteybe kabilesi mensupları, Suûdîler’le (Abdülazîz b. Abdurrahman) Şerîfler (Şerîf Hüseyin) arasındaki mücadelelerde aktif yer aldılar. 

İbn Suûd ile birlikte 1907’de Reşîdîler’e üstünlük sağlayan Uteybeliler, bundan sonra Suûdîler’le iş birliğine devam ettilerse de Şerîf Hüseyin’e karşı büyük sempati duyuyorlardı. 

Bir süre Şerîf Hüseyin’le beraber hareket ettiler, ardından Suûdîler’in safına geçerek Suudi Arabistan’ın kurulmasında önemli rol oynadılar. 

1979’da Kâbe baskınını gerçekleştiren hareketin lideri, Cühayman b. Muhammed el-Uteybî de bu kabiledendi. 

1936’da doğan Cuheyman, Suudi Arabistan kraliyet muhafız alayının 18 yıl komutanlığını yaptı. 

Sade ve dindar bir hayat sürmeye gayret eden, diğer taraftan dünya görüşü ve kültür birikimi üst düzeyde biriydi. 

Yazdığı risaleler birikim ve tecrübelerinin deliliydi. 

Daha sonraları dinen meşru görmediği bir işte çalışmak istemeyen Cuheyman, toplum nezdinde saygın kabul edilen işini bırakarak yönetimin karşısına geçti.

"SUUDİ PRENSLERİN İSRAF VE TAŞKINLIKLARI KABUL EDİLEMEZ... DEVLET, DİNEN MEŞRUİYETİNİ YİTİRDİ" DİYE...

Önce muhafız alayı komutanlığından ayrıldı. 

Yarım kalan eğitimine Medine İslam Üniversitesinde devam etti.

Suudi başmüftüsü olan Abdulaziz bin Baz’dan dersler almaya başladı ama adı geçenin rejime bağlılığından dolayı ondan uzaklaştı. 

Cüheyman, daha sonra kendi risalelerini ve makalelerini kaleme aldı. 

Bu süreçte İbn Baz ve benzeri devletçi ve gelenekçi âlimlerden ziyade, Nasır el-Ömer, Aiz el-Kami, İbrahim ed-Duveyş, Muhammed b. Said el-Kahtani gibi isimlerden oluşan ve kendilerine Şuyûhü’s-Sahve (uyanış âlimleri) denilen yeni bir Selefi ulema neslini önemsiyordu. 

Özellikle Suudi prenslerinin israf ve taşkınlıklarının kabul edilemez olduğunu risalelerinde aktaran Cuheyman, Suud devletinin dinen meşruiyetini yitirdiğini tekrarlıyordu.

Cüheyman’ın dedesi, Uteybe kabilesi lideri İbn Humeyd Sultan bin Bicad, 1929’da Sebila’da, Kral Abdulaziz kuvvetleriyle girdiği çarpışmada öldürülmüştü. 

Cuheyman’ın Suudi hanedanına karşı muhalefetini ailesinin bu geçmişine dayandığı söylenmekte. 

Cüheyman’ın 22 gün süren Kâbe baskınında gösterdiği başarısı, hem askeri kapasitesiyle hem de ordu/emniyet içerisinden aldığı yardımla açıklanabilir.

Suudi Arabistan’da önemli dini hareketler 1979’dan itibaren siyaset sahnesinde yeniden etkili olmaya başladı. 

İlk olarak, Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi, aralarında Muhammed b. Abdullah el-Kahtani’nin de bulunduğu yüzlerce takipçisi 20 Kasım 1979’da Beytullah’ı ele geçirip Suud ulemasına Kraliyet Ailesiyle yaptıkları ittifaktan ayrılmaları çağrısında bulundular.

Yazdığı bir dizi risalede UteybiKrallık’ta mevcut toplumsal, ekonomik, dinî ve hatta siyasî karışıkları modern değişim hızına ve Suud ailesi ile ulema arasındaki tarihsel ittifaka bağlamıştı.

Uteybi, Muhammed b. Abdulvahhab ve Muhammed b. Suud arasında 1744’de yapılan dinî-politik ittifaka da karşı çıktı. 

Beyrut doğumlu RAND Corporation Ortadoğu uzmanlarından Joseph A. Kechichian’ın da belirttiği gibi Kabe Baskını, Mekke’de meydana gelen sıradan bir olay değildi. 

Sadece Krallığın doğu bölgesinde yaşayan yoksul Şiilerin başlattıkları karışıklıklarla bağlantılı da değildi. 

Bu, doğrudan Suudi Hanedanlığı’nın itibarına indirilmiş bir darbeydi. 

O gün bu gündür Suudilerin karizması çizik.

22 gün süren çatışmalarda, ilk operasyonları kendisi düzenlemiş olan Suud güvenlik güçleri, başarısız operasyonlar sonrası Fransızlardan yardım istemiştir. 

Fransız anti terör timinin (Groupe d’Intervention de la Gendarmerie Nationale – GIGN) operasyonlarıyla sona eren baskın sonucunda Kâbe’nin duvarları zarar görmüş ve yüzlerce ceset, Kâbe avlusunu doldurmuştur. 

SABAH NAMAZI SIRASINDA YAPILAN BASKINLA EMNİYET HAZIRLIKSIZ YAKALANDI...

Suud yönetimine karşı olan bu başkaldırış, halkına yönelik meşruiyetini dinden aldığı bilinen Suudi Arabistan devletinde derin endişelere yol açtı.

İsyancılar, operasyon öncesinde Kâbe’nin haritasını çıkartmış ve yüzlerce yıldır kullanılmayan mahzenleri harita üzerinden işaretlemişlerdi. 

Şehre giden yer altı tünelleri, Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutularak baskından sonra güvenlik güçlerinin Haremi-Şerif’e girmeleri zorlaştırılmıştı. 

Askeri yapı içinden alınan destekle bu mahzenlere yerleştirilen silahlar, ilk yardım malzemeleri ve erzaklar ile günlerce direniş gösterebildiler. 

Eylemin sabah namazı sırasında yapılmasıyla, emniyet hazırlıksız yakalanmış ve operasyonun devamı için zaman kazanmıştır. 

Kâbe’nin içine yerleştirilen savaşçılarla ve özellikle minarelere yerleştirilen keskin nişancılarla girilmesi güç bir mekân kurmuşlardır. 

Suud rejimi, çare olarak Fransız anti terör timinden (Groupe d’Intervention de la Gendarmerie Nationale – GIGN) yardım istemiştir. 

Fransızların eyleme müdahale etmesi ise başka bir problemi ortaya çıkarıyordu ki o da dinen gayri Müslimlerin Kâbe’ye girmelerinin yasak olmasıydı. 

Bu problem de Fransız güçlerine, Mekke bölgesine girmeden önce, kâğıda yazılan Kelime-i Şahadet okutularak Fransız güçleri sözde Müslüman yapılmasıyla aşılmaya çalışılmıştı. 

"Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed el Uteybi bu olayların neresinde?" diye sorarsanız tam ortasında derim.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com
Twitter: @oc32oc32

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir