});

Necmettin Erbakan’ın Fatih Camii’nde cenaze namazının kılınıp Merkezefendi’deki ebedi istirahatgâhına defnedildiği 28 Şubat 2011 günü, gazete köşelerinde kim ne yazdı…

O gün yayınlanan gazeteler arasında yerini muhafaza edenler olduğu gibi, bunlardan kimi kapandı, kimi el değiştirdi, kimi de o günden bugüne epey farklılaşarak köşelerinde de çeşitli değişikliklere gitti.

Vefatı ile Türkiye’yi olduğu gibi İslâm Âlemini de sarsan merhum Erbakan’ın kendisine karşı yapılan tarihi 28 Şubat ihanetinin sene-i devriyesinde gerçekleşen cenaze töreni ile aynı gün gazete köşelerinde kalem tutanların onun hakkında yazdıklarından bazı pasajlar aktarıyoruz…

İşte, o günün, Akşam, Sabah, Hürriyet, Milliyet, Radikal, Zaman, Milli Gazete, Yeni Şafak, Türkiye, Posta, Habertürk, Akit, Bugün, Star’ına kadar kimi yitmiş gitmiş, kimi var kimi yok, kiminin isimleri bile silinmiş, kimi o günden bu güne ne dediği hala belli olmayanına kadar tam 60 (yazı ile altmış..) gazete köşe yazarının yazılarından kimi uzun kimi kısa bir not gibi hepsi aynı gün (28 Şubat 2011) yayımlanmış Erbakan hakkında yazılar..

Sadece o yazıların içersinden başlık olarak çıkardığımız kısa cümleler bile bakın ne kadar çok şey anlatıyor

:

Besmele…

Bismillahirrahmanirrahim… Bismillahirrahmanirrahim… Bismillah... Uzun boylu, iri yarı adam, hüzünlü bir yüzle koridorda volta atıyordu.

Bayramdan üç gün önce tutuklanmasından bu yana sürekli abdest alıyor, namaz kılıyor, dua ediyordu..

Kalan vakitlerinde de Dil Okulu’nun koridorlarında, bahçesinde besmele çekiyordu. 

“Liderler Hapishanesi” kitabında bu cümlelerle ken-disinden söz ettiğim kişi, cezaevi arkadaşım Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı… (…)

Oral Çalışlar, RADİKAL

:

“Erbakan’ın mirası” ile Erdoğan’ın hareketi epey farklı şeyler…

(…) Dindar bir Müslümandı ve Bülent Arınç’ın dün televizyonda söylediği gibi, “siyaseti Allah rızası için yapan” bir insandı.

(…) Türkiye demokrasisine kuşkusuz büyük katkı sağladı: Diğer bazı Müslüman ülkelerde “devrimci” bir nitelik kazanan, hatta “silahlı mücadele” yoluna sapan İslamcılık ideolojisi, Erbakan hareketiyle demokratik sistemin bir parçası haline geldi. (…)

Demokrasiye dahil oluşun tetiklediği “değişim” dinamikleri ise, sonunda, Milli Görüş’ün içinden onu da aşan bir damar çıkardı ki, AK Parti, mâlum, bu sayede doğdu.

Erbakan olmasa, Erdoğan da olmazdı” diyenler, bu açıdan haklı.

Ama kuşkusuz “Erbakan’ın mirası” ile Erdoğan’ın hareketi, yani AK Parti, bugün birbirinden epey farklı şeyler. (…)

Aslında, “keşke Saadet içindeki Erbakan-Kurtulmuş çatlağı yaşanmasaydı da, şu an Kurtulmuş ‘emanet’i tamamen devralmış bir genel başkan olarak devam etseydi” diyesi geliyor insanın.

Çünkü, açıkçası, AK Parti’nin daha da “sağında” (veya belki de “solunda”) iki ayrı muhafazakar/İslami parti fazla. Aşağı-yukarı yüzde 5’lik bir seçmen kitlesine sahip olan bu “mahalle”den son 10 yılda yükselmiş tek gerçek “lider”in Numan Kurtulmuş olduğu da ortada. (…)

Sonuçta, Numan Bey’in hem güçlü bir demokratik vizyona hem de bunu taşıyabilecek bir enerji, karizma ve derinliğe sahip olduğu ortada. Ekibi de göz dolduruyor.

Eğer “Erbakan sonrası Milli Görüş” bu istikamete yönelirse, hem kendine hem Türkiye’ye büyük bir iyilik yapmış olur.

Yoksa sadece yerinde saymış olur ki, Erbakan Hoca’nın olmadığı bir devirde, bunun pek bir cazibesi olmaz herhalde.

Mustafa Akyol, STAR

:

Tek istisna Erbakan…

Tarih boyunca Türkiye’de ya da halkı Müslüman ülkelerde elinde İslam bayrağıyla siyaset yapanların başı hiçbir zaman demokrasiyle hoş olmadı

İslam devleti tasavvurları/denemeleri şu ya da bu şekilde yanılmazlığı kabul edilen kişi veya fakih kabul edilen kişilerden oluşan grubun iradesi çevresine örülegeldi. 

Tüm İslam tarihinde bunun tek bir istisnası var: Necmettin Erbakan. (…)

Avni Özgürel, RADİKAL

:

İskenderpaşa Cemaatinden…

(…) Merhum Özal’la merhum Erbakan aynı zamanda aynı Hoca’nın talebeleri. İkisi de İskenderpaşa Cemaatinden. İkisinin hamurunda da Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin emeği var. (…)

Rahim Er, TÜRKİYE

:

Kalkınmacı hem de milli…

(…) Bir zamanlar çok eleştirilmiş, hafiften alaya alınmış 'ağır sanayi hamlesi'... Aslında büyük bir vizyon sahibi olduğunun kanıtı. Kalkınmacı hem de milli... (…)

Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan sürekli etrafıyla görüşüp hastalığını yakından izlediler. Bizler çok duymadık ama tedavi boyunca ilgilendiler. (…)

İsmail Küçükkaya, AKŞAM

:

Demirel’in AP’si adaylığını veto etti, 2 milletvekillik oy alarak bağımsız seçildi...

(…) Türkiye Odalar Birliği başkanı olarak Ankara’da iken, genel başkan ve başbakan Demirel’e danışmadan, Ekim 1969 seçimlerinde Adalet Partisi’nden adaylığını koydu. AP genel idare kurulunca adaylığı veto edilince, seçime bağımsız girdi.

Konya 16 milletvekili çıkarıyordu. 

Adalet Partisi 1965’te kazandığı 11 milletvekili ile seçime girdi ve 9 milletvekili kazanarak çıktı. 

Erbakan, tam 2 milletvekillik oy alarak bağımsız seçildi. 

Ben de Adalet Partisi Konya milletvekili seçilmiştim.

Prof. Dr. Erbakan’ın, o zamana kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde telaffuz edilmemiş şeyler söylediği, her yere girip çıktığı, çok faal bir kampanya yürüttüğü haberlerini alıyorduk.

Erbakan’ın halkımıza söyledikleri, gerçekten yeni şeylerdi. 

Mütefekkir şair Necip Fâzıl Kısakürek’in haftalık Büyük Doğu dergisinde 2. sayfada İdeolocya Örgüsü başlıklı yazılarına inanmış, benimsemişti. 

Buna Millî Görüş diyor ve millet kelimesini ulus manasında değil, Osmanlı’nın kullandığı anlamda kullanıyordu. 

Erbakan olmasa idi, Kısakürek’in idealleri dergi sayfalarını aşamayacaktı diyebilirim.

1971 askerî darbesinde Erbakan, zarar görmemek için İsviçre’ye gitti. (..)

Yılmaz Öztuna, TÜRKİYE

:

Özel banka sahiplerinin keyfi kaçtı…

28 Şubat postmodern darbesi 14 yıl önce bugün yapıldı. 

54. Hükümet'in dün vefat eden Başbakanı Necmettin Erbakan medya destekli bir Fadime-Kalkancı darbesiyle devrildi. 

Sivil siyasete yapılan bu post-modern darbe, bu ülkede 2001'de cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizine neden oldu. 

Çünkü darbecileri destekleyenlerin devlet hazinesini ve bankaları soymasına göz yumuldu. 

Sonunda vatandaşın sırtına 100 milyar dolarlık borç yüklendi.

Peki 28 Şubat darbesi niye statükocu İstanbul sermayesi tarafından desteklendi?

Bu kritik sorunun cevabı 28 Şubat'ın devirdiği 54. Hükümet'in programında apaçık veriliyor.

Öyle ki, Erbakan-Çiller koalisyon hükümetinin programında "Ekonomik kalkınmada temel esas, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş olacaktır" deniliyordu. 

İşte bu ilkeyle, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT'lerin) finansmanının tek bir havuzdan yapılması amaçlanıyordu.

Böylece finansman fazlası olan bir KİT, bundan böyle parasını özel bankaya yatıramayacaktı.

Aynı şekilde finansman eksiği bulunan bir KİT de özel bankadan kredi alamayacaktı.

KİT'lerin finansmanı, bir kamu bankasında açılan ortak hesaptan yapılacaktı ve gereksiz yüksek faiz ödemesinin önüne geçilecekti. Ama bu ilke uygulanamadı, zira statükocu İstanbul sermayesi hemen ayaklandı. 

Anlayacağınız, derenin kuşunu derenin taşıyla avlayan, parmağını kıpırdatmadan büyük paralar kazanan özel banka sahiplerinin keyfi kaçtı. (…)

Süleyman Yaşar, SABAH

:

Türkiye’nin kendi tankını, gemisini, uçağını yapması onun hayaliydi; bugün yapılıyor...

(…) Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat süreci fiilen 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarıyla bitti. 

Resmen bittiği tarih 27 Nisan 2007’dir. 

Askerin, Türkiye ve dünya gerçeğinin değiştiğinden bihaber bir hamle yaparak yayınladığı muhtıra dönüm noktası oldu. 

Erdoğan muhtemelen merhum Hocasının hiç girmeyeceği bir riske girdi; ertesi gün askerlere rest çekti. 

Ergenekon soruşturmalarıyla hesap sorma sürecinin o restle başlaması da, 2007’deki oy patlaması da rastlantı değildir. İşte Erbakan’ın gördüğü mürüvvet budur. 

Çelişki şudur ki, Erbakan’ın bütün hayallerini, yolunu kendi yolundan ayıran talebeleri gerçekleştirdi.

Türkiye’nin kendi tankını, gemisini, uçağını yapması onun hayaliydi; bugün yapılıyor. 

Bugün Anadolu sermayesi artık İstanbul sermayesidir. 

Üniversite rektörleri türbanlı kızlara selam durmuyorlarsa da, sabahları derse girmeden selamlaşıyorlar. (…)

Murat Yetkin, RADİKAL

:

Erbakan ile Mustafa Kemal arasındaki ortak nokta…

Necmettin Erbakan ile Mustafa Kemal arasında benzerlik var mıydı?
 (…)
Adlarının yan yana gelmesinin bile kimilerince yadırganacağı o kişilerin ikisi de kamuoyuna egemen olan düşünce akımlarına karşı gelmiş, doğruluğuna inandıkları yönde ömür boyu sebat göstermiş, çevrelerini örgütleyip hedefe yöneltebilmişlerdi.

Kişisel özelliklere ilişkin konular bunlar. Asıl önemlisi çağımızın rotasını etkileyen temel çizgideki ortak nokta.

Erbakan'ın en ateşli hasımları onu yererken ne derlerse desinler, Batıcı olduğunu söyleyemezler. Doğu'nun ürünü, onun uğradığı haksızlıkların düşmanıydı.

Temelde dünya görüşüm Hoca'nınkinin karşıtı. Ama o özelliği kendisini saygıyla anmama yetiyor. (…)

Refik Erduran, Sabah

:

İsteseydi milyonları sokağa dökebilirdi…

(…) Erbakan Hoca'nın o süreçte oynadığı rolün ne kadar doğru olduğunu son on yılın siyasi tecrübesi açıkça göstermektedir. 

O isteseydi milyonları sokağa dökebilirdi.

Partisinin 4 milyon 100 bin kayıtlı üyesi vardı, 6 milyonun üzerinde oy almıştı. 

Ucuz ve yanlış yola sapmadı, Türkiye İslamcılarının araziye aşina olan geleneksel yöntemini takip etti ve o tarihî konuşmasını yapıp şunları söyledi: "Bu olay (28 Şubat) bizim yolumuzda bir virgül hükmündedir. Kimin canı sıkılıyorsa, kim bağırıp çağırmak, rahatlamak istiyorsa ormana gitsin bağırsın." (…)

Ali Bulaç, ZAMAN

:

 ...Sonra Erbakan geldi. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınıp, Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla, o büyük yürüyüşü başlattı...

 

(…) İsrail'le can-ciğer kuzu sarması olmamızı istediler, olduk. 

Kore'ye asker göndermemizi istediler, gönderdik. 

Mısır ve Suriye'ye tavır koymamızı istediler, koyduk. 

Cezayir'in bağımsızlığına karşı çıkmamızı istediler, çıktık. İngiltere yeşil ışık yakmasaydı belki Kıbrıs Türklerinin hürriyet mücadelesini desteklemeye de cesaret edemeyecektik.

Sömürgecilere, emperyalistlere, Siyonistlere diklenen bir Türkiye olacak şey değildi. Müslüman kimliğini öne çıkaran, İslam dünyasını yeniden birleştirmeye ve yükseltmeye çalışan bir Türkiye zaten hiç olacak şey değildi.

Bunlar şöyle dursun, yerli sanayiden –hele yerli silah sanayiinden- dem vurmak bile ziyadesiyle ütopik bulunurdu.

Necip Fazıl "Büyük Doğu"dan, Sezai Karakoç "İslam Birliği"nden bahsedebilirdi; pek çok insan bu davaya gönül verebilirdi; ama siyasette yer yoktu bu davaya.

Yer bulunsa bile o yer çok küçük ve silik kalırdı.

Siyasete damgasını vuramazdı bu dava. Vurmasına izin verilmezdi. Rejim, statüko, uluslararası sistem muhakkak gereğini yapardı. Ne mümkündü onlarla baş etmek?

...Sonra Erbakan geldi. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınıp, Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla, o büyük yürüyüşü başlattı. 

"Hohlaya hohlaya buz dağlarını eriterek" anti Kemalizm'i, anti Siyonizm'i, anti emperyalizmi, İslam Birliği ülküsünü siyasetin göbeğine taşıdı. (…)

Hakan Albayrak, YENİ ŞAFAK

:

Bu ince nükteyi anlamayanlar…

O heyecanı hatırlıyorum. 

"Müslüman Partisi" kavramı, sihirli bir terkip olarak Anadolu'da değdiği yeri cezbeye uğratıyor, âdeta tutuşturuyordu. 

O güne kadar bütün görevleri Menderes veya Demirel gibi hayli dolambaçlı yoldan Müslümanlara -destek demeyelim ama- ara sıra onlara iltifat eden liderlere oy vermekten ibaret kitleler, ilk defa gümbür gümbür kimliğini gururla açıklayan ve bununla yetinmeyerek onlara "Ağır sanayi hamlesi" gibi pırıltılı bir kalkınma programı sunan bir adamla tanışıyordu. 

Üstelik bu adamda, ezik ve bereli gönüllere ilâç gibi gelen bir üstün vasıf daha vardı: Parlak bir makina mühendisiydi, Odalar Birliği Genel Sekreteri'ydi, üstelik profesördü ve buna rağmen Müslüman olduğunu belirtmekten çekinmemişti.

Bu ince nükteyi anlamayanlar, Türkiye'nin yakın tarihinde Müslüman kitlenin yerini ve kapasitesini de bilemezler. (…)

A.Turan Alkan, Zaman

:

Devrildiği darbe sürecinin yıl dönümünde…

(…) Erbakan’ın yaşamının sonunun, devrildiği darbe sürecinin yıldönümüne denk gelmesi gibi, akademik yaşamının en temel uğraşılarından olan tankların, onun Başbakanlığı’nı sona erdiren Sincan’daki ana aktör oluşu da şaşırtıcıydı... (…)

Mehmet Altan, STAR

:

Ciddi meseleler söz konusu olduğunda…

(…) Erbakan'ın kurucusu olduğu bu farklı çizgi sırasında bize bayağı "utopyacı" görünse de "ciddi" meseleler söz konusu olduğunda bayağı "gerçekçi" idi. (…)

Kürşat Bumin, YENİ ŞAFAK

:

Bu projelerin gerçekleştiği görülecektir…

(…) "İslâm NATO'su"ndan, "İslâm Dinarı"ndan, "İslâm BM'si"nden daha 1970'li yıllarda sözetmeye başladığını unutmayalım; adına ne dersek diyelim; bu projeler önümüzdeki 10-15 yıl içinde gerçeğe dönüşecektir. 

(…) .. onun açtığı yol, Türkiye'nin önünü açacak büyük, esaslı ve köklü bir yolculuğa çıkmamızı mümkün kılacak bütün koridorları sonuna kadar açmıştır önümüze... (…)

Yusuf Kaplan, YENİ ŞAFAK

:

Tarih, daha sağlığında haklı çıkardı…

(…) Ağır sanayi hamlesi, İslam dünyasıyla ilişkiler ve D-8 projelerinin ne kadar isabetli ve gerekli olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Tarih, Erbakan Hoca’yı daha sağlığında haklı çıkarmıştır. 

Mustafa Karaalioğlu, STAR

:

Üçüncü kırılma döneminin ve sanayi toplumunun liderlerindendi…

(…) Erbakan'ı ve 28 Şubat'ı bugün doğru dürüst kavramamış olanlar bile ileride mutlaka öğrenmek zorunda kalacaklar. (…)

Peki, Erbakan'la birlikte siyaset sahnesinde inmekte olan perde hangisidir?
Türkiye Cumhuriyeti'ne bakacak olursak siyasette gördüğümüz kırılma noktalarını şöyle sıralayabiliriz: 

1. Gazi Mustafa Kemal'in 'Anadolu İhtilali' ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması, 

2. İsmet Paşa ve Milli Şef dönemi, 

3. 1950 Demokrat Parti iktidarı, 

4. 1983 Anavatan iktidarı, 

5. 2002 AK Parti iktidarı...
Bu kırılmalara paralel olarak bir de işi basitleştirip Toffler çiftinin Üç Dalga'sını tahlile dahil etmeye çalışalım: Tarım Toplumu - Sanayi Toplumu - Bilgi Toplumu... 

Birbiri peşi sıra gelen fakat üçüne birden (Türkiye'de olduğu gibi) sık sık rastlanan üç üretim biçimi odaklı toplum yapısı...
İşte Necmettin Erbakan Hoca üçüncü kırılma döneminin ve sanayi toplumunun liderlerindendi.

Ali Saydam, AKŞAM

:

Davasına inanmışlığının açık delili…

(…) “Bre makarnacılar”, “Bre gazozcular...” gibi, insanı gülümseten ama aynı zamanda düşündüren ifadeleri, kimi çevreler tarafından sürekli bir istihza ile karşılansa dahi, o hiç aldırmadan benzer söylemlerini esirgemiyordu.

Muhalifleri tarafından ne kadar tahfif edilse de, o benimsediği üslubunu değiştirme ihtiyacı duymadı. 

Bu da davasına inanmışlığının açık delilidir. 

Ve bu kararlı tavrı ile de başarıyı yakalamıştır.
Zira insan için başarı, öncelikle hayal etmektir... (…)

İsmail Kapan, TÜRKİYE

:

“RP tabanı silahlanıyor”  yalanı, 28 Şubatçıların psikolojik harekat sloganıydı…

(…) Evvela, Erbakan şüphesiz bir beyefendi idi, yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Öfke saçan, kırıp döken, kaba saba tek tavrını hatırlamıyorum. 

Bu özellik, sadece kişiliği bakımından değil, İslamcı siyasetin militanlaşmasına meydan vermemek bakımından önemlidir.

(…) 1980 öncesinin silahlı çatışmalarına bir de Milli Görüşçüler katılsaydı ne olurdu, bir düşünün?!

İslam dünyasında İslamcı akımların yükselişi aynı zamanda radikalleşme anlamına gelirken, Türkiye’de Milli Görüş demokrasiden ayrılmamıştır.

“RP tabanı silahlanıyor”  yalanı, 28 Şubatçıların bir psikolojik harekat sloganıydı.
Demokrasi ister istemez ‘dotkrin’ kapılarının açılmasını da gerektirecekti; başı açık kadınların parti yönetiminde görülmesi Erbakan zamanında başlamıştı. (…)

Taha Akyol, MİLLİYET

:

Demokrasinin sınırları içinde…

(…) Türk siyasetinin önemli isimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Türkiye’de İslamcı ideolojinin ana akımının demokrasinin sınırları içinde kalması, büyük ölçüde onun lideri olduğu siyasi partiler sayesinde mümkün olabildi. (…)

Mehmet Y. Yılmaz, HÜRRİYET

:

Erbakan üzerinden herkes kendini temize çıkarttı…

(…) Kıvırtmayan, özü sözü bir, anti küreselleşmeci, anti Amerikan inanmış bir dava insanıydı.

(…) Sahici bir mücadele insanıydı.
Beğenin veya beğenmeyin ama hakkını teslim edin!..
Erbakan üzerinden herkes kendini temize çıkarttı. (…)
O, ahir ömründe tek bir mücadele verdi. Hak ile batılın mücadelesi..
Bunun adı 'milli görüş’'tü...

Bu topraklarda Grek-Latin-Kilise kültürüne direnen Erbakan'dı...
Allah'tan başka kimseye kul olmayanların çadırı Erbakan'dı...
Hak ile batılın mücadelesiydi.

Bu iktidar Erbakan'ın mücadelesinin meyvesidir. 

Kim itiraz edebilir?
Durduğu yerin ne olduğuna önem veren bir adamdı.
Kimine göre politik tercihleri yanlış olabilir ama yönünü asla değiştirmedi.
Bir insanın tüm yaşamını bir istikamette geçirmesi meziyettir. (…)

Serdar Akinan, AKŞAM

:

Direnç ve inat abidesiydi…

(…) Bin türlü zulüm, bin türlü ayak oyunu, bin türlü ötekileştirme numaralarının ardından nihayet başbakan oldu (…)

İşte öylesine bir direnç ve inat abidesiydi Erbakan. (…)

Olay çoktan bitmişti.
Çabası nafile, söylemi bayat, tarzı eski, yanındakiler demodeydi. (…)

Ahmet Hakan, HÜRRİYET

:

İnatçı değil, direnişçidir…

(…) Bir dönemin uzun sürmüş bir sabrıydı. (…)

İnatçı değil, direnişçidir.

Fatih Çekirge, HÜRRİYET

:

Erbakan Hoca’nın vefatıyla…

Bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat, şimdi Erbakan Hoca’nın vefatıyla, yeni bir kimliğe bürünüp, belki de demokrasimizi ölümsüzleştirecektir.

Doğduğu, yetiştiği toprakların Erbakan’a en büyük ödülü, belki de budur. (..)

Rauf Tamer, POSTA

:

Filistin’i, Bosna’yı, Afganistan’ı…

(…) Bugün vizelerin kalktığı, siyasi sınırların anlamını yitirdiği, komşularımızla, kardeşlerimizle kucaklaştığımız her adımda onun emeği var.

Filistin’i, Bosna’yı, Afganistan’ı, uluslararası sistemin çevirdiği dolapları, bir büyük medeniyetin çocukları olduğumuzu, sadece yaşadığımız ülkeden değil, tüm dünyadan sorumlu kılındığımızı onunla öğrendik.

Dün Erbakan’ın D-8 projesine hayal diye bakanlar, bugün Türkiye’nin nasıl bir güce eriştiğini görebiliyor mu acaba? (…)

Nasuhi Güngör, STAR

:

Büyük bir vizyoner ve mücadeleciydi…

(…) Erbakan diye düşününce insan onun Türk siyasetinde iki önemli işlevi olduğunu anımsıyor.
Birincisi, İslam'ı, aşağı yukarı dünya ölçeğinde bile ilk kez bu boyutlarda siyasallaştırmış bir siyasetçidir Erbakan. (…)

İkincisi, Erbakan böyle bir ideolojinin sadece teorik ve retorik bir düzeyde kalması halinde hiçbir şey ifade etmeyeceğini henüz Odalar Birliği Başkanı olduğu sırada keşfetmişti. (…)

Hiç şüphe yok ki, büyük bir vizyoner ve mücadeleciydi. (…)

Hasan Bülent Kahraman, SABAH

:

Hoca’nın yetiştirdikleri…

(…)  "Öğrencilerinin" iddialı olmasını, çıtayı yükseğe koymasını isterdi.
Boşuna değil, Hoca'nın yetiştirdikleri "bugün Türkiye'yi yönetiyor." (…)

Yavuz Donat, SABAH

:

Hep üç amaç için çırpındı…

(…) Bir Cumhuriyet çocuğuna haksız yere, hatta çoğu kasıtlı olarak yöneltilen kuşkuları, vehimleri temizlediğinizde, Erbakan'ın yarım yüzyılı aşkın siyasi hayatında hep üç amaç için çırpındığını göreceksiniz:

1- Barış ve huzur içinde yaşanabilir bir Türkiye.
2- Dış güçlerin at koşturmadığı, bağımsız bir Türkiye.

3- Herkesin insanca bir yaşam hakkına kavuştuğu müreffeh bir Türkiye.

37, 39 ve 41'inci hükümetlerin Başbakan Yardımcısı ve 54'üncü hükümetin Başbakanı Erbakan'ı saygıyla ve Türkiye'ye hizmetleri için teşekkürlerimizle uğurluyoruz. Ruhu şad olsun.

Erdal Şafak, SABAH

:

Neticede unutmayalım ki…

(…) Cenaze namazını kıldıran imam Erbakan için "Merhumu nasıl bilirdiniz" diye sorduğunda "İyi bilirdik" diyecek cemaat içinde ben de varım.
Ona hakkımızı helal ediyoruz ve çok partili demokrasimize katkılarından ötürü teşekkür ediyoruz.
Neticede unutmayalım ki ölümden öteye köy yoktur.

Mehmet Barlas, SABAH

:

Aile fertlerinin her biri çok iyi yetişmiş insanlardı…

(…) Türkiye, zor bir ülke. 'El bebek gül bebek' üzerine titrenecek nâdir özel insanlarını bile pek çok çilelere muhatap edebiliyor. Bir ceza mahkemesi reisinin oğluydu Necmettin Erbakan…

Aile fertlerinin her biri çok iyi yetişmiş insanlardı; üçü kendi alanlarında isim yapmış birer profesör... 

İTÜ'de akranlarından her zaman birkaç adım ileride bir öğrencilik hayatı... Almanya'da takdirlerin ve dikkatlerin üzerinde toplanmasını getiren doktora... Çok genç yaşta elde edilen profesörlük unvanı...

Önünde ceketini iliklemesi gereken kişilerin siyasi yanlışlıklarını nezaketle yüzlerine vurduğu için hakaretlerine tahammül etmek bile yeterince zor gelmiş olmalı. (…)

Sadece "Siyaset böyle bir şey" deyip geçemeyeceğimiz ciddiyette bir durum söz konusu…

Hayatının büyük bir bölümü boyunca Necmettin Erbakan'ın önüne sürekli engeller çıkartılmasını, aile bağlarıyla, eğitimiyle, yetişme tarzıyla, hizmet anlayışıyla açıklamak asla mümkün değildir. 

Açıklayıcı tek nokta var: İnancı... 

Hayatının bilinen her döneminde 'inançlı' ve 'inançları istikametinde yaşayan' bir insan olarak tanındı Necmettin Erbakan...

Bu da onu bir kesimin gözünde 'sakıncalı' kılmak için yetti.

Yakından tanıyanların vâkıf olduğu birçok özelliği yanında, bir de doğru bildiği yolda ısrarı, her karşılaştığı engelde onu yıkmak için hedef büyütmesi ve hemen her hedefini sonunda elde etmesiyle hizmet aşkıyla dolu birkaç nesle örnek teşkil etti; bundan sonra da edecektir.

Fehmi Koru, ZAMAN

:

Çileli yolun koşucusu…

(..) Türkiyemize ve Türk siyasetine 40 yılı aşkın bir süredir hizmet eden çileli yolun koşucusu, mahzunların ve mağdurların savunucusu Prof. Dr. Necmeddin Erbakan‘a Allah (cc) rahmet eylesin..
Mekanı cennet olsun..
Kendisine kardeşlik haklarımızı helal ediyoruz..

Sami Özey, TÜRKİYE

:

Samimi bir Müslüman…

(…) Hazreti Ömer efendimize atfedilen bir söz vardır. Der ki: "Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz!" Ne yazıktır ki, biz bunu şimdilerde, 'kendimizi hesaba çekmeden önce, başkasını hesaba çekelim'e dönüştürmüş durumdayız. (…)

Bizim siyasi ve dünya görüşümüze göre yanlış, hatta zarar veren şeyler yapmış olabilir. Ve hatta siyaseten çok büyük, fahiş hatalar yapabilir. Ama bunların hiçbiri samimi bir Müslüman olduğu gerçeğini zerre kadar değiştirmez. (…)

Öyle bir yere gitti ki, değil sizin, benim; eşinden, oğlundan bile daha çok ve yakından tanıyan 'Bir'inin yanına... Hesaba çekilmek için sırasını bekleyenlerin, bir ölüyü hesaba çekmesi kadar haddi aşmak yoktur, diye düşünüyorum. Hele ki, daha naaşının sıcaklığı gitmeden. Şimdi rahmet ile bir Fatiha okumanın zamanıdır. (…)

M. Nedim Hazar, ZAMAN

:

Siyasi hayatını resmeden tablo…

(…) Erbakan’ın katıldığı seçimlerin sonuçları tablosu gerçekte, 1973’ten 2002’ye kadarki dönemin, dayanılması güç karmaşasının işaretlerini de vermekte, koşullarını da tanımlamaktadır. Seçimlere giren 43 parti, 200 milyon oya talip olmuş, bu arada iki askeri müdahale yaşanmış, hükümetler iki yıla varmayan aralarla birbirini izlemiştir.
2002’ye kadar altı seçim süresince halk, iktidarı ona teslim etmediği gibi siyaset dışına da çıkarmadı. 

İlk kez ortak olduğu 1973 Ecevit Hükümeti de 1977 sonrasında Demirel’in Milliyetçi Cephe hükümetleri de seçimlere varamamıştır. 

1967 koalisyonu da doğal koşullarla sonlanmamıştır.
Bu tablo, Erbakan’ın siyasal hayatının da resmidir: Kabına sığmayan zekânın, gerçeklerin çok ötesindeki yerlere hedeflenmesi. (…)

Tarhan Erdem, RADİKAL

:

Dualarla, zikirlerle yolcu ediyoruz...

(..) Bugün vedalaşma günü olduğu kadar dua günü de!

"Muhakkak ki biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz" diyoruz!

"Ey Rabbimiz! Onu Salihlere ilhak et ve ona yardımcı ol, O'nu ve bizi din gününde bağışla" diyoruz!

"Ey Rabbimiz! Onun ecrinden bizi mahrum etme, onun arkasından bizi fitneye duçar etme!" diyoruz!

Evet, bugün kendisini dualarla, zikirlerle yolcu ediyoruz!

Yolcu ediyoruz ama asla ayrılmıyoruz!

Bugün yolcu ettiğimiz hocamıza bir söz vermek istiyoruz:

"Hocam sağlığında nasıl sadık kaldık ve itaat ettiysek şimdi de aynen sadık kalacağız ve itaat edeceğiz!"

İnşallah hocamız gibi son nefesimize kadar Milli Görüş'ün hakimiyeti için çalışmayı sürdüreceğiz!

Hayat ne kadar gerçekse, ölümün de o kadar gerçek olduğunun farkındayız! Her canlının bir gün ölümü tadacağına kesinkes inanıyoruz! (..)

Zeki Ceyhan, MİLLİ GAZETE

:

Vesayet rejiminin, içten sömürge sisteminin belini kırmıştır…

(…) Türkiye'nin son 50 yıllık tarihine damgasını vurmuştur.

Bu ülkede ikinci sınıf vatandaş, sömürge yerlisi, parya, esir, zenci statüsünde yaşayan Müslüman çoğunluğu uyarmış ve hak arama yoluna sokmuştur.

Vesayet rejiminin, içten sömürge sisteminin belini kırmıştır.

Milli siyasal İslam hareketinin kurucusu ve hocasıdır.

Bugünkü Cumhurbaşkanı onun talebesidir... Başbakan onun talebesidir... Devletin sivil ricalinin çoğu onun, şöyle veya böyle talebesidir.

Necmeddin beyin ülkemizde yepyeni bir çığır açmış olduğunu kim inkar edebilir?

Onun hayalinde ve hedefinde Büyük bir Türkiye vardı. Milli kimliğine ve kültürüne sımsıkı bağlı, kökünü maziden alan, kollarını istikbale uzatmış, İslam'ı iyi anlayan ve yorumlayan, çağı yakalamış büyük, zengin, müreffeh, ileri bir Türkiye.

Necmeddin beye gerici diyenin alnını karışlamak gerekir. Ondaki zeka ilerici ve çağdaş geçinen kaç kişide vardır? (..)

Mehmed Şevket Eygi, MİLLİ GAZETE

:

Kurulu düzenin uğraştığı adam oldu…

(…) Hayat sınavını "siyaset alanında" verdi ve inanırım ki, yüz akı ile göçtü bu dünyadan.

Türkiye zor bir ülkeydi, bu ülkede verdi mücadelesini. Kurulu düzenin uğraştığı adam oldu. 4 kere partisi kapatıldı, siyasi hayatının 12 yılında yasaklılık yaşadı, yıkılmadı, ayakta kaldı.

1997 zor yıllardan biriydi. Partisi için yine kapatma davası vardı ve o, gelmiş geçmiş tüm dava insanlarını ve mazlumları sembolize edercesine sanık sandalyesinde savunuyordu. (…)

Ahmet Taşgetiren, BUGÜN

:

Devlet, çok üzdü Erbakan’ı…

(…) 'Devlet' çok üzdü Erbakan'ı.

Hiç haketmediği halde, cezaevlerine yatırdı.

Oyunun kurallarını, sırf Hoca'yı engellemek için defalarca bozdu. Saadet hariç, kurduğu her partiyi kapattı.

Hoca, olağanüstü kondüsyonuyla, uğradığı her haksızlığın, her zulmün ardından, 'Bismillahirrahmanirrahim' deyip yoluna devam etti.

12 Eylül 1980'de, milletin verdiği oya silah zoruyla tecavüz edildiğini görmüştük. Birçoğumuz, 'bu iş bitti' diye düşünüyorduk. Demek ki verilen oyların bir anlamı, bir kıymeti yokmuş!

Hoca hiç oralı değildi. Hiçbir şey olmamış gibi, yeniden başladı.

Barajı geçemedi ama İsmet Özel'e 'Bize yüzde 6 derler' dedirtecek kadar oy almayı başardı.

28 Şubat'ta yeniden zulme uğradı.

Cunta, millete ihanet etti. Adalet, yargının pek umurunda değildi, Cunta sarhoşuydu, 'mütecaviz'in tarafını tuttu. Ve Erbakan'ın partisini yeniden kapattılar.

Yetmedi, Hoca'yı mahkum da ettiler.

28 Şubat'ın 'artist'leri şimdi ne yapıyorlar acaba? (…)

Hepsi ıskarta. Hepsinin isimleri kaybolup gidecek.

İsimleri kalan üç beş 'sözde sivil'in yüzlerindeki 28 Şubat lekesi hiç silinmeyecek.

28 Şubat'ta 'demokratik sicil'ini bozan Demirel.

'Durum'dan 'vazife' çıkaran Ecevit.

'Durum'u fırsat bilen Yılmaz.

Erbakan'ın çıktığı 'şeref kürsüsü'ne hiçbir zaman çıkamayacak.

Zincirbozan'da beraber olmuş olabilirler, ama milletin vicdanında hiçbir zaman beraber olamayacaklar.

Devlet, çok üzdü Erbakan'ı.

'Gelme' dedi. 'Seni istemiyorum' dedi. O, dinlemedi. 'Senin, beni istememeye hakkın yok, buna millet karar verir' dedi ve yürüyüşünü sürdürdü.

Gelmesin diye yasaklar koydu, kurallar koydu.

Hoca, 'Ne biliyorsanız yapın, ister maçın başında, ister içinde, ister sonunda kural değiştirin, ben varım' dedi ve oynadı.

'Hakem oyunları' ya da 'Hakim oyunları' olmasaydı, 'Zabitan' burnunu sokmasaydı belki de hiç kaybetmeyecekti.

Milletin verdiği oyların bir kıymeti olabileceği de, onun o ısrarlı, kararlı yürüyüşü sayesinde anlaşıldı.

Hülasa-i kelam, devlet çok üzdü Erbakan'ı.

Bu yüzden devlet, Erbakan için tören düzenlemeyi haketmiyor.

Yusuf Ziya Cömert, YENİ ŞAFAK

:

Sabah'ın 28 Şubat günü manşeti: ‘Paşa Paşa imzaladı"...

Erbakan’ın 2 yıllık başbakanlığına katlanamayanlar… (…)

28 Şubat günü Sabah’ın manşeti ‘Paşa Paşa imzaladı’ idi.

Aradan geçen zaman o zihniyetin ‘Paşa paşa tasfiyesi’ne tanıklık etti. (…)

28 Şubat, Washington’da kotarılıp sahneye koydurulan bir müdahaleydi, o nedenle kuşatıcıydı.

Cumhurbaşkanı Demirel, askerden yana tavır almıştı.

Zıtlaşma kanla sonuçlanabilirdi. 

Ayrıca, o dönemde parti içi yenilikçi kanat farklı bir siyasi çizgi izlemek üzere kolları sıvamıştı. (…)

Erbakan’ın 2 yıllık başbakanlığına katlanamayanlar, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı, Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi bir rekora giden Başbakanlığı gerçeğini kabul etmek durumunda kaldı. (…)

Ergun Babahan, STAR

:

MSP’nin “Marksist-Leninist” kolu…

(…) Erbakan Hoca’nın gazetecilerle yakın dostluğu vardı; Uğur Mumcu, Uluç Gürkan, Teoman Erel’le birlikte katıldığımız Konya milletvekili Şener Battal aracılığıyla yapılan “mantı” davetlerinde bizlere “MSP-ML” diye takılırdı. MSP’nin “Marksist-Leninist” kolu! Hocayı severdik. (…)

28 Şubat sürecinde Milliyet’in yayın yönetmeni olduğum dönemde eski dostlukları korumakta zorlandık.
Erbakan medyayı, biz de “Siyasal İslamcı” yönü ağır basan iktidarı eleştirdik (…)

Derya Sazak, MİLLİYET

:

Erbakan'ın Müslümanlığı pek çok kimseye fazla geldi…

(…) Erbakan'ın Türkiye İslamcılığına ne kattığı ile neler götürdüğü tartışması bugünün konusu değil şüphesiz. 

Türkiye İslamcılığının anlaşılmasında en önemli kavşak noktalarından biri Erbakan'ın anlaşılması, yerli yerine oturtulması ile alakalıdır. Bu da yaptıklarının hakkını teslim etmek kadar nasıl yaptığının kritiğini de getirir.

Erbakan çizgisi ile yüzleşmek hem Türkiye'nin kendisiyle hem de özelde İslamcıların kendileriyle yüzleşmeleri anlamına gelir. (…)

Erbakan'ın en önemli işlevi, 70'li yıllardan itibaren muhafazakar, İslami hassasiyeti olan kitleleri sağ siyasetin içinde erimekten kurtarmasıdır.

Erbakan faktörü olmasaydı bu kitlenin Demirel siyasetinin içinde himayeye muhtaç temsili azınlık işlevinden öte bir anlamı olmayacaktı. 

Bugün siyasal İslam denilen siyasal aktörden bahsediliyorsa bu durum Erbakan faktörü olmadan açıklanamaz. (…)

Kendine ve davasına bu denli "kesin inançlı" liderliği ile şunu teslim etmekte yarar var: Erbakan'ın Müslümanlığı pek çok kimseye fazla geldi. (…)

Akif Emre, YENİ ŞAFAK

:

Karadayı, Bir ve Özkasnak’tan katbekat üstün biri iken…

(…) 28 Şubat’taki hasımları İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Güven Erkaya veya Erol Özkasnak’tan katbekat üstün meziyetlere sahip bir kişilik iken bu kişilere mağlup oldu! Direnemedi!

Neden 5 gün direndikten sonra kendisini bitireceği aşikâr 28 Şubat bildirisine ve/veya Başbakanlık Çalışma Grubu’nun kuruluş kararnamesine imza attı?

Neden “Başbakanlığı alın başınıza çalın” diyemedi?

Bendeki cevabı basittir.

Rahmetli iktidara tutku seviyesinde sevdalı idi de, ondan! (…)

Cüneyt Ülsever, HÜRRİYET

:

Erbakan Hoca tek başına iktidar değildi; çok uyumlu olmayan bir koalisyonun başbakanıydı…

(…) Son günlerde 28 Şubat sürecinde yeterince sert tepki göstermemekle, direnmemekle eleştirildi. 27 Nisan bildirisi karşısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği tepkiyi vermemekle suçlanıyordu.

Erbakan Hoca, kendi siyaset anlayışı ve üslubu içinde 28 Şubat’tan kurtulmaya çalıştı.

Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997’de yapılan toplantısında alınan kararlar üzerine istifasını vermedi. O günün koşullarında hükümeti yürütmeye çalıştı. Nitekim 28 Şubat’tan 5 ay sonra istifa etmek zorunda kaldı.

Ayrıca Erbakan Hoca tek başına iktidar değildi; çok uyumlu olmayan bir koalisyonun başbakanıydı. Meclis’te çoğunluğu yoktu.

Erbakan Hoca’nın 28 Şubat sürecinden kurtulmak için gösterdiği gayreti en yakından bilenlerin başında, o zaman Devlet Bakanı olan bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelir.

Hoca, 28 Şubat bildirisine yanıtı “erken seçim”le vermeyi düşünüyordu. 

Siyasi koşullar ve Meclis’teki sandalye sayısı uygun olsa, erken seçim kararı aldıracak ve seçimlere de başbakan olarak girecekti. 

Ancak parçalı parlamentoda Erbakan’ın seçim kararına evet diyecek başka siyasi parti grubu yoktu.

Erbakan’ın çıkış yolu olarak gördüğü, mümkün olan en kısa zamanda erken seçim talebini, o zaman Erbakan’a en yakın isimlerin başında gelen Devlet Bakanı Abdullah Gül, 28 Şubat’tan bir hafta sonra yaptığım bir söyleşide dile getirmişti. Ancak bu talep, diğer partilerden destek görmedi. (…)

Fikret Bila, MİLLİYET

:

Çok kalleş, zamana yayılan bir darbe türüydü 28 Şubat…

(..) Erbakan Hoca’ya en zalim haksızlık, 28 Şubat’da yapıldı. 14 yıl önce.

28 Şubat, askeri darbeler ve müdahaleler tarihimizin en kalleşçesiydi. Elindeki silahlı birliklerle, Ankara ve İstanbul’da radyoevine el koyan, Cumhurbaşkanı Köşkü’nü kuşatan ya da siyasi parti liderlerini ve mensuplarını evlerinden toplayan eski darbecilerden farklıydı, 28 Şubat’ın darbecileri.

Medyanın neredeyse tümünü, yazılı basın ve televizyon kanallarıyla birlikte ele geçirmişlerdi. İnanılmaz bir “beyin yıkama” faaliyetiyle aylarca “psikolojik harekat” yaparak, kamuoyunun beynini zehirlediler. Meslek kuruluşlarını enfekte ettiler, kirlettiler. Toplumun dokularına nüfuz ederek, “Postmodern Darbe” yaptılar.

Daha önceki darbeciler, üniformalarıyla seçilebiliyorlardı. 28 Şubat’çı üniformalıların önünde gözleri örten, zihinleri saptıran “içimizdekiler”, “bizim mahalledekiler” mebzul miktardaydı.

Bunların bir bölümü, “darbe notları” ve “Ergenekon iddianamesi”yle, “Balyoz Planları” ile ortaya saçıldı. Yine de 28 Şubat’ın “vurucu gücü” medyada cirit atmaya devam edenleri var, hem birçok kişiyi akıl tutulmasına uğratarak ve yollarını saptırtarak. 2007’deki “Cumhuriyet mitingleri”nden beri bunlarla sık sık karşılaşıyoruz.

Çok kalleş, zamana yayılan bir darbe türüydü 28 Şubat. 

Öncekilere hiç benzemiyordu, o nedenle “1000 yıl süreceği”nden söz eden Genelkurmay başkanlarını işittik. “Postmodern Darbe” idi o.

“Postmodern Darbe”nin “konjonktürel siyasi hedefi”, Başbakan Necmettin Erbakan idi ama toplumumuzun tümüydü, hepimizdik. (…)

Erbakan Hoca, öyle bir “yıldönümü”nde son nefesini vererek ve bugün çok büyük olması kaçınılmaz olan cenaze töreniyle, “28 Şubat tabutu”nun kapağını örttü.

28 Şubat’ın cenazesi kalkabilir artık. (…)

Cengiz Çandar, RADİKAL

:

28 Şubat’ın generalleri ve gazetecileri anlamadılar onu...

(…) Belki de, “Cumhuriyet kuşağının serencamını” en iyi Erbakan’ın ve çağdaşlarının hayatı özetliyordu.

(…) Cumhuriyet’ten andaç “Yeni Türkiye”yi kuran ve “taşra”ya özgüvenini kazandıran liderlerden biriydi. Belki de, en mühimiydi.

Bu ülkenin ruhuna yabancılaşmış kadrolar, özellikle “bin yıl sürmesi tasarlanmış” yıkım projesini “kurtuluş” diye dayatan 28 Şubat’ın generalleri ve gazetecileri anlamadılar onu... Anlamak istemediler.

Bu millet anlıyor...

Bereket anlıyor ve gereğini yapıyor. (..)

Ahmet Kekeç, STAR

:

Erbakan Hoca bir liderdi…

(…) Askerden çok çekmiş olmasına rağmen kamuoyu önünde askere yönelik herhangi bir eleştirel çıkışını anımsamıyorum. 28 Şubat sonrasında bile askere eleştiri getirmedi. (…)

Belki bir yandan Hoca’nın bu Nuh deyip peygamber demeyen tarafı, diğer yandan 28 Şubat tecrübesidir ki, Refah’ın içinden Tayyip Erdoğan’la Ak Parti’yi tarih sahnesine çıkarmış oldu.
Erbakan Hoca bir liderdi.
Siyasetin bir maraton koşusu olduğunu bilen, kendi doğru bildiğini sonuna kadar sabırla götürebilen, inatla savunabilen bir lider...
Milli Görüş’ü şiddetin dışında, demokrasi oyununun içinde tuttu. İslam ve demokrasi bakımından önemli bir olaydı bu... (…)

Hasan Cemal, MİLLİYET

:

İman dolu yüreğe, müspet akla sahipti…

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye için bir şanstı, ama, ülkenin bu şansı iyi kullandığını söylemek çok zordur.

Türkiye siyaseti için belirleyici özelliği kişiliğinden kaynaklanır. Türkiye’nin hoyratlığı bu kişiliğin küresel dengelerdeki önemini de tam olarak kavrayamadı. (…)

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İslami hassasiyeti yüksek, muhafazakar çizgideki bir hareketin liderliğini yapan dünyadaki  tek “müspet ilimler” hocasıydı.

(…) Soğuk Savaş yıllarının yeniden yapılanan devlet mekanizması için Erbakan ve temsil ettiği değerler bütünü yok edilmesi gereken kavramdı. Sistem, onlara, kentlerin varoşlarını, kasabaların arka sokaklarını uygun görmüştü!..

Dışlanmak siyasi linç anlamına geliyordu. Mollalar ve radikal imamlar, başka ülkelerde böyle durumlarda silaha sarılmayı, cihat açmayı telkin ediyorlardı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yetiştirdiği kadrolar, bütün zorluklara karşın demokrasi zemininde mücadeleyi tercih ettiler. 

Partileri sürekli kapatıldı, onlar, sokağa çıkmaktansa yeni bir parti kurmayı seçtiler. “Seçimle gelen, seçimle de gitmesini bilen” Avrupalı Müslümanlar olmayı bütün radikal söylemlerin üstünde tutmayı başardılar.

Bu başarının altındaki ana imza Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır... İman dolu yüreğe, müspet akla sahipti... O’nun bu yapısı, Türkiye’yi radikal ve kanlı hesaplaşmaların ülkesi yapmadı... (…)

Ardan Zentürk, STAR

:

Susurluk'a duyulan tepkiyi iktidar aleyhine çevirmişlerdi…

(…) 1979'da İran devrimiyle Humeyni'nin başa geçmesi ve İslâm Cumhuriyeti'ni kurması, dünyada bir dalgalanma yarattı. 

12 Eylül 1980 sonrası, Milli Selâmet Partisi'nin de kapatılmasıyla, insanlar, derin bir hayal kırıklığı yaşadı. 

Milli Görüş gençliği, İran örneğini de göstererek, "Bu iş sandıkla olmuyor, devrim yapmalıyız" demeye başladı. 

Ama Erbakan, bu çağrılara kulaklarını tıkadı; Refah Partisi'ni kurdu; iktidar kavgasını hiçbir zaman yasadışı bir çizgide yürütmedi. Sistem onu dışlamaya çalıştı fakat, o, demokratik sistemin bir parçası olarak kalma ısrarını sürdürdü. (…)

Susurluk düzeninde onun bir günahı yoktu. Ama, başarılı bir psikolojik harekâtla, Susurluk'a duyulan tepkiyi iktidar aleyhine çevirmişlerdi. 

Sokağa çıkan insanlar, Susurluk'un yanı sıra, Refahyol'u da protesto eder olmuştu. 

Nitekim, aynı çerçevede Erbakan'ın Susurluk'a "Fasa fiso" dediği de iddia edilir. Halbuki, "Siz Susurluk'un üzerine gitmiyorsunuz" sözü üzerine Erbakan, "Bu iddialar fasa fiso" anlamında konuşmuştu. (…) parti kapatan zihniyet eleştirileceğine, daha büyük mağduriyete uğramamak maksadıyla alınan tedbir, suç gibi sunuldu. Anayasa Mahkemesi, Refah'ı kapatmasaydı, "1 trilyon" davası da olmayacaktı. 

Nazlı Ilıcak, SABAH

:

Madem öyleydi post modern darbe yaparak adamı niye başbakanlıktan alaşağı ettiniz…

(…) Hadi iktidarın adamlarını geçtim.. Eski Hoca’ları, aynı tabandan enerji alıyorlar o kadar olacak diyelim..
Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasına ne diyelim..

‘Ülkemize yaptığı büyük hizmetler daima anılacaktır’ denilmiş.. Büyük siyaset adamı  olduğunun altı çizilmiş..

Madem öyleydi post modern darbe yaparak adamı niye başbakanlıktan alaşağı ettiniz..

Bıraksaydınız o büyük hizmetlerini biraz daha yapsaydı.. 

Adamı neden siyasi yasaklı hale getirdiniz.. 

Elini kolunu bağladınız..
Madem büyük devlet adamıydı, MGK’dan bildiri çıkartıp neden buram buram terlettiniz..
Yapmadığınızı bırakmadınız!.. (…)

Mehmet Tezkan, MİLLİYET

:

Madem büyük hizmeti vardı, neden devirdin?

TÜRKİYE’nin sanayileşmesiyle ilgili büyük projesi:

“Yüz bin tank, yüz bin motor...”

Mitingde toplanan üç yüz, dört yüz kişiye karşı:

“Bizi dinlemeye gelen, Milli Görüşe iman eden siz on binlerce kardeşimizin...”

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında CHP-MSP koalisyonunda:

“CHP kaçtı, Kıbrıs’a çıkmaya biz karar verdik...”

28 Şubat darbesiyle iktidardan düştükten sonra:

“Komutanlar bana teşekküre geldiler. Onlarla bir seans yaptık, yanlış yerde durduklarını anladılar, iki seans daha yapsaydık, hepisi (hepsi değil, hepisi) Milli Görüşe gelecekti”. (…)

Doksan yıllık Cumhuriyet’te İslam’ın siyasette temel rollerden birini oynamasında Erbakan’ın muhteşem katkısı unutulmaz.

Kendisi gerçeklerden koparken, onun öğrencileri, bugünkü AKP yönetimi, o katkıyı daha rasyonel bir çizgiye oturtuyor. (…)

ERBAKAN’ın ölümü üzerine en garip açıklamalardan biri Genelkurmay’a ait:

“Değerli bilim ve siyaset adamı olarak ülkemize yaptığı büyük hizmetler daima hatırlanacaktır.”

Yirmi yıla yakın Ankara’da gazetecilik yaptım. 

O yılların bir bölümünde Erbakan’ın MSP’si CHP ile koalisyonda, bir bölümünde Erbakan yine iktidar ortağı. Tanık olduğum tüm konuşmalarda askerler Erbakan’ı sürekli eleştiriyor. Birebir tanıklık bir yana, 28 Şubat darbesi doğrudan Erbakan ve ekibini iktidardan düşürmeye yönelik.

Madem büyük hizmeti vardı, neden devirdin? Madem devirdin, şimdi büyük hizmetiyle övmek ihtiyacı neden? (…)

Yalçın Doğan, HÜRRİYET

:

Hiç de başarısız olmadı o siyasi taktikler…

(…) Bir zamanlar 50 bin tank, 100 bin uçak yapmaktan söz ederdi. Bu rakamları hararetle ve inanarak savunurdu. 

70’lerde Taksim’de bir mitingini izlemiştik. Meydanda 5 bin kişi ya var ya yoktu.. Hoca ikide bir:
- Şu anda karşımda duran yüz binlerce kişiii, diyor başka bir şey demiyordu.
Biz Hoca yine desteksiz atıyor diye düşünüyorduk. 

Meğer hesap başkaymış. 

Meğer miting teybe  alınıp Anadolu kent ve köylerine dağıtılıyormuş. Hoca bantları dinleyecek halkı etkilemek için öyle konuşuyormuş. Hiç de başarısız olmadı o siyasi taktikler. Sonuç meydanda... (…)

Melih Aşık, MİLLİYET

:

Türkiye’nin “seçkin”leri de bu laflara gülüyordu…

(…) Necmettin Erbakan’ın Türk siyasetinde temsil ettiği görüşün hâkim zümrelerce yadırganması doğaldı. Ağır sanayi kuracağız diyordu. 40 bin tank imal edeceğiz... Türkiye mazlum milletlerin kurtuluşuna önderlik edecek... Faizsiz, sömürüsüz bir ekonomik düzen kuracağız... vs. vs. diyordu. Hem de Türkiye’nin bir sente muhtaç olduğu günlerde söylüyordu bunları.

Türkiye’nin “seçkin”leri de bu laflara gülüyordu.

Bugün Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisi. Bölgesinde sözü geçen, dünyada itibarı olan bir ülke. İçeride ise oligarşik yapılar tasfiye oluyor ve millet iradesine dayalı demokratik yapı güçleniyor. Hasılı kelam işler fena gitmiyor.

Gerçi Erbakan’ın ve Erbakan neslinin hedeflediği Türkiye’ye henüz ulaşılmış değil. 

Ama geldiğimiz noktada hiç değilse bunun mümkün olduğunu görebiliyoruz.

Kurdukları “hayal”lerin gerçeğe dönüşebileceğinin işaretlerini görüyoruz artık.

Şunu da görüyoruz: Bugün gelinen yer büyük ölçüde Erbakan’ın ve arkadaşlarının kurduğu “hayal”lerin eseri.

İbrahim Kiras, STAR

:

Hiçbir görüşüne katılmasanız da, karşınızda bulduğunuz zekâdan biraz etkilenerek çıkardınız yanından…

(…) Hep yüksek hedefleri ve bu hedefleri sürükleyen büyük hayalleri vardı. Hayalleri bazen gerçekliğin sınırlarını zorlama noktasına kadar varabilir, hatta bazen bu eşiği geçtiği de olurdu. Siz “Bu kadar da olmaz” diye içinizden tepki verseniz de, o, atını son sürat süren bir süvari gibi doludizgin hayalinin peşinden gitmeye devam ederdi.

Hedefleri bazen kendi çapında küresel bir meydan okumaya dönüşebilirdi; 1996’da Başbakan olarak çıktığı Uzakdoğu seferinde Batı’nın dünyadaki teknolojik ve ekonomik üstünlüğüne son vermek üzere Müslüman ülkeler arasında D-8 örgütünün kurulması önerisini ortaya atması gibi...

Bu meydan okumanın gerisinde kuşkusuz bilinçaltında da kuvvetli bir yer tutan Batı dünyası ile hesaplaşma, Batı’yı alt etme düşüncesinin rolü inkâr edilemez. 

Sıra dışı bir zekâsı vardı. Bulunduğu ortamda zekâsıyla da üstünlüğünü hissettirirdi. Hiçbir görüşüne katılmasanız da, karşınızda bulduğunuz zekâdan biraz etkilenerek çıkardınız yanından. (…)

Ve onun lügatinde pes etmek yoktu... Herhalde en önemli özelliklerinden biri, en büyük yenilgilerden sonra bile her seferinde azimle, inatla mücadeleye kaldığı yerden devam etmesiydi. . (…)

Sedat Ergin, HÜRRİYET

:

Refah Partisi'nin kapatılması üzerine yaptığı bir konuşmada…

(…) Farklı bir siyasi gelenekten gelen biri olarak, Erbakan Hoca'ya şimdiden geriye doğru baktığımda bir hakkı teslim etmeliyim. 

Gençlerin birbirini boğazladığı bir ortamda, "Milli Görüş" çizgisindeki gençlerin şiddet ortamına savrulmalarına engel olmayı başarmıştır. (…)

Erbakan Hoca'nın kimilerine göre abartılı müslümanlık vurgusu gerçekte diğer siyasi partilerin dinin toplumsallığı karşısında kendilerini gözden geçirmelerine ve yeni tanımlamalar yapmalarına sebep olmuştur. (…)

Bir çoğumuz Erbakan Hoca'nın "28 Şubat kararları" karşısındaki görünürde pasif sayılan tutumunu eleştirdik ama, işte o dönem de artık geride kaldı. Refah Partisi'nin kapatılması üzerine yaptığı bir konuşmada şunları söylemişti:

"Bu vatan, bu ülke bizimdir. Olay aslında tarihin akışı içerisinde fevkalade basit bir olaydır. Bundan dolayı huzuru, sükuneti muhafazaya her zamankinden daha fazla riayet etmeliyiz. Bu hususta söyleyeceklerim şunlardır: Bu alınmış olan karar, bir kere daha ifade ediyorum, tarihin akışı içerisinde basit bir noktadır." (…)

Abdullah Muradoğlu, YENİ ŞAFAK

:

1974 çıkartmasında Kıbrıs'ın tamamını almak isteyen siyasi lider olarak bilindi…

(…) Anormal olan Cumhuriyet rejimine "nizam" vermek için yola çıkmıştı.

Daha ilk adımda kurduğu Milli Nizam Partisi kapatıldı. 1973 yılında "Milli Görüş" eksenin de ülkeyi "selamete" ulaştırmak için Milli Selamet Partisi'ni kurdu ve o yıl yapılan seçimlerde 48 milletvekiliyle Ecevit hükümetinin ortağı oldu.

1974 çıkartmasında Kıbrıs'ın tamamını almak isteyen siyasi lider olarak bilindi. (…) 

89 Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra yeni bir dünya kuruluyordu. Mevcut statükocu sistem Refah Partisi'nin iktidarını içine sindiremiyor ve tuzaklar kuruyordu.

Refah yönetimi ise süreci iyi yönetemediği gibi küresel dünyayı anlamakta da geç kaldı. Böylece vesayet rejiminin baskısı ve küresel sürecin dayatmasıyla refah içinde bir "fazilet" arayışı başladı.

O geleneğin ilk yol ayrımıydı bu... Fazilet Partisi sonrası "Milli Görüş" hareketi iki hat üzerinde gelişti. Biri dünyayla, demokrasiyle buluşmaya çalışan, öteki sadece "milli" kalan.

Saadet ikinci yolu, AK Parti ise birinci yolu izledi. Ve 2002'deki iktidarıyla Türkiye'nin dindar, muhafazakar kesimlerini merkeze taşıdığı gibi, toplumun büyük çoğunluğunu da ortak bir demokrasi anlayışında bir araya getirdi.

Erbakan Hoca, sadece Türkiye ölçeğinde değil dünya "Siyasi İslam"ı açısından hem dikkate alınan, hem de laik demokratik sistem içinde siyaset yapma yeteneğiyle izlenen bir liderdi. 

O siyasi çizgi Türkiye'nin ana damarlarından biriydi ve kendini yenilemeyi bildi. 

Bu nedenle de iki cumhurbaşkanı, dört başbakan çıkarmayı başardığı gibi bugün İslam coğrafyasıyla batı arasında da siyasi model durumunda. Erbakan Hoca belki Cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasını başaramadı ama başarılması için önemli bir siyasi zemin hazırladı. 

Bugün Türkiye'nin bölgesinde laik, demokratik, hukuk devleti olarak anılıyorsa ve bu özelliğiyle güven veriyorsa bunda Erbakan Hoca'nın önemli bir katkısı var. 

Mahmut Övür, SABAH

:

Çok haksızlığa uğradı ama asla umudunu yitirmedi…

(…) Siyasi görüşünün temeli, ekonomik ve siyasi tam bağımsızlıktı.

Yolu, yöntemi tartışılsa da...

İster beğenelim, ister beğenmeyelim, ortaya, "Milli Görüş" diye bir kavram attı.

Bu kavram etrafında milyonları birleştirdi. 

Sonunda ayrılıklar kırgınlıklar olsa da, iki gündür ortaya çıkan tablo, birbirleriyle küs-barışık, seven-sevmeyen yüzlerce deve dişi gibi siyasetçiyi Erbakan'ın hatırası önünde bir araya getirdi.

Çok haksızlığa uğradı ama asla umudunu yitirmedi.

İyimserliği, başta karikatüristler olmak üzere, mizaha dönüşse de o, hep inandığı yolda yürüdü. "28 Şubat" talepleri altında, 30-40 yıllık siyasi hareketi ezildiği anda bile, başta Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmak üzere, devleti temsil eden hiç kimseyi ve hiçbir kurumu hedef alacak bir hareket içinde olmadı. (..)

Meliha Okur, SABAH

:

Dönemin ‘sivil’ liderlerinden destek bulamamıştı…

(…) Erbakan, gecikerek de olsa demokrasiyi ve sivil siyaseti korumak için elinden gelen gayreti göstermiş ama dönemin ‘sivil’ liderlerinden destek bulamamıştı.

28 Şubat kararları sonrası seçim ilan etmek bile askerin girişimini yarıda bırakmaya yeterdi. 

Bakın 2007’de 27 Nisan sonrası seçim ilan edildi, askere de susup oturmak kaldı. 

28 Şubat da öyle bitti zaten. (…)

İsmet Berkan, HÜRRİYET

:

Kapanan Vatan Caddesi…

(…) Hâlâ deniyor ki:

“Bir devir kapandı.”

Söyleyeyim ben size kapananı...

Vatan Caddesi!

Yılmaz Özdil, Hürriyet

:

Hoca'ya gönül borcumuz var…

(…) Hoca'ya gönül borcumuz var.

O, rejimin yumruğunu sırtında, tokadını yüzünde hissederek yaşayagelen dindar kitlelerin ilk ve en uzun süreli umuduydu. 

Bu umut, hışma da uğradı, küçümsendi de, cefa da çekti; fakat nezaketinden, nezafetinden, kavlen ve fiilen zarafetinden bir an bile ödün vermeden hak bildiği yolda yürüdü. (…)

Allah; nurların, ikramların, feyizlerin, lütufların, sevapların, nimetlerin, bağışlamaların, merhametlerin, mağfiretlerin cennet suları gibi aktığı makamlara eriştirsin.

Peygamber sancağı altında gölgelendirsin...

Özlem Albayrak, YENİ ŞAFAK

:

Elveda cânım efendim!...

Bir ömür hor görülen, hep sana hayran elvedaa!.. Bilmedik kadrini heyhat , sen ki cânân elveda!..

Milletin derdiyle hem-dert yaşadın "âh" ederek,

Milletimden bir kısım takdîre şâyan  elvedâ!..

Kimlerin ardına düşsün bu ezilmiş  fukarâ!?..

Korkarım şimdilik pey sürmede düşman elveda!..

Sen ki bir ömrü bitirdin bize hep rehber olup,

Âh efendim, gidişin etti perîşan... Elvedâ!..

Ey bu âlemde güzel ad bırakan âlî Cenap,

Cümle âlem hüsn-i ahlâkına hayran... Elvedâ!..

Tâ ebed-müddet ölümsüz yeni bir yurda giden,

Âh eden dostlarının gözleri giryân...Elvedâ!..

Mânevî gölgeni lütfet, korusun tâ haşre kadar.

Arz-ı tâzîm ederiz, sahibi meydân... Elvedâ!..

Terk edip gittin efendim, bizi üzdün, mutlu git.

Bekliyor zâtını Peyğamber-i Zîşân...Elvedâ!..

Yasin Hatiboğlu, MİLLİ GAZETE

:

İnna lillah ve inna ileyhi raciun...

Onun biyografisi şöyle başlar: 29 Ekim 1926 yılında Sinop’ta doğdu. 

Babası Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. 

Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif şehirlerde geçen Erbakan’ın annesi de Sinop’un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım’dır. 

29 Ekim günü Sinop’ta doğdu ve 27 Şubat’ta Ankara’da vefat etti.. 

85 yaşındaydı ve seçimler için Anadolu’ya sefere çıkmaya hazırlanıyordu.. (…)

1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’ne gitti. 

II. Dünya Harbi’nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan Erbakan, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul’a döndü.

İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olma başarısını gösterdi.

60 darbesinden sonra Devrim otomobili ile adından söz ettirdi. 

Ardından Gümüş Motor tecrübesi.. 

O günlerde Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin tavsiyesi ile, Hasan Aksay tarafından siyasete davet.. 

Odalar Birliği’nde verilen mücadele. Konya’dan bağımsız adaylık.. 

Sonrasını biliyorsunuz.. (…)

Erbakan Gümüş Motor’dan bu yana her zaman siyasette adından söz edilen bir lider. İslam dünyasının birliği, ekonomik kalkınma konusu onun gündeminde hep öncelikli konuları arasında idi. 

İslam Ortak Pazarı, İslam NATO’su, İslam Birleşmiş Milletleri gibi daha bir sürü proje.. 

Adil düzen, Milli Görüş, Ağır Sanayi Hamlesi, iktisadi bağımsızlık savaşı, D8..28 Şubat’a bir gün kala hayata veda etti..

Çileli bir hayat yaşadı. 

Tek parti döneminde, bir Ağır Ceza reisinin dindar oğlu olmak kolay bir şey olmasa gerek. 

Hitler sonrası Almanya’da doktora. 

Dönüyorsunuz 60 darbesi.. 

Ve ardından çileli bir yolculuk.. 

12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat..

Dile kolay, son 50 yılda Türkiye’nin yakın tarihinde nereye bakarsanız bakın onun ve arkadaşlarının mücadelesinin izlerini göreceksiniz.

Bugün onun talebeleri iktidarda..

O artık aramızda değil. 

Her canlı ölecektir. 

Onun da dünya sürgünü bitti. 

Şimdi çocukları, arkadaşları, onun maddi ve manevi mirasını, arkasında bıraktığı kurumları, çileli bir ömrün mirasını nereye ve nasıl taşıyacaklar göreceğiz.

Erbakan’ın mirasına sahip olmak ve onun hakkını vermek kolay bir iş olmasa gerek. (…)

İstanbul’da cenaze namazı kılınacakmış.. Resmi tören istememiş..

Bir tanık daha ayrıldı aramızdan.. 

Allah rahmet eylesin. (…)

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

Abdurrahman Dilipak Yeni Akit

:

28 Şubat 2011 tarihli gazete köşe yazıları…

Kısaltarak alıntıladığımız yazılarda yer alan başlıklar, geneli yazının içersinden ve bize aittir.

dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
KAYIHAN 1461 2018-02-28 09:03:01

Çok yerinde, çok anlamlı ve çok güzel bir çalışma.
Dikgazete ve Sacit Beyi tebrik ediyorum.
Necmettin Erbakan Hoca, herkesi etkilemiş, hatta hemen bütün gönüllere nüfuz edebilmiş ender bir insan ve siyasetçiydi.
Onu bu şekilde öne çıkaran asıl vasıfları samimiyeti, çalışkanlığı, büyük ufku ve milli duruşuydu.
Erbakan Hoca; sanılanın ve tahmin edilenin çok ötesinde Türkiye ve dünya ölçeğinde derin tesirler bırakabilmiş ve insanlık tarihine malolmuş bir şahsiyettir.
Allah (cc) rahmet eylesin.

Avatar
Meraklı 2018-02-28 18:11:31

Baktım da o günkü 60 köşe yazarından kaçı bugün yerinde duruyor sayamadım. Rahmetli Hoca, ise dahada büyüyerek yerini ve konumunu muhafaza ediyor... Allah mekanını cennet, rütbesini aali eylesin...

sanalbasin.com üyesidir